FOTO GALERİ

Foto galeri için
Facebook sayfam

Videolar

215 video
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Hayatı alıntılamadan direk yaşamak gerek... Hayırlı Cumalar... #gündem #ismailce #huzur #Cuma'
'Teyzem Allah rahmet eylesin mekanının cennet olsun... Cenazesi Bozyazı Merkez mahallesindeki evinden öğle namazından sonra alınıp Ak Mezarlığında defnettik.'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mobil Yüklemeler

5.507 fotoğraf
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Profil Resimleri

366 fotoğraf
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mersin Ekim 2017

2 gönderi
'#BOZYAZI'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'#BOZYAZI'
'Denizin en güzel anı sabahın erken saati'
'Yeğenimle denizdeyiz'

Bozyazı 2017

pushpin

15 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

KARADENİZ (Doğu) Turu

7 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

İsmailce

pushpin

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Kahramanmaraş

5 gönderi4 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

İstanbul Ramazan 2017

pushpin

3 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

GÜLNAR YOLLARI

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Mustafa Kemal Atatürk 20 Ekim 1927'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Çalışmayı Seviyorum... (:'

Kapak Fotoğrafları

1.234 fotoğraf
'Deniz sezonunu geçte olsa açtık.'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Photo Grid Photos

10 fotoğraf
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Havva ve Adem Nikah

2 gönderi4 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Misafirleri bekerken'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Gurbet & Serkan

4 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Panorama 1453

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Adana semaları'
'Adana Şakirpaşa'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

İstanbul Temmuz 2016

5 gönderi2 kişi katkıda bulundu
'Babamız @[900372189979488:274:Gızılcalı Garalı Gısmat]'
'Babamız @[1101443515:2048:Abdurrahim Boz]'
'Şehit Dedemiz Veli Boz @[1101443515:2048:Abdurrahim Boz] babamın babası...'
'Babam @[900372189979488:274:Gızılcalı Garalı Gısmat]'
'Dedem Garali @[900372189979488:274:Gızılcalı Garalı Gısmat] babamın babası...'

Babammmm

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

İzmir

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mayıs 2016 Mersin

2 gönderi
'PAŞA'NIN KONAĞINDA ÇAY KEYFİ'
'KARAMANOĞLU'NDA'
'DİKİLİTAŞ'TA'
'Büyük dedem Molla Hüseyin Demir'in mezarı başında. Karamanoğlu Mezarlığı'
'@[928830223905047:274:Kaşpazarı Yaylası] Yalıbaşı'nda piknik. (9 Temmuz 2016)'

KAŞPAZARI VE BEN…

33 gönderi27 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Nisan 2016

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Adsız Albüm

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mart 2016

4 gönderi
'Bugünde Böyleyiz serisinin bugün kü fotoğrafı.. #Gündem #ismailce #Gökdelen #Mersin #bugündeböyleyiz'
'Yenişehir Kültür Merkezi'
'Allahım nazarlardan saklasın koçum benim...'
'Canım Anam Babam Çiçeklerim...'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Şubat 2016

5 gönderi3 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Aralık 2015

2 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Doğan Gültekin

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti

4 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Ocak 2016

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Öylesine

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Kasım 2015

7 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Görsel

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Ekim 2015

9 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Konya Yolundayım

1 gönderi3 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Bozyazı'da olmak... #Gündem #ismailce #Bozyazı'
'Yeğenlerle birlikte... Allah yapandan yaptırandan emeği geçenlerden razı olsun...Ebidi aleme göç etmiş olanlara da rahmet eylesin. Peygamber Efendimize (S.A.V) komşu eylesin... Amin...'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Bozyazı 2015

