Author Archives: İsmail TURGAY

  • 0

ANAMUR’DA İLK’LER

Category : Uncategorized

Gazi Mert

ANAMUR’U TANIYALIM: ANAMUR’UN ÖNCÜLERİ VE ANAMUR’DA İLK’LER…

ANAMUR’U TANIYALIM: ANAMUR’UN ÖNCÜLERİ VE ANAMUR’DA İLK’LER…

2010 yılında Anamur’da yeni bir dernek kurulmuştu.

Adı: “ Anamur Kalkındırma ve Yaşatma Derneği” idi.

Dernek Anamur‘ un ileri gelenlerinden Sayın Sami Kahraman tarafından kurulmuştu.

Dernek kuruluş aşamasını tamamladıktan sonra ilk çalışmasına başlatmış, zor bir görev üstlenmişti.

Bu çalışma Anamur’un ilçe oluşundan buyana geçen zaman içerisinde Anamur’un gelişmesine katkıda bulunan İLK 100 kişiyi belirlemek şeklindeydi.

Dernek başkanı Sayın Sami Kahraman, telefonla görüşmemizde zor bir görev üstlendiklerini belirtmiş ve tespit edecekleri ilk 100 kişiye ANAMUR’UN ÖNCÜLER adını vereceklerini söylemiş ve : “ Büyük fedakârlıklar yaparak bazı İLK’ leri gerçekleştirmiş, topluma öncülük etmiş kişilerin daima anılmasını ve gençler tarafından tanınmasını amaçlıyoruz .”demişti.

Sayın Kahraman, Dernek yetkilileriyle birlikte titiz bir çalışma sonunda Anamur’a öncülük eden İLK 100 KİŞİ’yi belirlemiş ve Kaplan Sinemasında bir tören düzenlenmişti.

Törende; Anamur’a öncülük etmiş kişilerden hayatta olanların kendilerine, hayatta olmayanların ya da törene katılamayanların yakınlarına birer plâket verilmişti.

Anamur’un öncüleri aynı zamanda Anamur’un İlk’leri olarak nitelendirilmişti.

 

ANAMURDA İLK’LER şu şekilde tespit edilmişti:

1-İLK BAKAN  – CAFER SADIK KUTLAY

2-İLK BÜYÜK ELÇİ – BURHANETTİN MUZ

3-İLK TRAKTÖR VE OTOMOBİL BAYİİ – YILDIRIM NASUHOĞLU

4-İLK SERA – MURAT ERDEM

5-İLK UN FABRİKASI -FERİDUN TÜRKAY

6-İLK RADYO İSTASYONU – ALİ GEDİK

7-İLK KUYUMCU – -KUTLAY ALAN

8-İLK BAYAN MARATONCU – ZELİHA AKDENİZ

9-İLK SERADA MUZ ÜRETİMİ – GÜNAYDIN MUZ

10-İLK MATBAA VE GAZATE – GÜNGÖR TÜRKELİ

11-İLK PETROL ÜRÜNLERİ BAYİİ – ABDURRAHMAN TÜRKELİ

12-İLK OTOBÜS İŞLETMECİLİĞİ – BURHANETTİN TURAN

13-İLK BAŞHEKİM – ALİ MERT

14-İLK HIZAR ATÖLYESİ – KAMİL KAPLAN

15-İLK TAVUKÇULUK – KEMAL KÖRHASANOĞULLARI

16-İLK MİLLETVEKİLİ – NAİM ULUSAL

17-İLK BELEDİYE BAŞKANI – MEMİŞ ÇAVUŞ

18-İLK 5000 METRE ATLETİ – FATMA ERKAN

19-İLK SÜT MANDIRACILIĞI – TAHİR SOYDEMİR

20-İLK TERZİ – ÇOLAK MUSTAFA

21-İLK BAYAN TERZİ – ZEKİYE YALÇIN

22-İLK KÖYE KANALİZASYON UYGULAMASI – GANİ İMDAT

23-İLK ZEYTİN YAĞI FABRİKASI – NİHAT SARI

24-İLK GAZOZ ÜRETİMİ – HALİL ATAY

25-İLK FISTIK YAĞI FABRİKASI – ÖMER KÖKSOY

26-İLK ALABALIK ÜRETİMİ – ADNAN GÜLDEMİR

27-İLK ISICAM FABRİKASI – RAİF ŞAHİN

28-İLK OTEL İŞLETMECİLİĞİ – TAHSİN ÇERÇİ

29-İLK ÇİLEK ÜRETİMİ – HALİL İBRAHİM ULU

30-İLK ŞOFÖRLER ODASI BAŞKANI – HÜSEYİN CEREN

31-İLK ZİRAAT ODASI BAŞKANI – MUSTAFA KAPLAN

32-İLK ATO BAŞKANI – SEZAİ GÜLTEKİN

33-İLK FOTOĞRAFÇI – REMZİ

34-İLK ÇİÇEKÇİ – AHMET DAĞDELEN

35-İLK BERBER – AHMET ÇAKI

36-İLK LİSANSLI VOLEYBOLCU – AHMET GÜBBÜK

37-İLK BELGESEL ROMAN YAZARI – HAMDİ MERT

38-İLK ANAMUR FOLKLORÜ DÜNYA BİRİNCİLİĞİ – AHMET DOĞAN

39-İLK GUİNES REKORLARA TEKLİF EDİLEN YAZAR – GAZİ MERT

40-İLK MUZ SARARTMA – HAYDAR KILIÇ

41-İLK ÖZEL OKUL – İSMET DEMİR

42-İLK PROFESYONEL SÜPER LİG OYUNCUSU – TAYFUN TÜRKMEN

43-İLK ENGELLİLER BAŞKANI – ZEKİ MERT

44-İLK KEMPO KARATE SPOR EĞİTMENİ – SEFA MERT

45-İLK ARICILIK PROJESİ UYGULAMASI – MEVLÜT OKTAN

46-İLK ÖZEL ENGELLİLER REHABİLİTASYON – ALİ ÖZDAMAR

47-İLK EV PANSİYONCULUĞU – SEVİM KÖKLÜOĞLU

48-İLK KIRTASİYE – HALİL KÖKLÜOĞLU

49-İLK REKLAM AJANSI – HACI GÜRBÜZ

50-İLK KONUT YAPI KOOPERATİFİ – A.KADİR DENİZ

51-İLK TÜKETİM KOOPERATİFİ – A.KADİR DENİZ

52-İLK BAYAN KUAFÖRÜ – GÜLAY ALDANOĞLU

53-İLK KEKİK FABRİKASI – HALUK SUİSTER

54-İLK HAKİM TÜMGENERAL – NUH NACİ BOZKURT

55-İLK KIZILAY BAŞKANI – ALİ NECATİ ERGÜN

56-İLK TÜRK HAVA KURUM BAŞKANI – ALİ RIZA BAYSAL

57-İLK TRAKTÖR KULLANICISI – SAİT EFENDİ

58-İLK TROPİKAL MEYVE ÜRETİMİ – MEHMET ERİŞKİN

59-İLK ECZACI – FERHUNDE DURU

60-İLK SPOR KULÜBÜ KURULMASI – SEFA MERT

61-İLK TELEFERİK UYGULAMASI – EMİN GÖKDEDEOĞLU

62-İLK MÜFTÜ – DENİZCİ MEHMET

63-İLK ARTEZYEN – HASAN ALİ GÖKÇEK

64-İLK NOTER – ZİYA KESKİNARSLAN

65-İLK LİSANSLI FUTBOL ANTRENÖRÜ – SELAHATTİN ŞAN

66-İLK KONFEKSİYON – AHMET ÖZGENLER

67-İLK KASAP – ALİ KESER

68-İLK DİİKİŞ MAKİNASI BAYİİ – ALİ ÇETİNKAYA

69-İLK PROFESYONEL FUTBOL SORUMLUSU – CEM ADİL

70-İLK ENGELLİ KOŞU ATLETİ – MEHMET YILMAM

71-İLK ANAMUR FOLKLÖR EKİBİ DERNEĞİ – MACİT ANBER

72-İLK ÇOCUK OYUNCAKLARI – KUTLAY ALAN

73-İLK PLASTİK KASA FABRİKASI – ALİ ARI KARANLAR

74-İLK PLASTİK GERİ DÖNÜŞÜM FABRİKASI – AYDIN ÇELİK

75-İLK İMECE USULÜ SULAMA KANALI – YUSUF MERT

76-İLK OTOMOBİL BAYİİ DÜNYA BİRİNCİLİĞİ – MEHMET NAR

77-İLK KURŞUN FABRİKASI – VEHBİ KOÇ

78-İLK YUMURTA ÜRETİM ÇİFTLİĞİ – SITKI ŞEN

79-İLK DOKU KÜLTÜRÜ MANTAR VE MUZ ÜRETİMİ – KAMİL KÖRHASANOĞULLARI

80-İLK DAMLAMA SULAMA TESİSİ – KAMİL KÖRHASANOĞULLARI

81-İLK FIRINCI – KAMBUR  (M.ALİ KARABACAK )

82-İLK A.Ş KURUCULUĞU VE GENEL MÜDÜR – ZEKİ KUTLAY

83-İLK KANTAR UYGULAMASI – MUSTAFA DAĞDELEN

84-İLK EMLAK BÜROSU – ALİ RIZA DOĞAN

85-İLK KUNDURACI – GALİP YEŞİLADA

86-İLK MUHASEBECİ – AHMET ÇETİN

87-İLK ANAMUR MUZU PATENT ALIMI – MUSTAFA YILMAZ

90-İLK ÖZEL HASTANE – AYHAN NASUHOĞLU

91-İLK KÖYE ŞEBEKE SUYU – MEHMET PARLAK

92-İLK MOTEL UYGULAMASI – AHMET KARAN

93-İLK KANKOSÖRLÜ TAŞ OCAĞI – LÜTFİ TEKİN

94-İLK NALBANT – MEHMET KAYAR

95-İLK MOTORLU TAŞIT SÜRÜCÜ KURSU – MAHMUT NAR-N.OKTAN

96-İLK ŞOFÖR – YAHYA GÜLEÇ

97-İLK BALIKÇILIK KOOPERATİFİ – ORHAN MÜFTÜOĞLU

98-İLK MOBİLYA ÜRETİMİ – MEHMET ÖZTÜRK

99-İLK KLASMAN FUTBOL HAKEMİ – UMUT YILMAM

100-İLK AŞÇI – AŞÇI ABDULLAH

Önceki günlerde yazdığım Sohbet Köşesinin birinin başlığı  “Geçmişten bir anım. Anamur’un İl olması Guinness Rekorlar Kitabına taşınırken…”

şeklindeydi.

Yazıda belirttiğim şekliyle bir çalışmam Guinness Rekorlar kitabına taşınmış ve bu çalışmam Anamur Kalkındırma ve Yaşatma Derneğince Anamur’da bir İLK olarak değerlendirilmişti.

 

İşte Anamur’un öncüleri ve Anamur’da İLK’ler…

Gazi Mert Diğer Yazıları

  • 0

GÜZELLER VE GÜZELLİKLER DİYARI: ANAMUR

Category : Uncategorized

Gazi Mert

GÜZELLER VE GÜZELLİKLER DİYARI: ANAMUR

2011 yılında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine borularla deniz dibinden su götürülebilmesi için Anamur’da bir baraj temeli atılmıştı.

Alaköprü barajı…

Temel atma törenine o dönemin başbakanı, şu anda Cumhurbaşkanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan, KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Derviş Eroğlu, KKTC Başbakanı Sayın İrsen Küçük, her iki ülkenin başbakan yardımcıları, bakanları, valiler, kaymakamlar ve 10 binin üzerinde halk katılmıştı.

Hatırlıyorum.

Kıbrıs’tan feribotlarla gelen misafirleri taşımak için 20’ye yakın otobüs tahsis edilmişti.

Tören alanında Kıbrıs’lı misafirlerle yan yana oturmuştuk…

Muz ve meyveler ikram edilmişti…

Bana verilen muzu ve meyveleri Kıbrıs’lı bir misafirle paylaştığım zaman bu paylaşım hoşuna gitmiş sohbet sırasında beni Kıbrıs’a davet etmişti…

Kıbrıstaki karşılamada; “ Güzeller ve güzellikler diyarı Anamur’dan Kıbrıs’a hoş geldiniz” demişti…

Evet…

Anamur gerçekten Güzeller ve güzellikler diyarı…

Şu anda Anamur’dan Kıbrıs’a gürül gürül sular akmaktadır.

Rüya proje ile Anamur’dan Kıbrıs’a su götürülmesi ayrı bir konu…

Bugünkü sohbetmizin konusu sevgili Mustafa Altan’ın tabriyle Güzeller ve Güzellikler diyarı Anamur…

Anamur Anadolu Yarımadasının en güney ucunda, 38 bin merkez; 66 bin çevre nüfuslu deniz cephesi 53.600 metre, Toroslara doğru derinliği 110 km. olan 1274 km2 yüzölçümlü şirin bir ilçedir.

Bağlı olduğu İçel Ili’ne 230 km., komşuları Antalya’ya 260 km., Konya’ya 320 km., Karaman’a 200 km., Alanya’ya 140 km., Silifke ilçesine ise 135 km. uzaklıkta, Türkiye’de civar il merkezlerine en uzak ilçe merkezi…

Yavru Vatan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne ise 75 km. mesafede, Türkiye’nin Kıbrıs’a en yakın noktasındadır.

Yol, su, elektrik problemi yoktur.

Şehir merkezindeki yollar Mersin Büyükşehir Belediyesinin katkılarıyla tamamlanmak üzeredir.

Sıhhi içme suyu şebekesi, elektrik şebekesi ve altyapının en önemli unsuru olan kanalizasyon şebekesi tamam­lanmıştır.

İlçeye bağlı 40 mahallenin ilçe merkezi ile bağlantısı mevcuttur.

Bakanlık ve merkezi kuruluşlanmızın bütün birimleri teşekkül etmiş olup, yeterince hizmet verecek kapasiteye sahiptir.