7 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Fındıkpınarı

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'SANAYİ Binlerce yıldan buyana, tarıma ve el sanatlarına dayalı üretim, 19. yüzyıl ortalarından itibaren makineleşmiş sanayi ile tanışıyor. İçel, tarım üretiminin kendine yeterli üretim politikası yerine, üretim fazlasını satan bir yol izlemesi sonucunda, tarım ticaret sektörü birlikte gelişmeye başlamıştır. Tarıma bağlı sermaye birikimi, uzun vadede sanayi sektörünün gelişmesinde etkili olmuş ve bu sektörler sürekli birbirlerine bağımlı ve dayanışma içinde büyümüşlerdir. Tarihçe Mersin'de, 19. yüzyılın ortalarında başlayan hızlı kalkınma, 20. yüzyıl başlarında elektrik enerjisi kullanımı ve üretim teknolojilerinin gelişmesine paralel olarak devam etti. 1900 yılında Mersyna Oil Mill. Co. Ltd. tarafından yağ fabrikası kuruldu. Kentin en ünlü işadamı Bodosaki adındaki Rum kökenli bir Osmanlı vatandaşı idi. Kentte irili ufaklı çok sayıda sanayi işletmeleri, fabrikalar kurdu. Günümüz Kuvayi Caddesi üzerinde önceleri un fabrikası olarak kurulan tesislerde sabun, buz, çeltik ve 4.500 iğlik iplik tesisi ile Hindistan cevizinden coco yağı üreten ayrı bir işletme, ayrıca Soğuksu Caddesi'nde 120 beygir motorla çalışan, yıllık 200.000 kilo buğday üreten un fabrikası kurdu. 1911 yılında Mıgırdiç-Zelviyan fabrikaları çırçır, un, çevirme, pres ve kırma kısımlarından oluşmaktaydı. Günümüz Müftü köprüsünün yakınında Müftü un ve çeltik fabrikası; ayrıca 1903 yılında yılda 927.000 kilo pamuk işleyen 35.000 kilo bez dokuyan Kokanaki fabrikası; yılda 144.000 kilo un, 100.000 kilo pamuk işleyen Mavromati fabrikası gibi tesisler de bulunmaktaydı. Bu işletmeler Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayileşme sürecine giren Mersin için önemli alt yapıları oluşturmaktaydı. Cumhuriyet Döneminde Mersin Sanayinin Gelişimi Cumhuriyetin kurulması ile mevcut fabrikalar el değiştirdiler. Çukurova sanayi işletmeleri TAŞ fabrikası dışındakiler zamanımıza kadar varlıklarını sürdüremedi. Bodosaki tarafından kurulan Çukurova fabrikası Şaşati biraderlere, onlardan Türkiye İş Bankası'na ait İçel Pamuk ve Yağ TAŞ (içpa) firmasına satılmış. 27 Nisan 1944 tarihinde günümüzdeki Çukurova Holding grubuna geçmiştir. Cumhuriyet sonrası Mersin'de faaliyet gösteren diğer sanayi tesisleri; Tur yağ, Mustafa Güleç Çırçır ve Prese fabrikası, Şükrü Şıhman Buz ve Çivi fabrikası, M.Alanya ve kardeşleri Nal fabrikası, sonraları Şamanlar Demir Döküm tesisi haline getirilen Cumhuriyet Demirhanesi, Perşembeler Çırçır fabrikası, 1927 den sonra 40 yıla yakın Mersin'in elektrik ihtiyacını karşılayan Elektrik fabrikası, Vital Strumza ve Aziz oğlu Mehmet ve Mustafa Yunus KoII.Şti.'ne ait Rakı ve Şarap imalathaneleri ve 1926 yılında kurulmuş bir Makarna fabrikası, Veli Tevfik Mobilya, çok ortaklı bir Sabun ve Hızar fabrikaları gibi işletmeler başlıcalarıdır. 1954 yılında Mersin limanının temelinin atılmasından 3 yıl sonra, o yıllardaki teknolojinin tüm yeniliklerini taşıyan Ataş Anadolu Tasfiyehanesi, özel bir kanunla Mobil, Caltex ve BP tarafından kurulmuştur. 1957 yılında Ataş rafinerisinin kurulması ile başlayan sanayileşme hamlesi 1968 yılında Akdeniz Gübre Sanayi AŞ, 1969'da Soda Sanayi AŞ, Plassa Plastik Sanayi AŞ, 1972 yılında Çimsa Çimento Sanayi AŞ, Çupasan Plastik Sanayi AŞ, 1973'de Anadolu Cam Sanayi, 1979 yılında Çimsataş Çukurova inşaat Makinaları, Kromsan Soda Sanayi A.Ş. ile devam etmiştir. Çimento Fabrikası Azot Sanayii Cam Sanayii Tesisleri Cam Sanayii Tesisleri Petrol Rafinerileri Petrol Rafinerileri 1975 genel sanayi ve işyeri sayımına göre; İçel'de mevcut küçük ve büyük imalat sanayi işyeri sayısı 2853, 1985 sayımına göre ise 3067 adettir. İl çapında küçük ve büyük imalat sanayinin 1975-1985 sıralamasında %72-71'i Mersin ve Tarsus ilçelerinde yer almaktadır. Mersin'de 10 yılda %27.5 artış olurken, Tarsus'da %20.5 düşüş olmuştur. 1983-1993 arası 10 yıllık sürede işyeri adedinde %i 31 .5, çalışan adedinde ise %17.9 artış olduğu görülmektedir. İlde 100 kişiden fazla işçi çalıştıran işletme adedi 11'dir. Bunun 7 adedi Mersin, 3 adedi Tarsus, 1 adedi ise Silifke'de kurulmuştur. Bu 11 sanayi tesisinden 10 adedi 1983 öncesi, 1 adedi ise 1983 sonrasında kurulmuştur. Yani, 1983-1993 arası 10 yıllık sürede il bazında büyük sanayi tesisi kurulmadığı anlaşılmaktadır. 100 kişiden fazla işçi çalıştıran il sanayi kuruluşunun Seka Kağıt fabrikası ve Ataş Rafinerisi hariç 9'u, ihracata dönük üretim yapmaktadır. 1985-1993 dönemi 8 yıllık ihracat incelendiğinde görüleceği üzere, sanayi ürünü ihracatı, genel ihracat içerisinde önemli bir yer tutmaktadır. 1985 yılında genel ihracat 209.925 tonla %11.3'ünü oluşturan sanayi ürünleri, 1986-1987-1988 yıllarında artış ve düşüşler göstererek 200-250 bin ton seviyesini korurken 1989'da 170 bin, 1990'da 135 bin, 1991-1992-1993 yıllarında ise 100 bin tonun altına düşmüştür. 8 yıllık süreç içerisinde Mersin'deki sanayi sektörü gelişmesinde en ağırlıklı konumu gıda sanayinin oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu sektör içerisinde ihracata yönelik ürünler; hububat, bakliyat ve narenciyedir. Yaş sebze meyve ambalajlaması mevsimlik olmasına rağmen, önemli bir konuma sahiptir. 1992 yılında Mersin'de gıda sanayi tesis adedi 78. bu sektörde çalışanlar adedi ise 4.317'dir. Makine teçhizat metal eşya sanayi 54 tesis ve 1948 çalışanla ikinci sırayı alırken, bunu orman ürünleri kimya-lastik-plastik sanayi izlemektedir. 1983-1993 döneminde. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası'ndan kapasite tasdiki yaptırmış sanayi kuruluşlarının gelişim ortalaması, 1985-1986'da bir miktar düşmekle birlikte %14.5 oranındadır. İlde gelişim potansiyeli genel olarak dış ticaret ağırlıklı olmakla birlikte, gelecek yıllarda ve özellikle Mersin'de sanayinin gelişmesi için koşulların daha da olgunlaşacağı görülüyor. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası'na kayıtlı ve odadan 31.12.1996 tarihine kadar kapasite tasdiki yaptırmış olan sanayi kuruluşlarının sayısı 314 olup bu tesislerde toplam 14.958 kişi çalışmaktadır. Son yıllarda bölgede, konfeksiyon alanında büyük gelişim gözlenmektedir. Bölgede ortalama 300-350 konfeksiyon atölyesi faaliyet halindedir. Mersin Ticaret ve Sanayi Odası, bu kuruluşların ihtiyacı olan kalifiye eleman ihtiyacının karşılanması amacıyla, iş garantili konfeksiyon sanayine makinacı yetiştirme kursları düzenleyerek sektörünün gelişimine katkıda bulunmaya çalışmaktadır. Bu sektörün önümüzdeki yıllarda daha sağlıklı bir gelişme göstereceği, kurulan şirketlerden de anlaşılmaktadır. Ayrıca bu sanayi dalı önemli miktarda göç alan kentimizdeki işsizlik açısından emniyet subablarından birisi olarak görülmektedir. KOBI'ler ülkenin ve ilimiz sanayileşmesinin ana kaynağını, üretim ve istihdamın da bel kemiğini oluştururlar. Özellikle Gümrük Birliği bağlamında oluşan rekabet şartlarında, finansal ve hammadde yönünden desteklenmesi gerekmektedir. Toplam istihdam içindeki payları %76, toplam üretim (katma değer) içindeki payları %40 yatırım içindeki payları %26.5 olan KOBI'lerin toplam kredilerden aldıkları pay sadece %4-5 gibi çok düşük düzeydedir. İldeki zengin tarımsal hammaddeyi işleyecek iplik, dokuma, yağ, yem, çırçır, ambalajlama, meyve suyu, konfeksiyon gibi fabrikaların kurulmasından başka, yine tarım çalışmalarını etkileyecek tarım aletleri, motopomp, plastik, gübre sanayi gibi işletmeler de kurulmaya başladı. Mersin, liman kenti olduğu için devlet ve büyük şirketler, yurt ekonomisini etkileyecek fabrikaların yapılmasına önem vermişlerdir. Soda, cam, çimento, petrol, maden, gübre sanayileri bunların başlıcalarıdır. Mersin'in doğu yönü, her yıl yapılan sanayi kuruluşları ile dolmaktadır. Büyük fabrika bacalarının yükseldiği Mersin kenti, güney bölgesinin Adana'dan sonra ikinci sanayi ve ticaret merkezi olmuştur. Mersin'de Bulunan Büyük Sanayi Kuruluşları Mersin'de 100 işçiden fazla işçi çalıştıran ve Türkiye genelinde önemli sanayi kuruluşları şunlardır. 1) Çukurova Sanayi işletmeleri TAŞ 2) ACS. Anadolu Cam Sanayi 3) Akdeniz Gübre Sanayi AŞ 4) IV. Gübre Kompleksi 5) Soda Sanayi AŞ 6) Kromsan AŞ 7) Çimsa, Çimento Sanayi ve Tic. AŞ 8) Plassa, Plastik San. Tic. AŞ 9) ATAŞ Anadolu Tasfiyehanesi AŞ Tarsus'da Bulunan Sanayi Kuruluşları Sanayi yönünden İçel'in Mersin'den sonra gelişmiş ilçesi Tarsus'tur. İlçenin tarım ürünlerini değerlendiren sanayi kuruluşlarından başka, yurt ekonomisini etkileyecek kadar ilerlemiş tarım aletleri, makine yedek parçaları, takım tezgahları yapan fabrikalar, şekerli yiyecek imalathaneleri, tuğla ve seramik fabrikaları vardır. 1) Tekstil İplik-Dokuma Sanayi: Çukurova İplik Sanayi Çukurova Dokuma Sanayi Berdan Tekstil Sanayi Yidaş (Yavuzlar) İplik Sanayi Aksantaş Tekstil Sanayi Levent Tekstil Sanayi Sümerbank Mensucat Boya Sanayi 2) Gıda Sanayi Çukobirlik Çırçır ve Yağ Sanayi Çeşitli Yağ Sanayi Ambalaj (Ansa) Sanayi Küp Şeker İmalatı Bakliyat-Hububat Eleme Un Fabrikaları Zeytinyağı İmalatı Çırçır Prese Sanayi Çeltik Temizleme Atölyesi Bisküvi Sanayi Meşrubat Sanayi Helva, Cezerye, Lokum, Buz İmalatı 3) Makine Sanayi Çumitaş Çukurova Makine Sanayi Torna Aynası Sanayi Elektrik Malz. Sanayi Alüminyumdan Mak.Yed.Par.San. Damperli Kamyon Kasası imalatı Ticari Buz Dolabı İmalatı Damperli Tarım ve Su Asansörün Montaj Yolu ile imali Römorku San. Mısır Kurutma Makinası Sanayi Pik ve Çeltik Döküm Sanayi Makine ve Yedek