PTT, Gümrük Muhafaza Memurluğu, TEK İşletme Mühendisliği, Devlet Hastane­si, Özel Anamet Hastahanesi, Emniyet Müdürlüğü, Orman İşletme Müdürlüğü, Meteoroloji İstasyon Müdürlüğü, Liman Başkanlığı, Kadastro Müdürlüğü, Turizm – Tanıtma Mü­dürlüğü, Devlet Su İşleri, İlçe Kütüphanesi, Şehir Stadı, Vapur İskelesi, Yat Limanı ve Balıkçı Barınağı, Ziraat Odası, Ticaret ve Sanayi Odası, Resmi ve Özel banka şubeleriyle,  Anamur’da kamu hizmetleri en iyi şekilde yürütülmektedr.

Eğitim öğretim açısından en üst düzeydedir.

İlkçağlarda Kilikya’nn bir liman kenti olan Anamur’da Hititler, Asurlar, Romalılar, Bizanslılar, Araplar, Selçuklular, Karaman oğullan, Osmanlı­lar yaşamış…

Anamur’da bütün bu Medeniyetlerden örnekler, izler, kalıntılar var…

Mamure Kalesi, Anamurlum Antik Kenti, Kıral Dairesi, Odeonu Ha­mamı Kafeteryası, Kalınören Antik Kenti, Köşebükü Doğa Mağarası (Buğu Mağarası), Çukurpınar Mağarası, Anamur’un bugününü geçmişe bağlayan ir­tibatlar…

Binlerce yıl sonra bugün, olduğu gibi muhafaza edilen bu tarihi zenginlikler, Anamur halkının geçmişten – geleceğe uzanan zengin kültürü­nün, yetişmişliğinin simgesi, ispatıdır.

Anamur’un ve Anamur’lunun geçmişte bir İL OLMA özlemi ve çalışması vardı…

Anamur’un İl olma çalışmaları 1960′lara dayanır.

Bu amaçla ilgili; Beldeleri İlçe, ilçeleri il yapan, Türkiye’ye bir Türkiye daha katan yurt­ta istikrarın, dünyada itibarın sembolü olan eski Cumhurbaşkanlarımızdan rahmetli TURGUT ÖZAL Başbakanlıkları döneminde Anamur’a il olma sözü vermişti.…

Eski başbakanlardan Sayın Yıldırım AKBULUT, Ankara’ya giden heyetimizi kabullerinde Anamur’a İl olma sözü vermişti.

Eski evlet Bakanı Sayın Mehmet KEÇECİLER, Anamur’u ziyaretinde yaptıkları sohbette İl sözü vermişt…

Eski İçişleri Bakanı Sayın Abdülkadir AKSU Anamur’da özel sohbetlerinde İl sözü vermişti.…

Eski Milli Savunma Bakanı Sayın Hüsnü DOĞAN, Tarım Orman ve Köyişleri Bakanı ve Devlet Bakanı olarak Anamur’u ziyaretle­rinde ve yaptıkları kabullerde Anamur’a İl sözü vermişti…

Eski İçel Milletvekili Sayın Ali BOZER Devlet Bakanlığı dönemlerinde, Anamur Hükümet Konağı temel atma törenindeki konuşmalarında İl sözü vermişti…

Eski Başbakanlık Müsteşarı Sayın Sabahattin ÇAKMAKOGLU İçel Valiliği döneminde Anamur’a her gelşlernde İl sözü vermişti…

İçel Milletvekili hemşehrimiz, merhum Rüştü Kâzım YÜCELEN çeşitli konuşmalarında.. Anamur’a ve Anamurluya Anamur’u il yapacakları vaadlerinde bulun­muşlardı.

Daha niceleri Anamur’a geldikleri zaman Anamur’un İl olmaya layık bir İlçe olduğunu vurgulamışlardı.

Neden Anamur’a İl yapma sözü verilmişti…

Çünkü Güzeller ve Güzellikler diyarı Anamur buna layıktı.

Coğrafi, ekonomik, sosyal ve stratejik birçok sebeple il olmak Ana­mur’un hakkıydı.

Olmadı…

Olacak…

Şu anda elimin altında bir kitap var…

“ Osmanlı Belgelerinde İçel Sancağı Anamur Kazası “ diye bir kitap…

Kitabı sevgili Mustafa Erim yazmış…

“ Mersin Evlerini ve Tarihi Yapıları Koruma Derneği” nin ve ayrıca “ Mersin Kent Tarihi Müzesi” nin kurucusu…

Mersin’n kent tarihçisi Sayın Mustafa Erim’in yazdığı 566 sayfalık kitabı, kitapdaki belgeleri okuyunca,  Anamur’u ve Anamur’luyu tanıyınca Kıbrıs’lı kardeşimiz Sayın Mustafa Altan’ın sözlerine katılmamak mümkün değil…

Anamur gerçekten Güzeller ve Güzellikler diyarıdır.

Hoşça kalınız.

(ALINTIDIR)

http://www.dolumedya.com/yazarlar/gazi-mert/guzeller-ve-guzellikler-diyari-anamur/164/


  • 0

Anamur’u Tanıyalım: Coğrafi Konumu İtibariyle Anamur

Category : Uncategorized

Gazi Mert

Anamur’u Tanıyalım: Coğrafi Konumu İtibariyle Anamur

Güzeller güzeli Anamur ile ilgili yeterli bilgileri içeren herhangi bir kitap yayımlanmamıştır.

Bu eksikliğin kısa sürede giderilmesi eli kalem tutan her Anamur sevdalısının görevi olmalıdır.

Araştırma yapacaklara kaynak olmak üzere bugünkü sohbetimizde Anamur’un Coğrafi yapısın anlatmaya çalışacağım.

Anamur; Doğuda Gülnar, kuzeyde Konya ilinin Ermenek ilçesi, batıda Antalya ilinin Gazipaşa ilçesi ile çevrilidir.

İlçenin güneyini mavilerin en güzelini oluşturan Akdeniz çevreler.

Anamur Türkiye’mizin, en güney noktalarından birine rastlamakta ve 36 kuzey paraleli Anamur’un 5-6 km. güneyinden geçmektedir.

Anamur’un denizden yüksekliği 20-30 m., denize olan uzaklığı ise 3 km. civarındadır.

Göktaş, Yalıevleri, Yeşilyurt, İskele, Esentepe, Güzelyurt, Bahçelievler, Sağlık, Ankara, Fatih, Akdeniz, Bahçe, Saray, Yıldırım Beyazıd, Sultan Alaaddin mahallelerinden oluşan Anamur’un doğu, batı ve kuzeyi dağlarla çevrilidir.

E-24 karayolu üzerindeki Anamur ilçesinin Mersin’e uzaklığı 230, Silifke’ye 138, Bozyazı’ya 16, Gazipaşa’ya 79, Aydıncık’a  52, Gülnar’a 86, Mut’a 163, Antalya’ya 260, Alanya’ya 125, Manavgat’a 184, Serik’e, Ankara’ya 580 km. uzaklıktadır.

Anamur ve çevresi sade bir yapıya sahiptir.

Batısındaki Yalçıdağı ve Karagedik Dağı ile kuzeyindeki Haydar Dağı, doğusundaki Azıtepe, kalkerlerden meydana gelmiştir.

Bu dağlar ve tepeler arasındaki dalgalı arazi siyahımsı renkte sissilerden ve ova kısmı ise krater alüvyonlardan meydana gelmiştir.

Orta Toros Dağlarının Akdeniz’e inen kolları ilçe toprakları içinden geçer.

Bu nedenle arazi arızalı ve dağlıktır.

Anamurda; Toros dağları denize paralel olarak uzanır. Azıtepe uzantısı ve Karagedik Dağı denize dik olarak gelir.

Karagedik Dağı’nın denize uzantısı Anamur burnunu oluşturur.

Bu burun Türkiye’nin en güney burnudur. Kıbrıs’a olan uzaklığı 40 mil’dir.

Anamur burnu üzerinde 1911’de Fransızlar tarafından yapılan 10 saniyede çift beyaz yanan bir fener bulunmaktadır.

Bu fener Orta Akdeniz’de seyreden gemilere yol gösterir.
Anamur köyleri yeni bir düzenlemeyle mahallelere dönüşmüş, birçoğu sarp Toros Dağlarının ve bilhassa Kızıl Dağ’ın yamaçları arasında sıkışmış durumdadır.

Anamur’da Mahalleye dönüşen 38 köy vardır.

Buralar yayla ve dağ mahalleleri ile doludur.

Bu yamaçları bilhassa alçak kısımlardaki maki toplulukları kaplar.

500 – 600 metre civarında ve daha yukarılara doğru zengin ormanlar vardır.

Bunlar: Çam, ladin, ardıç, köknar gibi iğne yapraklı ağaçların oluşturduğu ormanlardır.

Anamur; Uzunluğu 175 km., eni ise 90 km. kadar olan arazi üzerinde kurulmuş bir ilçedir.

Denizle kasaba arasında uzanan düzlüğe Çorak Ovası adı verilir.

Bu ova batıda Sultan suyu ile doğudaki Koca Çay’ın (Dragon) getirdiği alüvyonlardan meydana gelmiştir.

Ovanın oluşmasında denizin çekilme etkisi de vardır.

Ovanın üst toprağı 20-30 cm. kalınlığında killi, tınlı, kahverengi, alt kısmı ise kalker oranı fazla olan topraklardan oluşur, bu nedenle çok verimlidir.

Anamur’da önemli bir göl yoktur.

Sultan Suyu ağzında Balık Lavı Gölü, Yarlağan Gölü, Kocaçay (Dragon)’ın doğu kesiminde Kıbrıslı Gölü ile eskiden İskele Gölü adı ile anılan Karagöl gibi bataklıklara rastlanmaktadır.

Bunların birçoğu kurumuş haldedir.

Anamur; Torosların kıyıya çok yakın ve paralel olarak uzanmasından dolayı diğer şehirlerimize ulaşım yönünden çeşitli güçlüklerle karşılaşmaktadır.

Anamur’un şimdiki merkezinden 3 km. güneyde 1955 yılında yapılmış bir iskele vardır.

Bunun hemen yanında yapımı çok eskilere dayanan bir iskele kalıntısına da rastlanmaktadır.

Eskiden haftada iki gün bu iskeleye açıkta demirlemesine rağmen gemiler uğrardı.

Yük ve yolcu taşımacılığına büyük katkısı bulunan bu yol şimdi işlemez haldedir.

Yeni bir düzenleme ile İskele işler hale gelecek ve ülke ekonomisine büyük katkılar sağlayacaktır.

Anamur limanı ulaşım imkânlarından gereği gibi yararlanamamaktadır.

Gümrük kapısına da sahip olan Anamur limanının işlerliği sağlandığı takdirde daha büyük ekonomik atılımlara sahne olacaktır.

Anamur ve çevresine Akdeniz iklimi hâkimdir.

Bu iklim gereği yazları kurak ve sıcak, kışları ılık ve yağışlıdır.

Su buharı ve yağış getiren rüzgârlara, aynı zamanda yağış getiren deprasyonlara tamamen açık olan Anamur’da birde Meteoroloji İstasyonu vardır.

Bu istasyonun 1960’da yapmış olduğu rasatlara göre en yüksek yağış alan ay Şubat ayıdır. En kurak aylar ise Temmuz ve Ağustos aylarıdır. En sıcak ay Temmuz ayıdır.

En soğuk ay Ocak ayıdır. Bölgede kar yağışı ve don olayı enderdir.

Dağlık alanda kış ortalaması 9 derece, yaz ortalaması ise 29 derecedir.

Anamur’un doğusu, batısı ve kuzeyi nispeten yüksek dağlarla çevrili olduğu için kuzeyden gelen sert rüzgârları hiç görmez.

Bu coğrafi konum ve hava şartları nedeniyle Anamur’da bir mikrokılima sahası oluşur.

Anamur ve çevresinde ünlü Anamur muzu ve çilek yetişmektedir.

Dağların Anamur’u çepeçevre çevirmesi ve kuzey rüzgârlarından koruması mikroklimanın oluşmasına başlıca nedendir.

Her türlü meyve-sebzenin yanında antep fıstığı, fındık, anason, kahve, avokado, papaya, kamkat gibi kıymetli ürünler rahatlıkla yetişmektedir.

Anamur, güneybatıdan esen lodosun, yazın geceleri karadan denize ve gündüzleri denizden karaya doğru esen nemli deniz meltemleri ile öğleden sonra esen kara yelin etkisindedir.

Ender olarak ta poyraz görülür.

Yerli halk meltem rüzgârlarına  “Aşağıyel”  adını verir.

Anamur’un Coğrafî konumu kısaca bundan ibarettir.

(ALINTIDIR)

http://www.dolumedya.com/yazarlar/gazi-mert/anamuru-taniyalim–cografi-konumu-itibariyle-anamur/195/


  • 0

ANAMUR’U TANIYALIM: TÜRKLERİN ANAMUR’A GELİŞLERİ…

Category : Uncategorized

Gazi Mert

ANAMUR’U TANIYALIM: TÜRKLERİN ANAMUR’A GELİŞLERİ…

Tarihi belgeleri incelediğimiz zaman görürüz ki; Türklerin Anadoluya göç etmesiyle birlikte Yörük aşiretleri ve Türkmenler İçel ve çevresine yerleşmişlerdir.

Özellikle hayvan beslemeye elverişli olan ormanlık ve dağlık alanları tercih etmişlerdir.

Yine tarihi belgelerden anlıyoruz ki; Türklerin Anamur’a gelişleri 11-12. asra dayanır.

Anamur’a yerleşen Türk boyları Oğuzlar’ın Yiva (Yuva) boyuna mensuptur.

Prof.Dr. Faruk Sü­mer, Oğuzlar – Türkmenler isimli eserinin 367. sayfasında bu konuyu şöyle açıklar:

“II. Beyazid devrinde İç-İl’deki büyük teşekküllerden biri de Yiva oymağı idi.

Bu oymak İç-İl’deki diğer birçok teşekküller gibi tamamen köylerde yerleşmiş olmakla beraber oymak teşkilatını henüz muhafaza etmektedir.