Parça Derinkuyu ve Su Pompası Sanayi Samedoğlu Yonga Levha Sanayi 4) Plastik Sanayi Plastik Sanayi Lastik Kaplama Atölyesi Hortum Sanayi Plastik İplik Masura Sanayi PVC Kapı-Pencere Sanayi Plastik Mutfak Eşyası Sanayi Plastik Poşet Torba Sanayi 5) Diğer Sanayiler Tuğla ve Seramik Sanayi Biriket, Büz, Beton boru Sanayi Alçı, Tebeşir Sanayi Mobilya Sanayi Hızar, Ambalaj Malz. Sanayi Tavuk Yemi Sanayi Konfeksiyon Sanayi Oto Camı Sanayi Karo imalatı Tarsus'da bu sanayi kuruluşlarından başka, küçük sanayi kollarında faaliyet gösteren ve sayıları 4000 kadar olan esnaf vardır. Sınırlı Sorumlu Tarsus Küçük Sanayi Sitesi Yapı Kooperatifi: Donuktaş mevkiinde yapımı tamamlanan 200 iş yerinde, küçük sanayi ve tamirat işiyle uğraşanlar, yedek parça satıcıları, ağaç işleri yapımı, sıcak-soğuk demirciler ve dökümcüler, kaynakçılar mekan edinmişlerdir. Bunun dışında Tarsus'daki küçük esnafların bir kısmının eski Mersin yolu civarında, bir kısmının Beydeğirmeni civarında, diğerlerinin ise kentin çeşitli bölgelerinde iş yerleri vardır. İçel'de 1996-1997 Yıllarında Yatırım Tutarı 1 Trilyon TL'nin Üzerinde Olan Yabancı Yatırım Teşvik Belgesi Almış Firmalar Kırklareli Cam Sanayi AŞ Çukurova San. İşI. AŞ Ova Sca Packaging Ambalaj San. veTic. AŞ Tepe Knauf İnş. ve Yapı Elemanları San.Tic.AŞ Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi Organize Sanayi Bölgeleri, birbirleri ile uyumlu üretim yapan küçük ve orta ölçekli sanayi kuruluşlarının planlı bir alanda ve ortak altyapı hizmetlerinden yararlanacak şekilde standart ve düzenli bir fabrikalar topluluğudur. Organize Sanayi Bölgesi içinde yerleşecek sanayinin birbirini tamamlayan veya birbirinin yan ürününü oluşturan kuruluşlardan olması ile küçük ve orta ölçekli sanayicilerin bir araya getirilmesi amaçlanmaktadır. Çünkü işletmelerin bir araya toplandığı bölgelerde sanayi gelişmektedir. Organize Sanayi Bölgesinin sanayinin mevcut gelişmesinin düzenlenmesi ve gelecekteki büyümenin hızlı ve diğer sektörlerdeki gelişmeleri tamamlayıcılık açısından önemli görevi de bulunmaktadır. İçel ilinin ve özellikle Mersin-Tarsus kentlerinin tarımsal özellikleri de dikkate alındığında, Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesinin önemi bir kat daha artmaktadır. Avrupa ve Ortadoğu arasında bir köprü ve ara bölge durumunda olan ve ülke ekonomimizde de önemli bir yer işgal eden İçel ilinin, tarım ve ticaret sektörleri yanında sanayi sektörünün de gelişmesi kaçınılmazdır. Bu nedenle 1976 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesinin kurulma kararı alınmıştır. 1992 yılında yer seçimi yapılan Tarsus-Huzurkent kasabasının kuzeyinde bulunan Nacarlı-Evci köyleri arasındaki 350 hektar 6. derecede tarım alanı olan sahanın kamulaştırılması yapılmıştır. 1993 yılında Organize Sanayi Bölge Müdürlüğü kurulmuş ve bir yıl içerisinde de yol, su, kanalizasyon ve elektrik projeleri yaptırılmıştır.1994 Mart ayında iki aşamalı inşaat ihalesinin I. kısmı yapılmıştır. 1996 Aralık ayı sonunda I. kısım bitirilmiş ve Il. kısım inşaatlarına başlanmıştır. 1998 Nisan ayı sonunda da 380 hektar alanın alt yapısı bitirilmiştir. Bu durumda 380 hektar Organize Sanayi Bölgesinin tüm alt yapısı 5 yılda bitirilmiş olacaktır. Mersin-Tarsus Organize Sanayi Bölgesinin 2500 metrekare alanında 600 bin metrekare kadar 166 fabrika tesis edilecektir. Şimdiye kadar 118 parsel tahsis edilmiş, 8 fabrika faaliyete geçmiş, 10 fabrika binası inşaat halinde, 20 fabrikanın temel ve hafriyat çalışmaları sürdürülmekte, 35 fabrikanın uygulama projeleri hazırlanmış, 30 parsel sahibi de avan proje aşamasındadır. 66 parselden 103 parsel sahibi fabrika kurma çalışmalarına başlamıştır. Geri kalan 63 parselin 40 parseli arazinin çok engebeli olmasından dolayı, ancak teraslama yapılarak verilebilecektir. Geri kalan 23 parselinde 1998 yılı içinde tahsis edileceği tahmin edilmektedir. 31.12.1997 tarihi itibariyle kamulaştırma ve alt yapı için toplam 500 milyar lira harcanmıştır. Hektar başına tahminen 1.5 milyar lira düşecektir. Mersin Serbest Bölgesi Mersin Serbest Bölgesi, bugün ulaştığı yatırım ve ticari faaliyetlerin düzeyi, Türkiye'nin en gelişmiş serbest bölgesi olarak ülke ekonomisinde yerini bulmuştur. Türkiye'deki 9 serbest bölge içerisinde birinci sırada bulunan Mersin Serbest Bölgesi, tüm serbest bölgelerde gerçekleştirilen ticaret potansiyelinin %50'sini tek başına gerçekleştirmektedir. Serbest bölgenin toplam alanı 780.000 metrekaredir. Yatırım alanları toplamı 528.000 metrekare olup, %100 doluluk oranına ulaşmıştır. 1998 yılı itibariyle 101 yabancı, 375 yerli olmak üzere 476 firma toplam 608 adet faaliyet ruhsatı ile bölgede; alım-satım, üretim, depolama, kiralama, montaj-demontaj, bankacılık-sigortacılık ve diğer hizmet konularında faaliyet göstermektedir. Bu faaliyetler nedeniyle bölgede, 1997 yılında 1 .8 milyar dolarlık ticaret hacmi gerçekleşmiş olup, bu yılın ocak ayı ticari potansiyeli ise 116 milyon dolardır. Bölgede bugüne kadar gerçekleşen toplam ticaret hacmi 7.8 milyar dolara ulaşmıştır. Bölgenin 1988 yılında buyana gelmiş olduğu durum, gelişmiş ülkelerdeki serbest bölgelerin gelişme süreciyle kıyaslandığında daha iyi bir ivme yakaladığını göstermektedir. Kısa zamanda hızlı bir gelişme gösteren Serbest Bölgenin bulunduğu alan giderek yetersiz kalmıştır. Öte yandan ATE entegrasyonu ve gümrük birliği ile birlikte, yurtiçi ve yurtdışından bölgeye yönelik ilgi ve yabancı sermaye yatırımları da gözönüne alınarak bölgenin genişletilmesi çalışmaları hükümet nezdinde devam etmektedir. Yeterli ödenek ayrılması durumunda bölgenin doğusundaki Tağaş'a ait arazi kamulaştırılarak Serbest Bölgeye katılacaktır. Kara, hava, deniz ve demiryolu ile her türlü ulaşım ağına bağlı olan bölgede, bugüne kadar devletçe 11 milyon dolar, özel sektörce de 55 milyon dolarlık yatırım yapılmış ve 4000 kişiye iş imkanı sağlanmıştır. Her türlü gümrük vergi ve kambiyo mevzuatı hükümlerinin uygulanmadığı bölgenin işletmesi de özel bir şirkete verilerek, firmalara daha ucuz ve geniş hizmet sağlanmaya çalışılmıştır. Bölgede gıda, tarım ve sanayi ürünleri başta olmak üzere her türlü malin serbestçe alım-satımı yapılmaktadır. Toprak, Su ve Güneşle Gelen Bereket Tarım Ilıman iklimi, verimli arazi yapısı, çalışkan insan özellikleriyle, tarımsal üretimde