Bu oy­mağın adı bazen Yivalı olarak da yazılıyor.

İç-İl Yiva’larının Büyük Yiva ve Küçük Yiva olmak üzere iki büyük kola ayrıldığı görülüyor.

Büyük Yiva Kolu eski Gülnar ile Anamur arasındaki Aksaz adlı yörede toplu bir halde yerleşmişlerdir.

Küçük Yiva kolu da yine toplu bir halde Anamur’un kuzey ve batısındaki topraklarda yurt tutmuştur.

Bu ikinci kola mensup bazı oy­maklar Anamur kasabasına da yerleşmişlerdir.

Ayrıca Büyük Yıva ve Kü­çük Yıva adlı iki köy olup, bu köylerin her ikisi de Küçük Yıva toprağında bulunuyordu.

Bu köylerin kolların başında bulunan ailelerin oturdukları yer­ler olduğu anlaşılıyor.

II. Bayezid devrinde Büyük Yıva koluna ait kırk ka­dar köy gösteriliyor ki, bunların bir kısmı adlarını zamanımıza kadar muha­faza etmişlerdir.

Küçük Yıvalar ise Anamur kasabasından başka 14 köyde yerleşmişlerdir.

II. Bayezid devrinde İç-İl bölgesindeki başlıca oymakların taşıdıkları adlar bu oymakların başında bulunan ailelerin de adlarıydı.

Boz-Doğan Oğullan, Turgut-Oğulları, Hoca-Yunus-Oğullan, İğdir-Oğullan, Beğ-Dili Oğullan ve nihayet Yıva-Oğulları.

Yiva-Oğullanndan adlan tesbit edilebilen şahıslar şunlardır:Hüseyin Beğ, Ali Beğ, Mehmed Beğ, Alâaddin Beğ…

Bunlardan Hüseyin Beğ, Büyük-Yıva köyünde bir cami yaptırmış ve bunun içinde bir vakıf tesis etmiştir.

Yine bunlardan Paşa Beğ Kazancılar Köyünde Ahî Seyyidî adlı bir şeyh adına Zaviye yaptırmıştır.

Alâuddin ve Mehmed adlı Yıva Beğleri de II. Bayezid devrinde tımar sahibi idiler.”

Anamur’a gelen Oğuz ailesi Oğuzlann Üç Oklar Boyunun Denizhar, Koluna dayanır.

Buradaki halk 1235 yılında Gülnar (Anaypazan) üzerinden gelerek yerleşmiştir.

Bu boy Orta Asya’nın Balkas Gölü kıyılarında bulunan Gülnar isimli bir kasabadan gelmiştir.

Boyun başındaki Yahşi Bey Anado­lu’da Araplar tarafından öldürülür.

Oymağın başına Yahşi Bey’in kızı Gülnar Hatun geçer.

Onun da Larende (Karaman) dolaylarında Arap fedaileri tara­fından öldürülmesi üzerine oymak Göksu’nun batı yakasına Zeyne dolayları­na yerleşir.

Burada kalabalıklaşan ve çevreye sığmayan halk ekonomik şart­ların ve sosyal şartların da gereği olarak Anaypazan’na yerleşir.

Hayvancılı­ğa elverişli olan bu yörede de seneler geçtikçe sıkışma olur.

Bunun neticesi olarak Gülnar Hatun’un ana tarafı (Büyük Keçeli) adıyla Ovacık’a, baba tarafı da Bozdoğan ismiyle Anamur’a yerleşir.

Anamur’a ilk gelen Türkler bunlar­dır.

Bozdoğanlar Anamur’daki Kıbrıslı Firenkleri kovarak yeni gelen başka oymaklarla birleşip Nurebinsaadettin isimli bir zatın riyasetine girdiler.

I.Alaaddin zamanında da burası Karamanoğulları’nın teşekkülüne girdi ve hız­la büyümeye başladı.

Teoman Zeki “İçel Mektubu” sayfa 17 de ve Mustafa Türker “Mer­sin’in Yer Notlan” isimli eserlerinde bu noktalara değinir.

Hatta Gülnar adı­nın Gülnar Hatun’un ismine dayandığı da bu iki yazarca kabullenilir.

Anamur 1804 yılına kadar beyliklerle idare edildi.

1804′de Osmanlı idare teşkilatında vilayetler meydana getirildiği zaman Mut, Gilindire ve Er­menek’ten teşkil edilen sancağa dahil edilerek Konya’ya bağlanmıştır.

Bu ne­denle Anamur’un kayıt ve tapu işleri Ermenek’te yapılmıştır.Çünkü o za­manlar bu sancağın merkezi şimdiki Ermenek (Ermanak) idi.

1811 yılında bu sancak Konya’dan alınarak merkezi Silifke olmak üzere ayrılmıştır.

Ana­mur 1859 yılında Nasrettin Köyünde merkez teşkilatı kurulan bir müdürlük, 1869 yılında da Kaymakamlık olmuştur.

Zamanın beyleri işlerine idarecileri karıştırmamak için Kaymakamlığın şimdiki yerine, o zaman Çorak adı ile anılan mevkiye kurulmasını istemiştir.

Hatta Kaymakamlığın Mamure Kalesi’nde kurulması için çalışmalar da yapılmıştır.

Ancak bu çalışmalar gerçek­leşmemiş, Anamur’un merkezi Çorak mevkiine alınmıştır.

Yöre halkı Ana­mur merkezine şehir demez, halâ Çorak der.

İşte kısaca Türklerin güzeller ve güzellikler diyarı Anamur’a gelişleri ve yerleşmeleri…

Hoşça kalınız.


  • 0

ALAKÖPRÜ BARAJI

Category : Uncategorized

ALAKÖPRÜ BARAJI

 

Son yıllarda Anamur’da pek çok İLK’ler yaşanıyor… Anamur Alaköprü barajı da bu İLK’lerden biri…

Hem de sadece Anamur’da değil, dünyada bir İLK…

Anamur Alaköprü barajı neden Dünyada ve Anamur’da bir İLK?

Dünyada ilk defa bir ülkeden başka bir ülkeye borularla deniz dibinden su götürüldüğü için…

Barışın simgesi olduğu için…

2011 yılında; KKTC’nin 50 yıllık ihtiyacını karşılayacak şekilde borularla deniz dibinden su götürülebilmesi için Anamur Alaköprü barajının temeli atılmıştı.

Ayrıca barajın altında kalan köyler için TOKİ tarafından konutlar yapılmıştı.

Barajın yapımı belirlenen sürede tamamlanmış, Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu Barajın açılış töreninde yaptığı konuşmada toplam 7 bin 525 kişiye ilave istihdam sağlanacağını belirtmişti.

Baraj tamamlanmış Anamur`dan giden 75 milyon metreküp su KKTC’de Güzelyalı bölgesine ulaştırılmış ve 26,5 milyon metreküp su Geçitköy barajında toplanmıştır.

KKTC’nin içme ve sulama suyu hacmine önemli katkı sağlayacak projede 78 kilometrelik HDPE boru hattıyla yılda 75 milyon metreküp su taşınmaktadır..

Suyun 15 milyon metreküpü içme suyu amaçlı geriye kalan 60 milyon metreküp ise sulama suyu olarak kullanılmaktadır.

Anamur Alaköprü barajı dolu iken 750 milyon metreküp su barındıracaktır.

Dragon çayı’nın yüz yıllık ortalamada saniyede akışı minimum 2.4 metreküp, maksimum 460 metreküptür.

Barajda Biriken suyun % 10’u KKTC’ne verilmekte, % 90’ı Anamur’un ihtiyacı için kullanılmaktadır.

Şu anda Anamur Sulama Birliğinin suladığı saha bürüt 30 bin hektarken,  baraj sayesinde en az 30 bin hektarlık bir alanın daha sulanması sağlanacak böylece 60 bin hektarlık alan sulu tarıma hazır hale getirilecektir.

Baraj’dan ayrı olarak Dragon çayı üzerinde Çukur keşlik mevkiinde Otluca 1 ve Otluca 2 Hidroelektrik santralı (HES)’nın bitirilmesiyle 42 megavat gücünde elektrik üretilmesi sağlanmıştır.

Alaköprü barajında toplanan su üzerinde ayrıca yeni bir (HES) Hidroelektrik Santralı kurulmuş ve Otluca 1,Otluca 2 hidroelektrik santralleriyle birleştirilerek Anamur dışarıdan elektrik alımı yerine dışarıya elektrik verebilecek durumu getirilmiştir.

Yapılan yeni düzenlemelerle Baraj sayesinde Anamur’un ve hatta komşu ilçe Bozyazı’nın içme suyu problemi de tamamen ortadan kalkacaktır.

Barajda toplanacak ihtiyaç fazlası su, komşu ilçe Bozyazı’nın da sulama suyu problemine çare olacaktır.

Anamur Alaköprü barajında toplanan suyun RÜYA PROJE ile DÜNYADA ve ANAMUR’da BİR İLK’in gerçekleştirilmesiyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine deniz dibinden borularla akıtılmasının çok çok önemli sebepleri vardır.

Neden “Asrın projesi”, neden “rüya proje”, neden “yavru vatan”, neden “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti?”

Niçin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine dünyada ilk defa denenen bir proje ile Türkiye’den su verliyor?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bizim için vatan parçasıdır da onun için…

Yavru vatana şöyle bir göz atalım:

Anamur Alaköprü barajında toplanan ANADOLU SUYU’nun ulaştırıldığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 2005 yılında içme suyu açığı: 8.4 milyon metreküptü.

2035 yılında ise tahmini açık: 31.78 milyon metreküp olacaktı.

Bu açığı kapatmak için Kıbrıs’a Barış suyu projesiyle sağlanan su miktarı yılda 75 milyon metreküptür…

Alaköprü barajının bir ayağı da Kıbrıs’tadır.

Niye Kıbrıs?

Bir zamanlar Türklük dünyasının kendi toprakları içinde göl haline getirdiği Akdeniz’in kuzeydoğusunda yer alan Kıbrıs adası 9283 kilometre karelik bir alanı kaplamaktadır.

Kıbrıs adasının 3355 kilometrekarelik Kuzey bölümünde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur.

Kıbrıs adası, jeopolitik ve stratejik konumu nedeniyle doğu Akdeniz’de bir kilit noktası durumundadır.

Ada; Ortadoğu ve doğu Akdeniz’i, Süveyş kanalını, bu bölgeden geçen bütün deniz ve hava yollarını, Kızıl Deniz ile Pers körfezinin tamamını kontrol edebilecek bir stratejik konumdadır.

Kıbrıs; Anamur’a 40,Yunanistan’a ise 1100 mil uzaklıktadır.

Kıbrıs’ta barışa ulaşmanın en kestirme yolu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini ekonomik yönden kalkındırmaktır.

KKTC’nin ekonomik yönden kalkınmasına en büyük katkı Anamur Alaköprü barajında depolanan suyun % 10’unun Kıbrıs’ta inşa edilen Geçitköy barajına götürülmesi olacaktır.

Ekonomik yönden başkasına muhtaç olmayan mamur, kalkınmış, onurlu bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne her millet barış elini uzatma arzusunu duyacaktır.

Yunanistan ve Rum’lar bile…

Türkiye’nin Güneydoğu sahillerine yakınlığı, 1571 yılından 1878 yılına kadar tam 308 yıl salt ve saf Türk olarak kalması, birinci ve ikinci barış harekâtları, şu andaki konumu, adadaki Türk varlığı nedeniyle Kıbrıs; Türkiye’nin vazgeçemeyeceği bir Vatan parçasıdır.

 

Kıbrıs; Türkiye’nin ve Anadolu’nun doğal coğrafi uzantısı olmasının yanında adeta Türklüğün tescil ve tapusu olan tarihî-dini eser ve varlıklarıyla da bizimdir. Türk’tür. Türkiye’dir. Yavru Türkiye’dir. Yavru vatandır.

Peygamberimizin halası “HALA SULTAN” ın Kıbrıs’taki türbesi, adanın Türk ve Müslüman oluşunun tescil ve temsilidir.

Ada’nın en kuzey ucundaki Hz.Ömer Türbesi; Anadolu’nun en güney ucu olan Anamur burnu ile barış nöbetinde gibidir.

İskenderun ve Hatay’a uzanan Karpat Bölgesi adanın Anadolu’ya tutunan ve “Beni bırakma…”diyen eli gibidir.

Magosa’nın deniz sahili Maraş, Kahramanmaraş’ımızın adını bizden alan öz evladıdır.

Narinciye, hurma, muz bahçeleriyle Lefke ve Güzelyurt; Sadece her sabah ve her akşam değil günün her saatinde Anamur’a selam durur, selam verir gibidir.

Sadece Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki değil ada’nın her yanındaki camiler, türbeler, kaleler, köprü’ler, köşk’ler : “Ben Türk’üm, ben Müslüman’ım” diye dünyanın sağır kulağına her an canhıraş bir sesle seslenmektedir.

Birileri istemese de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gelişecek, serpilecek, güçlenecek, Türk kalacak ve Türklük dünyasındaki onurlu yerini alacaktır.

Bunun en belirgin örneği Anamur’dan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine Asrın projesi ile rüya proje ile “BARIŞ SUYU”nun götürülmesidir.

İşte Anamur böyle bir ilçe ve Anamur Barajı çok yönlü hizmet veren böyle bir barajdır.

Hoşça kalınız.


  • 0

ANAMUR’U TANIYALIM: ULAŞIM, ŞEHİR İÇİ YOLLAR, AKARSULAR, ANAMUR OVASI…

Category : Uncategorized

Gazi Mert

Her türlü ulaşım imkânlarına sahip olan, E – 24 Karayolu üzerinde bulunan Anamur ilçesinin bağlı bulunduğu Mersin Büyükşehir İl merkezine uzaklığı 230 km.’dir.

Silifke ile Anamur arasındaki yol Toros Dağlarının sarp yamaçlarında açılmış derin uçurumları olan bir yoldur.

Silifke 138, Gülnar 84, Gazipaşa ilçesi 80 km. uzaklıktadır.

Kıbrıs adası 42 mil mesafededir.
24 nolu Devlet Karayolu Mersin’i Antalya’ya bağlar.

Anamur Antalya arası 260 km.’dir.
Anamur daha çok diğer şehirlerimize karayolu ile ulaşım sağlar.

Direk olarak güney İllerine ve Ankara, İstanbul, İzmir gibi şehirlerimize otobüs bağlantısı vardır.

Sinop’tan başlayıp Anamur’a kadar uzanan Atatürk kara yolu’nun Anamur-Ermenek kısmı da tamamen asfaltlanmış ve trafiğe açılmıştır.

Böylece Anamur’un İç Anadolu’ya da ulaşımı kolaylıkla sağlamış olmaktadır.

Güney trafiği daha sıkışıktır. E – 24 Devlet Karayolu asfalt olup her türlü geçişe açıktır.
Anamur’dan yurdun birçok yerine otobüs seferleri vardır.
Şehir içi yollarında düzenleme çalışmaları başlatılmış, altyapı çalışmaları tamamlanan bütün yollar bazı aksaklıklara rağmen sıcak asfalt ile asfaltlanmıştır.

Şu anda kaldırım çalışmaları devam etmektedir.
Şehri deniz kenarına, kumsallara ve tarihi yerlere bağlayan birçok yol açılmış ve bu yolların da sıcak asfalt çalışmaları devam etmektedir.

Mersin-Antalya arasında yapılması planlanan çift yol çalışmaları da tamamlanmak üzeredir.

Anamur-Bozyazı arası çift yol olarak tamamlanmış olup Bozyazı – Aydıncık ve Aydıncık – Silifke arasında çift yol çalışmaları tamamlanmak üzeredir.

Ayrıca Anamur – Ören arası çift yol yapılmış, Anamur – Gazipaşa arasında da çift yol çalışmaları bitmek üzeredir.

Mersin Anamur arasındaki Tüneller tamamlandığı takdirde Anamur Mersin arası 2 saate inecektir.

Yine Anamur Gazipaşa arasındaki tüneller tamamlandığı takdirde Anamur Antalya arası iki saate inecektir.

Kendisine yetecek kadar hatta yeni yapılan Alaköprü Barajı nedeniyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine verecek kadar akarsu kaynaklarına da sahiptir.
İlçenin en önemli akarsuyu Anamur Çayı’dır.

Bu çay Dragonda ve Kocaçay olarak da adlandırılır. Kar suları ile beslenir. Doğduğu yerde kapalı havza ve düdenler mevcuttur. Çatalyatak, Yellice ve Kızcağız tepelerinden doğar, Akdeniz’e derin bir yatak içinde akar.

Çay üzerinde Alaköprü barajı ve Anamur Regülatörü vardır. Şehrin ovası sulama kanalları ile sulanır.

Hidroelektrik santraları aynı çaydan alınan sularla elektrik üretmektedir.

Bu santraller sayesinde Anamur dışarıya elektrik satacak duruma gelecektir.

Kocaçay (dragon ) üzerinde Alaköprü barajı yapılmıştır.

Alaköprü barajından Kıbrıs’a su verilmektedir.
Sultan Suyu Çayı; Karaçukur Köyü ile Saradana hudutları arasında kalan Karaçukur deresi, Korucak köyü deresi, Köşekbükü deresi, Değirmen deresi, Kumlu geçit deresi ve Çiçek deresi’nin birleşmesi ile meydana gelir.

Sultan adını bir kış mevsiminde coşkun sularının bir gelinlik kızı allı-pullu duvağı ile alması neticesinde almıştır. Akdeniz’e dökülür.
Anıtlı Çayı (Kaladıran) da çeşitli derelerin birleşmesi ile meydana gelen ve Kaladıran Köyü’nden denize dökülen bir çaydır.

Anamur Ovası; Anamur İlçesinin Güneydoğu ve Batısında uzanan bir ovadır.

Kuzey ve Batısı Toros Dağları ile çevrilmiş olan ova, güneyde tamamen denize açılmaktadır. Doğuda çok dar bir şerit halinde uzanan ova Anamur Regülatörüyle sınırlanmış olup, brüt sulama sahası 3775 ha.’dır.
Anamur Ovasının kendine has Fiziksel özellikleri vardır.
Anamur Ovası sulamasının ana kaynağı Kocaçay (Dragon Çayı) olup, daimî su bulunan bir çaydır.

Çay üzerinde Baraj ve hidroelektrik santralleri tamamlanmıştır.

Anamur’da toprak sorunu da yoktur. Ovanın kuzeyinde bulunan topraklar drenaj sorunu bulunmayan topraklardır.
Anamur’da bitki yetiştiriciliği açısından İklim şartlarının uygun olması ve sulu tarım yapılması nedeniyle Anamur her türlü bitki ziraatına elverişlidir.
Anamur’da kurulmuş olan tesislerden en önemlisi Anamur Regülatörüdür.

Bu regülatör 1960-1964 yılları arasında inşa edilmiştir.
Regülatör Anamur İlçesine 20 km. kadar mesafede olup, Kocaçay (Dragon

Çayı )üzerinde yer almaktadır.

Anamur Regülatörü dolu (beton) gövdelidir. Dolu savak uzunluğu 110 m.dir. Sabit gövde suyun savaklandığı 11 göz bulunmaktadır. Yıllık ortalama akım 720xl06 m3ltür.
Anamur’da kurulu olan 2’inci tesis Hidro Elektrik Santralı (H.E.S )’dır. Sağ ana kanalın 17+585 km.sinde 1967 yılında kurulmuştur. Yazın sulama suyu fazlası, kışın da kanal kapasitesi kadar su verilmektedir. 840 KW. enerji üretme kapasitesi vardır.
Anamur’da kurulan 3’üncü tesis; Sulama ve Drenaj Tesisleridir.

Dragon Çayı üzerinde kurulmuş olan regülatör vasıtasıyla sağ ve sol sahil sulama sahasına su götüren ana kanallar mevcuttur.

Taban suyunu düşürmek amacıyla 1 adet drenaj pompa istasyonu mevcuttur.
Anamur Ovasında sulamanın başlamasıyla birlikte elde edilen ürünlerde büyük değer ve kalite artışı olmuştur.

Yapılan yeni barajla sulanabilen arazi 2-3 misli artmıştır.
Anamur Ovası; 3775 hektarlık sulanabilen bölümü ile 10.000 hektarlık sulanamayan (susuz tarım yapılan) kısmı ile muz ve çilek başta olmak üzere sebze yetiştirilmesi ve seracılıkta Türkiye’nin yiyecek ihtiyacını büyük çapta karşılayan ve ekonomiye güçlü katkılar sağlayan bir ovadır.

Baraj yapımından sonra sulanamayan yerlerin sulanmasıyla Anamur ovası Akdeniz bölgesinin  en çok üretim yapan ovası haline gelecektir.

Anamur’da ulaşım, yol, akarsu ve ova potansiyeli ile ilgili bilgiler kısaca bundan ibarettir.

Hoşça kalınız.

(alıntıdır)

http://www.dolumedya.com/yazarlar/gazi-mert/anamuru-taniyalim-anamurun-yoresel-yemekleri/199/


  • 0

ANAMUR’U TANIYALIM: ANAMUR’UN YÖRESEL YEMEKLERİ

Category : Uncategorized

Anamur’un yöresel yemekleri; Akdeniz mutfağının sebze ağırlıklı, zeytinyağının da eksik olmadığı, yeşillikler içeren yemek türlerindendir.

Akdeniz mutfağında bulunan zeytinyağlı yemeklerden bazıları şunlardır:

Zeytinyağlı kereviz, Piyaz, Kuru Bakla Piyazı, Zeytinyağlı Fasulye, Zeytinyağlı Enginar, Pırasa, Zeytinyağlı Bamya…

Akdeniz mutfağında; Tarhana Çorbası, Maş çorbası, Fasulye Tavuk Çorbası gibi çorbalar vardır.

Akdeniz Mutfağı’nın dolma çeşitleri de şunlardır: Nohutlu patlıcan dolması, Avakado dolması, Kalamar dolması, Patates dolması, Biber dolması, Bumbar dolması…

Anamur’un yöresel yemeklerine gelince:

1 – Anamur’un yöresel yemeklerinin en önemlisi Keşkek yemeğidir.

Keşkek; Yahnili, yoğurtlu, sütlü, ayranlı olarak yapılır.
Anamur yöresinde keşkek genel olarak  Mısır (darı)’dan yapılmakta ise de buğdaydan da yapılmaktadır.

Eğer Mısır (darı)’dan yapılacaksa; Mısır (darı ) önce bir kapta ıslatılır,

Değirmende öğütülür veya taş dibekte dövülür. Sonra ala güneşli bir yere serilerek kurutulur. Daha sonra kabukları ovularak ayrılır.

Pişirilmeden önce akşamdan ıslatılır, suyu süzülür, bol su konularak pişirilir.

Yoğurtlu hazırlanan keşkeğin üzerine kekik ve nane koyarak servis yapılır. Yahnili hazırlanan keşkeğin üzerine kemikli kızartılmış et, soğan, nohut ve kırmızı biber karışımı konularak servis yapılır.
2- Yöreye has yemeklerden biri de Kapama Böreğidir.

Mısır unundan yapılan kapamanın yapılabilmesi için mısır unu yoğrulur, elle taptaplanarak açılır.

Bir bazlama ikiye katlanarak veya  İki yuvarlak bazlama açılarak birinin üzerine keş (çökelek)li veya  peynirli, maydonoz karışımı iç konur, diğer bazlama onun üzerine kapatılarak sacda pişirilir.

Pişen kapamalar tereyağı ile yağlanarak kesilir, üzerine bal dökülerek servis yapılır.

Bu börek buğdaydan da yapılabilir.

3 – Anamur’a has yemeklerden biri de Gölevez’dir.

Gölevezin pişirilmesi bir hayli emek ister.

Önce gölevez soyulur, kırılarak bıçakla doğranır, üzerine limon sıkılır.

Sulu salçalı olarak pişirilir. Ayrıca etli, nohutlu veya kuru fasulyeli de pişirilebilir.

Yine gölevez’in kızartması yapılır, üzerine cevizli, sarmısaklı ekşili sos yapılır, kızartılan gölevezlerin üzerine dökülerek servis yapılır.
4 – Batırık ve Kısır her ne kadar civar ilçelerden adet olarak gelmişse de yöre halkının vazgeçemeyeceği yiyecek türleridir.

Anamur yemeklerine ve Akdeniz mutfağına bir örnek olmak üzere batırık yapımını tarif etmeye çalışalım:

Sıcak su ile 1,5 çay bardağı bulguru ıslatalım.

Teflon tavada bir miktar tahin kavuralım.

Yeterince yer fıstığı kavuralım ve robottan geçirelim.

Bulgur, tahin ve yer fıstığını derin bir yoğurma kabına koyup bir miktar kimyon karıştırarak yoğuralım.

Yeterince kuru soğan rendeleyip, salça, nane, maydanoz, yeşilbiber, taze soğan, domates salatalık, zeytinyağı, limonsuyu, pul biber ve tuz ekleyerek bu karışımı iyice yoğuralım.

Kısır hazırlamak istiyorsak bu karışımı bir tabağa ayıralım…

Batırık olarak yapmak istiyorsak karışımı soğuk su ile sulandıralım ve içerisine ince kıyılmış marul ve haşlanmış lahana ekleyelim.

İşte batırık ve kısır’ın kısaca yapılışı…

5 – Ebegümeci yemeği de yöreye has yemeklerden biridir.

Ebegümeci adı verilen bir tür ottan yapılan yemektir.

6 – Semizotu yemeği mevsiminde aranan bir yemek türüdür. Ekşili veya yoğurtlu olarak yapılır.

Semizotunun yapılışı şöyledir;

Semizotunu yıkayalım. Yarım parmak kalınlığında doğrayalım. Küçük parçalar halinde sağan ve sarımsak hazırlayalım.

Bir tencereye yeterince zeytinyağı koyup, soğan ve sarımsağı ekleyerek kıvamınca kavuralım ve bir miktar havuç ilave edelim.

Yeterince kavrulunca semizotunu ilave edelim.

Bir miktar kavrulunca kabukları soyulmuş ve küp küp doğranmış domatesleri ilave edelim.

Daha sonra yeterince pirinç ve tuz koyarak kendi öz suyuyla pişirelim.

Semizotu yapılışı da özetle bu…

7 – Samsıra yöreye has bir tatlı çeşididir.

Samsıranın yapılışı özen ister.

Samsıra yapabilmek için üzüm pekmez veya bal iyice kaynatılır ve içine susam ilave edilir.

Normal akide kıvamına gelince bir kap içerisine dökülür ve küçük parçalara bölünerek servis yapılır.

8 – Anamur mutfağını süsleyen bir tatlı çeşidi de Heleş’tir.

Heleş; Kuru incir ve pekmezin karışımından yapılır.
9 – Susamlı Turp otu yemeği de yöreye has yemeklerden biridir.

Turp otu haşlanır, bol soğanlı kırmızıbiberle kavrulur. Üzerine kavrulmuş, dövölmüş susam, sarımsak, limon suyu ilave edilerek servis yapılır.
10 – Mollaç; Katımış mısır ekmeğinden yapılan bir çorbadır.
11 – Maş çorbası: Yöreye has bir bitki olan baklagiller soyundan maş ürününden yapılan çorbadır.

12 – Tarhana çorbası; Un, domates, kırmızı biber, yoğurt, baharat… karışımı ile yapılır. Yoğrulduktan sonra bir hafta kurutulur. Sonra eritilerek pişirilip servis yapılır.

13 – Topalak: Bulgur, nohut, kıyma, un, salça, yağ, nane, tuz, limon, yumurta ve soğan kullanılarak yapılır.
Ayrıca; Yukarıdaki yöresel yemek bilgilerinin bir kısmını aldığımız Sayın Çınar Arıkan tarafından hazırlanan “www.anamurunsesi” web sitesinde belirtildiği şekliyle Anamur’da Bulamaç, Dolaz, Cızlama, Çileme,Tava Kebabı,Kömbe ve benzerleri gibi yöre yemekleri de ünlüdür.

Bunların yanında katmer, kıvrım, paluze, su helvası, su böreği gibi tatlılar da aranan yemekler arasındadır.

Hoşça kalınız.

(Alıntıdır)

http://www.dolumedya.com/yazarlar/gazi-mert/anamuru-taniyalim-anamurun-yoresel-yemekleri/227/


  • 0

GÖLEVEZ HAKKINDA

Category : Uncategorized

GÖLEVEZ HAKKINDA

Yılanyastığıgiller (Araceae) familyasından olup “kolokas” olarak da bilinir. Yaygın olarak bilinen adı “taro” dur. Dik bir şekilde çıkan uzun yaprak saplarının üzerindeki geniş yapraklarıyla otsu yapıda olan gölevez bir yıllık bir bitkidir. Yaprak sapları, toprak altındaki yumru ve yumrucukların tepesindeki helezonların içinden çıkmaktadır. Gölevezin yaprakları fil kulağı şeklindedir. Botanik açısından yumrular “korm” ve yumrucuklar “kormel” olarak bilinir. Yumrucuklara halk dilinde “fili” adı verilmekte olup bunlardan çoğaltılmaktadır. Yaprakları devetabanı çiçeğinin yapraklarına benzer.

 

Gölevez, nişastalı bitkiler sınıfından olup yumru gelişimine göre 2 farklı büyük çeşide sahiptir. Bunlardan birisi C.e.var.antiqorum: bir küçük ana yumru ve etrafında birkaç yumrucuklar. İkincisi ise C.e.var.esculanta: bir büyük ana yumru ve birkaç yumrucuktan oluşur. Sürekli yağmurların ve yüksek sıcaklığın hakim olduğu tropik bölgelerde gölevez dikimden sonra sulama gerektirmeden kendiliğinden yetişmektedir. Asya’nın güney doğusundan Afrika kıtasına ve Pasifik adalarına kadar üretimi yayılmıştır. Gölevez; Asya, Afrika, Orta Amerika ve Pasifik adalarında yaşayan 400-500 milyon insanın temel gıda kaynağıdır.

 

Türkiye’de ise Akdeniz bölgesinin İçel ilinin Anamur ve Bozyazı ilçeleri ile Antalya ilinin Alanya ve Gazipaşa ilçelerinin sahil kesimlerinde patatesten daha çok yetiştirilmektedir. Sıcaklığın sıfır derecenin altına düşmediği, rakımın düşük olduğu ova kesiminde ve sulama olanakları uygun arazilerde yetiştirilmektedir. Gölevez yumrusundan patates gibi suda haşlanarak sebze yemekleri veya yağda kızartma şeklinde yemekler yapılmaktadır. Gölevez’in işleme şekli ve yöntemi bilinmediğinden sadece üretildiği yerlerde tüketilmektedir. Yumrudan suda pişme esnasında bamyadaki gibi musilaj madde salgılanmaktadır. Bunu önlemek için pişirme esnasında limon sıkılması gerekir. Bu durumu bilmeyen birisinin pişirdiği gölevez yemeği, yiyenlere nahoş bir tat verir. Ayrıca gölevez yumrusunun kabuğu soyulduktan sonra bıçağı takıp kırarak kopartmak (çentmek) gerekir, bu yemeğin suyunun lezzetli olmasını sağlar.

 

Tropik ve subtropik ülkelerde gölevez yumrusu; konserve, un, cips, şehriye ve dondurulmuş gıda olarak değerlendirilmektedir. Gölevez yumrusundan; mantı, gıdalara katkı için ince toz, nişasta, zamk, kabuklarından yem ve yapraklarından da sarma yapılmaktadır. Yumru ve yumrucuklar saçak kökler çıkarır, yumru iç rengi çeşitlere bağlı olarak sarı, grimsi mor, parlak sarı, mor benekli ve beyaz olabilir. Gölevez yumrusu sert ve sıkı bir tekstüre sahiptir. Pişmemiş gölevezin yumru, yumrucuk, sap ve yaprakları kalsiyum oksalat kristalleri içerdiğinden buruk tattadır, çiğ halde yenilmez. Pişirerek bu kristalleri eritmek gerekir. Türkiye’de yetiştirilen yumruların dışı kahverengi içi ise beyazdır. Yaprakları ve sapları buharla pişirilerek kaynatılıp turşusu yapılan gölevez bitkisinin değerlendirilmeyen bir kısmı bulunmamaktadır.

 

Gölevez yumrusunu damak zevkine uygun sunmak için özel pişirme metodları geliştirilmiştir; sınırlı haşlama, kurutma, kızartma, öğütme, rendeleme, fırınlama. Gölevez kuru fasulye ve nohut yemekleri gibi isteğe bağlı olarak et ile haşlanarak yemeği yapılmaktadır.

 

Gölevezin diğer değerlendirilme şekilleri;

 

Fırınlanarak ve haşlanarak mantı ve börek yapılıp hindistan cevizi ile tüketilmektedir. Kururtulup öğütülmüş ince tozu;ekmek,pasta,mama ve makarnalarda katkı maddesi olarak kullanılmaktadır. Gölevez nişastası,plastik ve kozmetik endüstrisinde kullanılmaktadır. Gölevez yumrusu %10 müsilaj içerir.Gölevez zamkı(müsilaj) diyet ürünlerine katılmaktadır. Yaprak saplarından Vietnam çorbası yapılmaktadır. Gölevez yaprakları sarma ve çorba olarak değerlendirilmektedir. Yumru haşlanarak sebze yemekleri yapılabilmektedir. İngiltere’de yapılan bir çalışmada 55+2 oC de vakumla kurutulmuş antiquorum çeşidinin yumru bileşiminde kuru madde % 24.50, ham protein % 6.75, Nişasta % 62.44, toplam şeker % 3.02, ham selüloz % 2.06, ham yağ %0.25, kül % 8.76, kalsiyum 3.105 ppm, mağnezyum 2.532 ppm ve potasyum 34.579 ppm olarak belirlenmiştir. Bir adet gölevez yumrusunun ağırlığı 2 kg’a kadara ulaşabilmektedir. Nisan ayında dikim yapılıp, 7-8 ay sonra aralık ayında hasat edilmeye başlanıp hasadı kış boyunca devam etmektedir. Gölevez gübreleme denemesi şartlarında yetiştirildiğinde 7.000 kg/da’ın üzerinde yumru elde edilmiştir. Patatesin 2,500 kg/da yumru ürün verdiği dikkate alınırsa gölevez yetiştirciliği oldukça karlıdır. Gölevez yetiştiriciliği ile birim alandan yüksek kalori ve protein üretimi sağlanmaktadır. Türkiye’de taban suyu yüksek sulak diye tabir edilen arazilerin alanı 483.210 dekar ve ırmak yatakları 23.250 dekardır. Türkiye’de bu tür arazilerde kültür bitkisi yetiştirilebilir. Gölevezin özellikle sevdiği bu sulak alanlar değerlendirilebilir. Gölevez bitkisi Türkiye’de yerel tüketimin yanı sıra Kıbrıs ve İngiltere’ye ihraç edilmektedir.

 

Dünya üzerinde 43 devlette yaygın olarak üretilen gölevezin Dünya üretimi 5.695.000 ton olup Türkiye üretimi ise 1.000 tondur. Üretimin % 60’ı Afrika’da, % 32’si Asya’da ve % 8’i ise Pasifik adalarındadır. Bu ülkelerde özel kabuk soyma, kurutma, öğütme, dilimleme, parçalama, presleme ve yıkama makineleri mevcuttur.

 

Araştırmacı Henderson ve Arkadaşları, Smith ve Arkadaşları, 1982 ve 1985 yıllarında yaptığı araştırmalarda kalınbağırsak kanserinin Güney Pasifik’in Polinezya nüfusunda Avrupa nüfusundan daha az olduğunu tespit etmişlerdir. Bu durumun beslenme farklılığından kaynaklandığına, lifli gıdaların kalınbağırsak kanserine karşı koruyucu olduğuna ve gıda liflerinin kalınbağırsak kanserine karşı koruyuculuğunun farklı olduğuna inanılmaktadır. Avrupa gıda bitkileri çoğunlukla dikotiledon olmasına karşılık Güney Pasifik gıda bitkilerinin çoğunluğu monokotiledon olup gölevezde monokotiledon bitkiler sınıfındandır. Gölevez liflerinin emdiği kanserojenik 1.8-dinitropren miktarı, dikotiledon olan patates yumrusu ve lahana yaprağı liflerinin emdiği miktarlardan yüksek bulunmuştur. Tüpteki gölevez yumrusu lifinin konsantrasyonu arttırıldıkça adsorbe olan kanserojen madde miktarı artmıştır. Güney Pasifik’in monokotiledon bitkileriyle Avrupa’nın dikotiledon bitkilerinin besin liflerinin kimyasal bileşiminin ve kanserojen maddeleri adsorpsiyon özelliklerinin farklı olduğu tespit edilmiştir.

 

Netice olarak Güney Pasifik’in Polinezya nüfusunda kalınbağırsak kanseri oranının düşük olmasında gölevezin temel gıda olarak yaygınlığının etkili olduğu sonucuna varılmıştır.100 g. Taze gölevez yumrusu 500-600 kj. Civarında enerji vermektedir. Önemli bir enerji kaynağı olan ve kalınbağırsak kanseri hastalığına karşı koruyucu olmasından dolayı gölevezin üretim ve tüketiminin yaygınlaşması insan sağlığı ve Türkiye ekonomisi açısından büyük önem arz etmektedir.

Gölevez

Gölevez


  • 0

ELEKTİRİĞİN TARİHÇESİ

Category : Uncategorized

ELEKTİRİĞİN TARİHÇESİ

Eski Yunan toplumunda barışın sağlanıp belli bir refah düzeyine erişilmesiyle birlikte insanlar bilimle ilgilenmeye başlamıştı. Bilim adamları doğayı inceliyor, onun işleyiş kurallarını çözüp insanların yaşamını kolaylaştırmaya çalışıyorlardı.

Eski Yunan döneminde Milet’te (Anadolu, Aydın civarında eski yerleşim yeri) yaşayan Thales (M.Ö. 624 – M.Ö. 546) de doğayla ilgili araştırmalar yaparken kehribarın yünle ovulduğunda tüy ve saman gibi hafif maddeleri kendine çektiğini, uzun süreli ovmalarda ise insan vücuduna yaklaştırıldığında küçük kıvılcımlar çıkardığını farkedip bazı araştırmalarda bulunmuştu. Deneyleri sonucunda hasır ve buna benzer maddelerin de aynı özelliği gösterdiğini gözlemledi.

Tales’in incelediği şey bugünkü statik elektrikti ve insanlık tarihinde statik elektrikten ilk söz edilmesi Tales’in yaşadığı Eski Yunan dönemine rastgelmektedir.  Günümüzdeki elektrik – elektronik bilimlerinin gelişmişliği yeni çağdaki çalışmaların bir ürünüdür.

•1672: Otto von Guericke (1602 – 1686), Kükürt bir küreyi döndüren alet yaptı. Yün parçasını dönen küreye tutarak bir kıvılcım üretti. Bu sürtünme yoluyla elektrik yaratan ilk generatördür.

•1729: İngiliz Stephen Gray (1696 – 1736) Metallerin iletken, ametallerin yalıtkan olduğunu keşfetti.

•1745: Hollandalı Peter Van Musschenbroek elktrik depo edebilen , su dolu cam kavanoza batırılmış metal çubuktan ibaret Leyden Şişesi ni yaptı ki bu tarihin ilk sığacıdır.

•1746: Benjamin Franklin (1706 – 1790) Elektrik yüklerindeki artı ve eksi uçlarını keşfederek elektriğin korunumu ilkesini ortaya attı.

•1752: Benjamin Franklin gök gürültülü havada bir uçurtma uçurarak ipek bir ip ile şarzlı buluttan Leyden şişesini doldurmayı başardı. Böylece şimşek ile elektrik arasında bağıntı kurdu. Bu deney yıldırım savar (paratoner) in bulunmasına yol gösterdi.

•1759: Franz Maria Aepinus (1724-1802) Paralel plakalı sığacı yaptı

•1770s: Henry Cavendish (1731-1810) Potansiyel fark, sıfır referans nokta, toprak gibi kuramları ortaya atarak , kendisinden sonra Coulomb ve Ohm’un çalışmalarına ışık tuttu.

•1777: Fransız fizikçi Charles Augustin de Coulomb (1736 – 1802), yüklü iki metal küre ya da iki mıknatıs kutbu arasındaki itme veya çekme kuvvetini ölçebilen burulmalı tartı aygıtını gerçekleştirdi.

•1785: Coulomb bulduğu tartı aygıtını kullanarak iki yük arasındaki itme veya çekme kuvvetinin, yüklerin çarpımı ile doğru, aradaki uzaklığın karesi ile ters orantılı olduğunu deneysel olarak gösterdi. Coulomb yasası, Newton’un kütle çekimi yasasının elektrikteki karşılığıdır (Kütleçekimyasasından farklı olarak elektrikte iki yük arasında itme kuvvetinin varlığı da söz konusudur).

•1794: İtalyan fizikçiAlessandro Volta (1745 – 1827), çinko ve gümüş plakalar arasına tuz karışımlı sıvı koyarak elektrik akımı elde etmiş oldu. Burada çinko ve gümüş elektrotlar, tuzlu su elektrolittir ve aralarındaki kimyasal tepkime sonucu elektrik üretiliyordu. Bundan önceki insan yapımı tüm elektrik kaynakları statik idi.

•1796: John Frederick Daniell (1790-1845) Elektrot yapımında farklı gereçler kullanarak günümüzün pillerine temel olan tasarımlarda bulundu.

•1800: Volta’nın tasarımını geliştirilerek ilk ticari piller üretildi. Bilim adamları , kimyasal değişikliklerin elektrik , elektriğinde kimyasal değişiklik yarattığını anladılar.

•1800: İngiliz William Nicholson, (1753-1815), elektrik akımı kullanarak suyu hidrojen ve oksijen gazlarına ayrıştırdı.

•1807: Humphry Davy (1778 – 1829) Özel olarak yapılmış güçlü bir Volta pilini kullanarak bileşikler içinden elektrik akımını geçirmek suretiyle potasyum ve sodyumu bileşiklerinden ayırmayı başardı.Yeni metaller keşfetti.

•1819: Danimarkalı Hans Christian Oersted (1775 – 1851)’bir telin içinden akım geçirildiğinde elektrik akımının telin çevresinde bir manyetik alan oluşturduğu sonucuna vardı. Elektrik akımıyla manyetik alan yaratarak elektrik ile manyetizma arasındaki ilişkiyi kanıtladı.

•1819: Fransız matematikçi ve fizikçi André Marie Ampére (1775 – 1836), Oersted in olgusunu betimleyen ve Ampére Yasası olarak adlandırılan magnetik alan ile bu alanı doğuran elektrik akımı arasındaki bağıntıyı formüle etti. . Elektrodinamiğin de kurucusu olan Ampére aynı zamanda elektrik ölçme tekniklerini de geliştirerek elektrik akımını ölçen bir aygıt yaptı. Anısına elektrik akımı birimi amperdir.

•1827: Alman fizikçi Georg Simon Ohm (1789 – 1854), İletkenlerden geçen elektrik akımına ilişkin çalışmalar yaparak Ohm yasası olarak bilinen, bir iletkenden geçen akımın iletkenin uçları arasındaki gerilim ile doğru, iletkenin direnciyle ters orantılı olduğunu formüle etti, Anısına elektrikte direnç birimi ohm dur.

•1829: İskoç asıllı bir Amerikalı olan Joseph Henry (1797 –1878) Demir çekirdek etrafında tel sarımı suretiyle yaptığı bobin ile güçlü manyetik alan yaratarak bir tondan fazla metali kaldırmayı başardı.

•1831: İngiliz fizikçi ve kimyager Michael Faraday, ( 1791 – 1867) Bir buhar makinesi ile bakır bir plakayı bir mıknatısın yarattığı manyetik alan içinde döndürerek elektrik üretti. Bu ilk generatördür.

•1831: Joseph Henry , Faraday’ın buluşunu tersine çevirerek , manyetik alandan elektrik akımı geçirmek suretiyle bir bakır çemberi döndürmeyi başardı. Bu bir elektrik motorudur ve tarihte ilk kez, elektrik enerjisi makinelere güç vererek iş yapılmasını sağlıyordu.

•1833: Alman fizikçi Wilhelm Weber (1804-1891) ve Karl Friedrich Gauss (177-1851) İki bina arsındaki ilk telgraf işlemini başardılar.Elektrik ölçüm için ilk uyumlu ünit sistemlerini buldular. Gauss jeomanyetik alanın yönü ve kuvvetini kaydetmek için Avrupa gözlem ağı organize etti

•1834: Alman fizikçiHeinrich Lenz (1804-65) Akan bir elektrik akımına ters yönde bir direnç vardır. Kuramı onundur ki Lenz yasası olarak bilinir..

•1841: İngilizfizikçiJames Prescott Joule, ( 1818, 1889) Isınınmekanikiş ile olan ilişkisini keşfetti. Bu keşif, enerjinin korunumu teorisine ve oradan da termodinamiğin birinci kanunu’nun eldesini sağladı. iş birimi joule, onun anısına verilmiştir. Lord Kelvin ile mutlak sıcaklık skalasını geliştirmiştir. Joule yasası olarak bilinen Bir direnç üzerinden geçen elektrik akımının ısı yaydığı buluşu onundur.

•1844: Amerikalı bulucu Samuel Morse (1791 – 1872) kısa ve uzun sinyalleri bir hat ile göndermekle ilk elektrikli telgrafı yaptı. Kısa ve uzun sinyallerin harflerdeki kodlamasına , Samuel Morse anısına Mors alfabesi denir.

•1845: Alman fizikçi Gustav Robert Kirchhoff (1824-87) Devre analizi olan “Bir noktaya giren ve çıkan akımların toplamı sıfırdır. Kirchhoff I”, “kapalı bir devrede harcanan gerilimlerin toplamı, sağlanan gerilimlerin toplamına eşittir. Kirchhoff II” yasalarını yayınladı.

•1851: Heinrich Ruhmkorff (1803-77) Çift kat sarımlı indüksiyon bobinini buldu. Bu buluş AC transformatörün gelişimine önderlik etmiştir.

•1864: İskoçyalı matematikçi ve fizikçi James Clerk Maxwell (1831-79) Kuantum fiziği öncesi bilinen bütün elektrik ve manyetik kuramları açıkladı. Maxwell denklemleri olarak bilinen dört temel denklem onun tarafından ortaya atılmıştır.

•1869: William Crookes (1832-1914) ve Johann Wilhelm Hittorf (1824-1914) Birbirilerinden ayrı olarak katot ışınlarını buldular.

•1876: Amerikalı Charles Francis Brush ( 1849 – 1929) Elektrik çalışma akımı üretebilen açık bobin dinamoyu buldu.

•1876: Amerikalı Alexander Graham Bell (1847 – 1922) Elektrik titreşimlerini sese dönüştürerek telefonu buldu ve patentini aldı.

•1877: Amerikalı Thomas Alva Edison (1847 – 1931) Sesi kaybedip yineleyebilen gramofonu (fonograf) geliştirdi.

•1879: Edison karbon flamanlı akkorlamba için patent başvurusu yaptı. Üç yıl sonra New York sokaklarında bu lambalar ışıyordu. Edison yaşamı boyunca gerçekleştirdiği hareketli resim kamerası, teyp, projektör gibi çeşitli buluşları için 1093 patent almıştır.

•1879: Brush ark lambaları Cleveland Caddelerini aydınlatmak için kullanıldı.

•1880: San Fransisko da elektrik satmak için ilk şirket kuruldu. (California Electric Light Company)

•1881: E.W. v. Siemens tarafından elektrikli tramvay yapıldı.

•1882: Dünyanın ilk merkezi güç üretim tesisi doğru akım(DC) güç sistemli The Pearl Street Station New York City de Thomas Edison tarafından açıldı.

•1882: Wisconsin’de ilk hidroelektrik santral açıldı.

•1883: Nikola TeslaTesla bobini ni buldu . Bu, elektriğin gerilimini dönüştürebilecek ve uzak mesafelere iletmeyi kolaylaştıracak bir transformatör olup Tesla’nın alternatif akım projesinin önemli bir ayağıdır.

•1884: İngiliz mühendis Charles Algernon Parsons (1854-1931) ilk başarılı buhar türbinini yaparak elektrik Jeneratör (generatör) lerini döndürmede kullanılmıştır..

•1886: Amerikalı fizikçi William Stanley, Jr. ( 1858–1916) İndüksiyon bobintransformatörünü ve alternatif akım sistemini geliştirdi

•1886: ABD de 40-50 adet su gücü ile çalışan elektrik üretim tesisi hizmette ya da yapım halindedir.

•1887: Sırp asıllı bulucu, fizikçi , elektrik ve makine mühendisi Nikola Tesla ( 1856- 1943 Alternatif akım generatörü buldu. Böylece elktrik enerjisi uzun mesafelere kolaylıkla iletilebilecekti.

•1888: Heinrich Hertz (1857-94) Yıllar önce Faraday ve Maxwell tarafından bahsedilmiş radyo dalgalarını keşfetti ve ölçtü.

•1889: ABD de üretimlerinin tamamını ya da bir bölümünü su gücünden sağlayan elektrik şirketi sayısı 200 ü bulmuştur.

•1889: İlk ticari uzun mesafe doğru akım ENH Portland şehri ile Willamette şelalesi üretim tesisleri arasında kuruldu.

•1891: İlk belediye elektrik sistemi Northwest — Ellensburg, Washington.

•1892: İtalyan fizikçi Guglielmo Marconi (1874 – 1937) , sinyalleri birkaç km uzağa ulaştırarak’ telsiz telgraf patentini aldı. Daha sonra ilk kıtalararası radyo sinyalini göndermeyi başardı. 1901’de, İngiltereCornwall’dan gönderilen sinyaller, Kanada’dan alındı. Bu olaydan sonra birçok yerde telsiz telgraf istasyonları kurulmaya başlandı.

•1895: Alternatif akım üreten ilk generatör Niagara şelalesine kuruldu..

•1897: İngilizfizikçi Sir Joseph John Thomson, (1856 – 1940) Electron u keşfetti.

•1900: Charles Proteus Steinmetz (1865-1923) Alternatif akım doğal kompleksi matematiksel analizini yazdı..

•1900: ENH de en yüksek gerilim 60 Kilovolt.

•1908: İlk komplike üretim tesisi Columbia nehri üzerine inşa edildi.

•1911: Electrikli klima yapıldı – W. Carrier.

•1913: İlk hava kirliliği kontrol cihazı. Kül tutucu

•1913: Elektrikli buzdolabı – A. Goss.

•1923: Rus asıllı ABD’li elektrik mühendisi Vladimir Kosma Zworykin’ilk kez resim tarama yöntemini tümüyle elektronik olarak yapan ikonoskopu buldu. Ertesi yıl da kineskop olarak adlandırılan resim tüpünün patentlerini aldı. Bu iki buluş, ilk televizyon sisteminin oluşturulmasına temel oluşturdu. 1950’li yıllarda televizyon artık izlenilmeye başlanmıştı.

•1923: Fotoelektrik hücreler keşfedildi.

•1930: ABD’li elektrik mühendisi Vannevar Bush (1890 – 1974)’un yönetiminde Cambridge’de Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT)’nde ilk bilgisayar yapıldı.

•1933: 40 yıl boyunca dünyanın en büyük su santralı ünvanını elinde bulunduracak 6180 MW gücündeki Grand Coulee barajı ve HES yapımına başlandı

•1942: İlk elektronik bilgisayarın yapımına başlandı ve aygıtın yapımı 1945 yılında tamamlandı.

•1947: John Bardeen, Walter Houser Brittain ve William Bradford Shockley ABD’deki Bell Laboratuvarları’nda transistörü buldular. Elektrik sinyallerinin yükseltilmesini, denetlenmesini ya da üretilmesini sağlayan bu yarı iletken aygıt nedeniyle Bulucular 1956Nobel Fizik Ödülü’nü paylaşmışlardır. Elektron lambalarının bütün işlevlerini çok daha küçük boyutlu ve hafif, mekanik etkilere karşı daha dayanıklı, ömrü daha uzun, verimi daha yüksek, ısı kayıpları daha düşük ve harcadığı güç de çok daha az olarak yerine getirebilen transistörler elektronik alanında bir devrim olarak kabul edilir.

•1953: İlk 345 Kilovolt ENH

•1954: Dünyanın ilk nükleer santralı Rusya’da elektrik üretimine başladı.

•2000: Deniz dalgasının hareketinden yararlanılarak enerji üretilen ilk santral İskoçya’da işletmeye alındı.


  • 0

KIZILCA (Anamur Yolları)

Category : Uncategorized

KIZILCA (Anamur Yolları)

Dudu gelin elindeki tokucakla Kızılca köyünün 2 km uzağındaki bük’lere giden akarsuda yıkamakta olduğu çamaşırlara son vuruşunu yaparken karnında büyük bir ağrı hissetti. Taş üzerine yerleştirdiği çamaşırlara tokucakla bir daha bir daha vurmaya çalıştı.Tokucak indikçe karnındaki acıyı daha çok hissetmeye başladı. Çamaşır yıkamak için gelen komşu kızı Şaziye işini bitirmiş ve köye dönmüştü.Yapayalnızdı. Gün batmak üzereydi. Az ileride otlayan eşek de huysuzlanmış ön ayağının biriyle yeri eşeliyordu.

Yıkadığı çamaşırlar, su ısıtmak için getirdiği kazan, deterjan yerine kullandığı pelit külü’nün arta kalanlarının bulunduğu kıl torba, çamaşır döğmek için getirdiği tokucakın eşeğe yüklenmesi gerekiyordu. Fakat kıpırdayamıyordu. Karnındaki ağrı kasıklarına kadar inmişti. Komşu kadın Nadire; ” sancın geldiği zaman haberimiz olsun ” demişti. Acaba bu ağrı “sancı” mıydı ?

“Doğum sancısı” bu muydu ? Kocası Sadık Anamur’a çalışmaya gideli aylar olmuştu. “Ben gelinceye kadar doğum olmaz” demişti. Aynı ağrıyı bir gün önce de hissetmişti.

İki büklüm bir halde zorla eşeğin palanını üzerine koydu. Kolanı iyice sıkıştırıp sıkıştırmadığını hatırlamıyordu bile. Kıldan yapılmış heybeyi palanın üzerine attı. Heybenin gözlerine çamaşırları doldurdu. Kazanı zorluklar içinde palanın üzerine yerleştirdi. Her iki kulpundan kolana bağcıklarla bağladı. Pelit külünün bulunduğu kıl torba ile tokucağı kazanın içine attı. Eşek önde, Dudu gelin arkada yola koyuldular.

 

O gün ayın 14’ü idi. Eve vardıkları zaman neredeyse gecenin üçte biri bitmişti.

Keçileri otlatan kayınbiraderi Salih ile oğlakları otlatan kaynanası Durdane Ana çoktan uyumuşlardı. Ocakta yanan odunların közü kalmış ve odayı hafifçe aydınlatıyordu.

Durdane Ananın uykusu çok hafifti. Bir süre çamaşıra giden gelini Dudu’nun gelmesini beklemiş o gelmeyince bükten gelen gompillerden bir kaçını köz’e atmış oğlu Salih ile birlikte gompil ve ayranla karınlarını doyurmuşlardı.

Dışardan duyduğu tıkırtı ile uyanan Durdane Ana Dudu’nun yardımına koşmuş, birlikte eşeğin yükünü indirmişler, ilerdeki ardıç ağacına eşeği bağlayıp içeri girmişti. Birde ne görsün? Dudu gelin yerde kıvranıyor, kayınbiraderi Salih’in sesini duymaması için ala yazmasının ucunu iki dişinin arasında sıktıkça sıkıyordu.

Durdane Ana vaktin geldiğini hissetmiş ve önceden hazırladığı koyun yünü ve pamuk ipliğinden yapılmış ala kilimi, keçi kılından yapılmış çulun üzerine atmış, Dudu gelini üzerine yatırmıştı. Oğlu Salih’i uyandırmış, eline bir kıl çuval tutuşturmuş, yatması için evcik’in erzak deposuna göndermişti.

Durdane Ana; Dereköy’e gelin olarak gönderdiği kızı Gülsüm ile komşusu Bekir Koca’nın oğlu Aptil’e verdiği Şaziye ve oğlu Salih’i doğurmuş fakat hiç çocuk doğumunda ebe olarak bulunmamıştı. Ancak keçileri otlatırken onların kuzlama’sına yardımcı olmuştu.

Dudu gelin de hiç doğum yapmamıştı. Ama bir defasında oğlak güderken rastladığı komşu köyden Rahime Kadının anlattıklarını dinlemişti. Her şeyi anlamıştı ama göbek bağını kesme olayına akıl erdirememişti.

Kaynana gelin doğumun gerçekleşmesinden sonra göbek bağını da iki taşın arasında kesmişler, Dudu gelin derin bir uykuya dalmıştı. Rüyasında Anamur’a çalışmaya giden kocası Musa’yı görmüş bir erkek çocukları doğduğunu Musa’ya anlatmış oda “adını Ahmet koyalım” demişti. Uyandığı zaman Durdane Ana’ya rüyasını anlatmış böylece çocuğun adı da konmuştu; Ahmet …

Aynı günlerde Kızılca köyünün kuzeyinde bulunan bir Sayfant’ta gece yarısı yine bir hareketlilik gürünüyordu. Sayfant iki katlı idi alt katta hayvanların barınması için ahır bulunuyordu.

Sayfant’ta dede Ese Dayı, karısı Sabahat, gelini Fatma, damat Sadık, Ese dayının üç torunu birlikte yaşıyorlardı. Sayfant’ın yatak odasında gelin Fatma doğum sancısı çekiyordu. Eşinin doğumunun yaklaştığını bilen Sadık doğum için halası Zehra’yı “ebe”lik yapması için getirmişti.

Zehra’nın yardımı ile bir kız çocuğu dünyaya getiren Fatma; dördüncü çocuklarının da kız olduğunu duyunca kocası Sadık’ın kendisine kızacağını hissetmiş ve saatlerce onun kapıdan görünmesini beklemişti.

 

Fatma’nın Sadık’ı beklediği saatlerde Sadık eşinin bir kız çocuğu dünyaya getirdiğini duyunca onu tebrik bile etmeden, çocuğunun yüzünü bile görmeden yaya olarak çalışmaya gitmek üzere kayrak çakıllı yollardan Bozyazı kasabasına yönelmişti.

“Adını Gülizar koyun” diyen dede Ese Dayı gelini Fatma’nın bir erkek çocuk dünyaya getirmemesine hayıflanıyor, karısı Sabahat’a dert yanıyordu : ” Biz yaşlandık Bük’te kim çalışacak? Gompil’leri kim çapalayacak ? Değirmene kim gidecek? Anamur’a, Bozyazı’ya kim gidip şeker, pirinç, tütün getirecek? Diğer torunlar gibi buda kız … La havle vela kuvvete .. ”

Yeni doğan bebeğe Gülizar adını koymuşlardı.

Ahmet yedi yaşına gelince elinde azık torbası, belinde keser, önünde 30 – 40 oğlakla o dağ senin bu dağ benim dercesine Kızılca köyünün doğusundan batısına güneyinden kuzeyine basmadık yer bırakmamış; 15 yaşına gelinceye kadar hep keçileri ve oğlakları gütmek, anasına yardım etmekle günlerini geçirmişti. Amcası Salih evlenmiş başka bir eve taşınmıştı. Kocasını Yemen çöllerinde savaşta kaybeden ebe’si Durdane Ana artık yatalak şekilde evin bir köşesinde yatıyordu.

Musa Anamur’dan geleli aylar olmuştu. Oğlu Ahmet’in genç bir delikanlı haline geldiğini görünce çalışmak üzere onu da Anamur’a götürmeyi planlamaktaydı. Çok değil iki yıl birlikte çalışsalar Sadık’ların evi gibi bir sayfant yaptırmayı ve evcik’ten kurtulmayı planlıyordu.

Bir sonbahar sahahı Musa oğlu Ahmet ile birlikte kayrak çakıllı yollardan Bozyazı’ya, oradan da Anamur’a gelmiş Akcami’nin karşısındaki han’a yerleşmişti.

Ahmet babasıyla birlikte tam üç yıl Anamur ve Bozyazı ovasında ne iş bulduysa çalışmıştı. Anamur’un 6 km güneydoğusunda bulunan Mamure Kalesi ile, 7 km batısında bulunan Anemurium antik kenti, Karamanoğulları tarafından yapılan Akcami, bahçelerinde çalıştığı Molla Mehmet Evi, Şevki Efendi Evi, Hakkı Efendi Evi, şehir merkezinde bulunan iki katlı kilise ve her pazar çalan kilise çanı onun genç ruhunda fırtınalar estirmişti.

Babası haklıydı. Kızılca’da bir Sayfant’ları olmalıydı. Evcik’ten kurtulmak gerekti. İyi bir para biriktirmişler ve bir sene içinde Sayfant’a taşınmışlardı.

 

19 yaşına gelen Ahmet için Kızılca köyünde çobanlık yapmaktan başka yapacak bir iş de yoktu. Artık Anamur ve Bozyazı’ya çalışmaya da gitmiyordu.

Çocukluk arkadaşı Gülizar bük’te gompilleri sularken Ahmet birkaç defa keçileri sulamak için tarlanın önünden geçmiş ve bir defasında Gülizar’la göz göze gelmişlerdi. Artık her akşam üzeri keçileri sulamak için bük adı verilen tarlanın önünden geçerken hep Gülizar’la karşılaşan Ahmet ile Gülizar arasında sıcak bir yakınlaşma peydahlanmıştı.

Gülizar’a göre Ahmet köydeki gençlerin hiçbirine benzemiyor, daha alımlı bir görünüm sergiliyordu. Ahmet’e göre Gülizar ise Anamur da gördüğü şehir kızlarının, bey kızlarının hiçbirine benzemiyor, daha bir sıcak bakıyordu.

Bir defasında yeni doğan bir oğlak Ahmet’in kucağında iken Gülizar oğlağın başını okşamış, gözgöze gelmişler, Gülizar’ın yanakları al a1 olmuş koşarak Ahmet’in yanından uzaklaşmış, Ahmet ise heyecandan oracığa yığılıp kalmıştı.

Bir defasında da Ahmet Kocacevizden kopardığı cevizlerden birkaç tanesini Gülizar’ın yanına bırakmış, Gülizar’ın bu cevizleri aldığını görünce o gün sabaha kadar sevincinden uyuyamamıştı.

Yine bir defasında dağdan topladığı alıçları azık çıkısına koymuş, Gülizar’a vermiş onun közde pişirip aynı azık çıkısına koyduğu Gompilleri almıştı.

Bu basit ve safça alışverişler, bakışlar iki genci birbirine iyice yaklaştırmıştı.Ese dayı bir hayli yaşlanmış, ilerlemiş yaşına rağmen torunu Gülizar’ın her akşam üzeri kargaları kovalamak bahanesi ile tarlaya – büke gidişine pek anlam verememiş, ilerleyen aylarda Ahmet ile olan yakınlaşmasını ilgi ile izlemişti. Gençliğinde kendisi de böyle bir sevdaya tutulmuş fakat sevdiceği bir başkasına yar olmuştu. Ahmet’te kendi gençliğini Gülizarda sevdalandığı ve kavuşamadığı komşu kızının gençliğini görüyordu.

 

Durdane Ana’da yatalak olmasına rağmen Ahmet’teki bu değişikliği fark etmiş Ese Dayı gibi o da genç kızlığını hatırlamış, gençliğinde sevdalandığı gencin bir başkası ile evlendiğini düşünmüş, Gülizar’ı kendisine Ahmet’i sevdalandığı gence benzetmişti.

Acaba birbirine kavuşamayan bu iki sevdalı Ese Dayı ile Durdane Ana’mı idi?

Gülizar bir gün özene bezene gompil ekmeyi yapmış, babasının Bozyazı’dan getirdiği pirinçten pilav hazırlamış sevdalısı Ahmet ile birlikte koca taşın arkasındaki piynar ağacının gölgesinde birlikte yemek yiyeceklerdi. Ahmet’te keçi yoğurdundan yapılan taze ayran getirecekti.

 

Nedendir bilinmez. Gülizar annesi Fatma’ya babası Sadık’a ebesi Sabahat’a değil de dedesi Ese Dayı’ya bu buluşmayı haber vermiş, Ahmet’te durumu annesine, babasına değil ebesi Durdane Ana’ya anlatmıştı.

Genç sevdalılar koca taşın arkasındaki piynar ağacının dibinde piknik yaparken sol taraftaki ardıç ağacının dibinden Ese Dayı, sağ taraftaki andız ağacının dibinden Durdane Ana yaşlı gözlerle onları izlemekte idi. Genç sevdalılar tuluk ayranını yudumlarken iki yaşlı gözde karşılıklı birbirlerini süzüyordu.

 

Ahmet’le Gülizar’ın dillere destan gizli sevdası masum bir şekilde yıllar yılı devam etmiş derken her Türk genci gibi Ahmet’de askere çağrılmıştı.

Ahmet yavuklusuyla hüzünlü bir ayrılık yaşamış, Gülizar’ın kendisine verdiği işlemeli beyaz mendili itina ile iç cebine yerleştirmiş, kendisini uğurlayan komşuları ile vedalaşmış tek başına kayrak çakıllı yollardan geçerek 60 km uzaklıktaki Anamur’a gelmişti. Diğer köylerden toplanan gençlerle birlikte Ermenek Sancağına varmışlar oradan Konya’ya gitmişlerdi.

Konya’da sıkı bir askeri eğitimden geçen Ahmet, Çavuş rütbesi almış ve Ahmet Çavuş olarak İstanbul’a gönderilmişti.

Ahmet’in İstanbul’da Selimiye kışlasında askerlik yapmaya başlamasından iki ay sonra Balkan Savaşı çıkmış, Balkan Devletlerinden Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan ve Karabağ hükümetleri Türklere karşı topyekün savaş ilan etmişlerdi. Yapılan çetin savaşlar sonucu 3 – 4 cephede Türkler yenilgiye uğramışlardı.

29 Ekim 1912’de Bulgarlara yenilen Türkler Çatalcaya çekilmişlerdi. Ahmet Çavuş da Çatalcaya kadar çekilen Türk askerlerinin arasında idi.

Lüleburbaz Savaşları denilen ve Çatalca’ya çekilmek zorunda kalınan 29 Ekim yenilgisinde Türkler sadece Bulgarlara yenilmemiş açlık ve çamur’a da mağlup olmuştu.

Ahmet Çavuş haftalarca potinini bile çıkarmamış diğer askerlerle birlikte gece gündüz aç susuz kahramanca mücadele etmişti.

Balkan Devletlerinden Bulgarların hedefi İstanbul’u ele geçirip boğazlara hakim olmaktı.

17 Kasım 1912’de Bulgarlar İstanbul’u almak için yeni bir taarruz başlatmışlardı.

Her türlü zor şartlara, açlığa susuzluğa rağmen Türk ordusu hazırlıklıydı. 20 gündür tüneller kazılmakta, tuzaklar hazırlanmaktaydı.

Top – tüfek sesleri, Allah Allah nidaları arasında Ahmet Çavuş bir oraya,bir buraya koşuşturmaktaydı.Elindeki dolma tüfek ile üzerlerine el bombası ve kurşun yağdıran Bulgar askerlerine ateş etmekte, attığı her kurşunun hedefine vardığına inanmaktaydı. Bir ara içinde gizlendikleri sığınağın hemen yanı başına bir el bombası düşmüş Ahmet Çavuş arkadaşlarının şaşkın bakışları arasında patlamaya hazır el bombasını Bulgar askerlerinin üzerine fırlatmıştı. İşte o anda düşman topçusunun attığı bir top, sığınağın yakınına düşmüş fırlayan şarapnel parçaları Ahmet Çavuşun sol ayağının baldırına saplanmış, sağ ayağının dizden aşağısını parçalamıştı.

Görülmemiş bir direnişle karşılaşan Bulgarlar geride 10.000 ölü bırakarak savaş alanını terk etmişlerdi. Türk askerleri büyük bir zafer kazanmış ancak yüzlerce şehit vermiş, yüzlerce yaralıyı hastaneye kaldırmışlardı.

 

Hastane geçici olarak kurulan bir sahra hastanesiydi. Ahmet Çavuş yaralılar arasında idi. Kısa sürede her iki bacağı kangren olmuş, ameliyat sonunda sol ayağı dizinden bir karış yukarısından, sağ ayağı ise dizinden kesilmişti.

Sahra hastanesinde aylarca tedavi gören Ahmet Çavuşun tek tesellisi Gülizar’ın verdiği ve avucunun içinden hiç ayırmadığı kana bürünmüş işlemeli beyaz mendil idi. Onunla yatıyor, onunla kalkıyor, onunla konuşuyordu. Sahra hastanesinde her iki bacağına takma ayaklar takılmış ve ellerine iki asa verilmişti.

Balkan Savaşları sona ermiş, Ahmet Çavuş terhis olmuş, memleketine gitmek üzere Haydarpaşa istasyonundan trene bindirilmişti. Aktarmalı tren yolculuğu ile Adana’ya gelmişti. Adana’da askeri birliğin verdiği bir katır ve rehberiyle haftalarca süren yolculuktan sonra Anamur’a askerlik şubesine teslim edilmişti.Yine bir binek atı ve rehberiyle kayrak çakıllı yollardan Kızılca köyüne gelen Ahmet Çavuş gece vakti evlerinin kapısını çalmıştı. Bu kavuşmanın üzüntüsüne dayanamayacağını hisseden rehber er, atına atladığı gibi geri dönmüş, Ahmet Çavuş evinin kapısında yalnız kalmıştı.

Anne Dudu Gelin yıllar yılı Ahmet’ten haber alamamanın üzüntüsü ile yanıp tutuşmaktaydı. Durdane Ana yatalak olduğu için ev işlerinde gelinine hiç yardımcı olamamaktaydı.Baba Musa rahatsız olduğu için sadece oğlakların bakımını üstlenmişti.

Dudu Gelinin saçları ağarmış neredeyse beli bükülecek hale gelmişti. Akşam vakti keçi ve oğlakları ağıla katmış, Durdane Anaya ve kocası Musa’ya yiyecek bir şeyler hazırlamış, onlar uyuduktan sonra kendisi de yatmış uyumak üzereydi. Kapı çalındığı zaman bir an şaşırmıştı. Komşuları olamazdı. Bu saatte kendilerini arayacak pek komşusu yoktu. Kapıyı açtı. Bir de ne görsün? Askere giden oğlu Ahmet kapıda durmuyor mu? Baba uyanmış, Durdane Ana’yı da uyandırmışlardı.

 

Hüzün ve sevinç birbirine karışmıştı. Oğullarının takma bacakla karşılarına çıkması aileyi perişan etmişti.

Ahmet annesine yavuklusu Gülizar’ı sormuş, annesinin Gülizar ile ilgili anlattıklarını duyunca yıkılmış, sabaha kadar kendine gelememişti.

Gülizar Ahmet’in askere gidişinden sonra iki gözü iki çeşme her akşam üzeri biteviye sayfantlarının önündeki ardıç ağacının dibinde güneşin batışını izlemekte idi.

Geyik avlama mevsiminde günlerden bir gün Anamur’dan gelen avcıların yolu Kızılca köyüne düşmüştü.

Avcılar ardıç ağacının dibinde tek başına oturan gözü yaşlı Gülizar’ı görmüşler, güzelliğine hayran kalmışlardı. Av dönüşü Anamur’da ve Bozyazı’da dilden dile Gülizar’ın güzelliği konuşulur olmuştu.

 

0 dönemde uzak köylerden kız istemek pek alışılmış bir durum değildi. Ancak Bozyazı ve Anamur’da Gülizar hakkında o kadar çok şey söyleniyordu ki…

Yine o dönemde bedelli askerlik sebebiyle bazı gençler bedel parasını ödeyip askere gitmiyordu. Babasının bedel parasını ödediği bir bey oğlu Gülizar’ın güzelliklerini duymuş ve ikinci av mevsiminde avcıların peşine takılmış Kızılca Köyüne gitmişti.

Uzaktan Gülizar’ı gören bey oğlu ona aşık olmuş ve av dönüşü durumu ailesine anlatmıştı.

… ve Balkan Savaşlarında yavuklusunun şehit olduğunu tahmin eden Gülizar Anamur’a gelin gitmişti.

Gece yarısı eve gelen Ahmet Çavuş sabah şafakla birlikte elinde asası, takma bacaklarını sürüye sürüye Kocataş’ın arkasındaki Piynar ağacının dibine gitmiş, Gülizar’ın verdiği lime lime olmuş kanlı işlemeli mendili yere sermiş öylece kalakalmıştı.

Musa, Dudu, Salih, Komşu köyün gençleri Ahmet’i aramışlar bulamamışlardı. Ese Dayı’nın hatırlatmasıyla Kocataş’ın arkasındaki piynar ağacının dibinde yarı baygın şekilde yatan, takma bacaklarını sağa sola fırlatan Ahmet Çavuş’u bulmuşlar ve evine taşımışlardı.

 

Ahmet Çavuş günlerce ağzına bir lokma ekmek almadan, bir tas su içmeden bitkin bir şekilde Durdane Ana’nın yanı başında gözünü avucunun içindeki kanlı beyaz işlemeli mendile dikmiş vaziyette yatmaktaydı.

Haftalar haftaları aylar ayları kovalamış ve bir ara Ahmet Çavuş başını Durdane Ana’nın göğsüne yaslamış, gözlerini Durdane Ana’ya dikmiş ve “bunun için mi Balkan savaşına katıldım, bunun için mi bacaklarımı kaybettim. Gülizar nerede?” demişti.

Bu sözler belki de aylardır ağzından çıkan ilk sözlerdi.

Ahmet Çavuş’un ağzından çıkan ikinci şiirimsi sözler şunlar olmuştu; “Anamur yolları gayrak çakıllı… Bir yar sevdim uyar akıllı… Anamur üstüne duman bürümüş… Benim sevdiceğim bu diyarda imiş…”

Durdane Ana bu sözleri adeta ezberlemiş Ahmet’in sözlerini gelen gidene söyler olmuştu.

Yıllar yılları kovalamış Ahmet çavuş kendini toparlamış kaderine razı olmuştu. Bunun sırrı neydi ? Ahmet Çavuş nasıl kendine gelmişti? Bunu anlamak mümkün değildi.

Ahmet Çavuş artık insanların arasına karışır olmuştu. O takma bacaklarıyla gittiği her yerde aynı sözleri mırıldanıyordu. Ama her geçen gün yeni ilavelerle…

“Anamur yolları yar yar… Gayrak da çakıllı a canım…Bende bir yar sevdim yar yar… Uyarda akıllı a canım… Anamur üstüne yar yar, Dumanda bürümüş a canım… Benim sevdiceğim yar yar…Bu diyarda imiş a canım…”

 

Bu sözler Kızılca köyünde artık yediden yetmişe herkesin dilinde söylenir olmuştu.

Ahmet Çavuş’un dilinden dökülen şiirler daha da genişlemiş her sözün sonuna “aman” kelimesi eklenmişti.

Nedendir bilinmez Kızılca Köylüleri Ahmet Çavuşa “Kanuni Ahmet Çavuş” demeye başlamışlardı.

Gençler Ahmet Çavuş’un isteği ile hem söyleyip hem oynamaya başlamışlardı. Gençler oynarken ve söylerken Kanuni Ahmet Çavuş yüksekçe bir taşın üzerine oturuyor, gençlerin önünden oda söylüyordu. Hem de yeni yeni eklemeler yaparak.

Ahmet Çavuş’un türküsü kısa zamanda civar köylerde, Bozyazı kasabasında, Anamur ilçesinde dilden dile söylenir olmuştu. Artık bütün düğünlerde keman, klarnet, davul eşliğinde söylenmeye başlanmıştı. Kim bilir, belki de aynı sözler Ahmet Çavuş’un yavuklusu Anamur’a gelin giden Gülizar’ın kulağına bile gitmişti.

Kanuni Ahmet Çavuş’un “Anamur yolları Gayrak çakıllı …” diye başlayan türküsünün ünü; Silifke, Mut, Gülnar, Ermenek, Alanya gibi komşu ilçelere oradan da Mersin, Adana, Antalya gibi illere yayılmış her yerde halk oyunları olarak oynanmaya başlanmıştı.

 

Halk oyunları olarak bütün Türk halkına mal olan bu türkü ; canlı ve kıvrak bir şekilde kaşıkla çalgı eşliğinde söylenmeye, kızlı erkekli oynandığı gibi sadece erkekler tarafından da oynanmaya başlanmıştı.

Oyunlarda erkekler; keçe külah, kıl haba, şalvar, göğnek, çorap, bel kuşağı, bağcık, yörük çarığı giymektedir.

Kızlar ise; fes, alınlık, pullu veya ala yazma, göğnek, üç etek, salta-cepken, darabulus kuşak, çorap, don, çarık giymektedir.

Bugün Türk halkına mal olan “Anamur yolları gayrak çakıllı…” diye başlayan Kanuni Ahmet Çavuş’un türküsünün son şekli şöyledir:

 

Anamur yolları yar yar aman

Gayrak da çakıllı a canım sürmelim ben yandım aman

Bende bir yar sevdim yar, yar, yar, yar aman edalım aman

Uyar da akıllı a canım sürmelim ben yandım aman

 

Anamur üstüne yar, yar, yar yandım aman

Dumanda bürümüş edalım sürmelim bir tanem aman

Benim sevdiceğim yar, yar, yar aman

Bu diyarda bir idi a canım sürmelim aman.

 

 

 

HİKAYEDE ADI GEÇEN İSİM VE SÖZCÜKLER

 

Durdane Ana : Kanuni Ahmet Çavuş’un babaannesi.

Dudu Gelin : Kanuni Ahmet Çavuş’un annesi

Sadık         : Gülizar’ın babası

Salih          : Kanuni Ahmet Çavuş’un amcası

Şaziye        : Komşu kızı

Rahime Kadın : Komşu köyden

Musa         : Kanuni Ahmet Çavuş’un babası

Ahmet        : Kanuni Ahmet Çavuş

Gülizar       : Kanuni Ahmet Çavuş’un yavuklusu

Ese Dayı    : Gülizar’ın dedesi

Sabahat     : Gülizar’ın anneannesi

Fatma        : Gülizar’ın annesi

Nadire       : Komşu kadın

Gülsüm      : Kanuni Ahmet Çavuş’un halası

Bekir Koca : Kanuni Ahmet Çavuş’un halasının beyi

Abdil        : Kanuni Ahmet Çavuş’un halasının beyi

Şaziye        : Kanuni Ahmet Çavuş’un halası

Zehra         : Gülizar’ın doğumunu sağlayan ebe

Tokucak    : Çamaşır yıkamak için ağaçtan yapılan alet

Bük           : Patates ekilen tarla

Pelit           : Meşe ağacı

Palan         : Eşeğin üzerine çekilen binek aracı

Kolan        : Palanın tutması için kullanılan kıldan yapılan kalın ip

Heybe        : İki gözü bulunan, at ve eşek üzerine atılan kıl ve yünden yapılan bir araç

Gompil       : Patates

Ala yazma  : Bir tür baş örtüsü

Ala kilim    : Beyaz, yeşil, sarı renklerden yapılan içleri eşkenar dörtgen ile dokunan bir kilim türü

Çul : Keçi kılından yapılan yer sergisi

Kıl çuval    : Keçi kılından yapılan çuval

Evcik         : Yayla köylerinde yapılan içinde ocak, yatak odası, oturma odası, misafir odası, erzak deposu bulunan üstü sık yapraklı ağaç dallarıyla kaplı ev

Kuzlamak  : Küçük baş hayvanların yavrulaması

Sayfant      : Yaylalarda yapılan iki katlı, alt katta ahır bulunan ev

Bozyazı : 1988 yılında ilçe olan Kızılca Köyü’nün bağlı bulunduğu ilçe

Anamur  :  1859 yılında Osmanlı İdare şeklinde Müdürlük, 1869 yılında kaymakamlık olan Mersin iline bağlı ilçe

Akcami   : Karamanoğulları devrinde yapılan yivli minareli şu anda hizmete açık bir cami

Han:           İnsan ve hayvanların barındığı yer

Mamure kalesi : Geç Roma Döneminde yapılmış Anamur’un 6 km güneydoğusunda bulunan kale

Anamurium Antik Kenti : Türkiyenin en güney ucunda bulunan Anamur burnunun kıyısında yer alan ören yeri

Molla Mehmet Evi : Saray mahallesinde koruma altına alınmış eski bir ev.

Şevki Efendi Evi . Koruma altına alınan Saray Mahallesinde bulunan ev

Hakkı Efendi Evi : Göktaş mahallesinde korumaya alınmış, tescili yapılmış sanat değeri olan bir ev

Kilise : Rumların Anamur’u terk etmesinden sonra hükümet konağı yapılan daha sonra yüksek okul olarak kullanılan, korumaya alınmış sanat değeri bulunan iki katlı bina

Keçe Külah : Eğrilmemiş kuzu yününden yapılan ve başa giyilen külah

Kıl haba     : Kuzuların güz yününden dokunan yakasız, kol altı kol yenine kadar yırtık, yenleri kıl iplikle bağlanan ceket

Şalvar : Kıl habanın kumaşından dikilen, kalça kısmı geniş, paçalara           doğru   daralan, beli uçkurla bağlanan  pantolon

Göynek . Çulfalık adı verilen ince dokuma tezgahında dokunan çiğ iplikten yapılmış yakasız giysi

Çorap : Deve yününden ağaç millerle örülen ağız kısmı özel örülmüş iple bağlı, şalvarın içine katıldığı giysi

Bel kuşağı  : Beyaz kuzu yününden beyaz iplikten veya ibrişimden dokunan uçları  püsküllü kuşak

Bağcık       : Koyun veya kuzu yününden dokunan uçları tokalı ip

Çarık         : Sığır veya manda derisinden yapılan ayakkabı

Fes :  Kadife veya renkli keçeden yapılan başa giyilen kadın giysisi

Alınlık        : Fes’in alt kısmına bağlanan süslü veya altınlı giysi.

Pullu yazma : Fesin üzerine atılan başörtüsü

Ala yazma . Alına pullu çember üzerine düz bağlanan baş örtüsü

Göynek      : Erkeklerin giydiklerinden ayrı olarak yapılan boyun kısmı göğüse kadar, düğmeleri ağaçtan çiğ iplikten yapılan bir giysi

Üç etek . Uzun kollu ve yakasız göyneğin üzerine giyilen renkli dokumadan yapılan giysi

Salta-Cepken : Üç eteğin üzerine giyilen kolsuz veya yakasız, dokumadan veya alacadan yapılan kıyafet

Don : Göklü dokuma veya alacadan dokunan paça kısmı işlemeli, paça ve bel kırnapla büzülerek giyilen kıyafet

Darabulus kuşak : İpekten dokunan renkli ve uçları püsküllü,üç etek üzerine bele bağlanan kuşak

Kızılca: Başbakanlık arşiv belgelerine göre, Osmanlı İmparatorluğunda İçel Sancağı Anamur kazasına bağlı Yörükan taifesi topluluğunun yaşadığı halen Bozyazı ilçesine bağlı bir köy.


Son Yazılar

Son Yorumlar

    Arşivler

    Şehir Tanıtımları