avantajlara sahip olan İçel ili, tarihi geçmişinde de tüm bu özellikleri sayesinde önemli bir tarım merkezi olmuştur. İçel bölgesi tarımsal üretim değerlerini ticarete aktarabilmiş olması nedeniyle, tarım-ticaret-sanayi, özellikle tarım ürünlerine dayalı sanayi, iş gücü ve hammadde ve sermaye bazında iç içe olmuştur. Bu dayanışma ise gelişmeyi ve verimliliği sağlamıştır. İçel tarımının gelişmesinde, ilin elverişli iklim ve toprak yapısının yanında, Çukurova bölgesinin önemli payı vardır. Tarihçe 1832'de bölgeyi ele geçiren Mısırlı İbrahim Paşa, 8 yıl bölgeyi bağımsız bir eyalet olarak idare etmiştir. Yönetimi sırasında tarımın geliştirilmesi için, Tarsus Ovası Sulama Projesi'ni hazırlatmış, Mısır ve Suriye'den pamuk tohumuyla şeker kamışı, Kıbrıs'dan da nitelikli buğday ve arpa tohumları getirmişti. lyi cins arpa ilk defa bu dönemde ekilmeye başlanmıştır. Suriye'den tarımda çalıştırmak amacıyla getirttiği yetişmiş işçiler, bölge tarımında yararlı olmuşlardır. i9. yüzyılın sonlarında İngilizler'in ve AImanlar'ın bölgedeki pamuk üretimini geliştirmeye yönelik faaliyetleri olmuştur. 1857 yılında kurulan Manchester Cotton Suply Ass. şirketinin girişimi ile 1864 yılında Mısır'dan getirilerek üreticiye dağıtılan binlerce kiloluk tohum, bölgedeki pamuk tarımına büyük yarar sağlamıştır. 1880 tarihli Adana Vilayet Salnamesin'de; yörede buğday, arpa, susam, pamuk ve nohut üretimi olduğu; üretimin bir kısmının Avrupa'ya ihraç edildiği, diğer kısmının bölgede kullanıldığı; üretilen portakal, limon, elma, şeftali gibi meyve ve patlıcan, bamya vs.nin Adana ve Mersin'de tüketildiği anlaşılıyor. Mersin; Adana ve Tarsus'daki tarımsal gelişmeye bağlı olarak, Çukurova'nın başlıca iskelesi durumuna gelmişti. 1886'da Adana-Mersin demiryolunun açılması; bir yandan Mersin iskelesinin önemini artırırken, bir yandan da pamuk tarımının gelişmesine, sebze ve meyve üretiminin artarak pazara yönelmesine yol açtı. İçel ilinin iklim ve toprak özellikleri, birçok meyve türünün yetişmesine olanak sağlamış ve meyve yetiştiriciliği en önemli tarım kollarından biri durumuna gelmiştir. İlin kıyıdaki ovalık kesimlerine hakim olan Akdeniz iklimi, Toros yaylalarında kışları karlı ve soğuk, yazları serin iklime dönüşür. Bu nedenle kıyı kesimlerinde muz ve turunçgiller gibi sıcak kuşak meyveleri, iç kesimlerde ise sert iklim koşullarına daha dayanıklı meyve türlerinin üretimi yaygınlaşmıştır. İlin bu değişik iklim yapısı, birçok meyvenin yetişmesine elverişli doğal koşulları hazırlamış ve meyve türlerinde büyük bir çeşitlilik sağlamıştır. 1960'lı yıllarda kaliteli ve yüksek verim alabilmek amacıyla, tarıma önemli yatırımlar yapılmıştır. Berdan I ve Berdan II sulama kanalları bu dönemde açılmış, sulu tarıma geçiş sağlanmış, narenciye ekimi ile sebzecilik teşvik edilmiştir. Sulu tarıma geçilmesi ile birlikte özellikle narenciye üretiminde büyük bir artış olmuş ve narenciye ihracatı İçel dış ticaretinde uzun yıllar en önemli ihraç maddesi olmuştur. Toroslar'ın eteklerine kadar uzanan kıyı kesimlerinde tabii bitki örtüsü makidir. Toroslar ise zengin ormanlarla kaplıdır. Ormanları çam, ladin, köknar gibi ağaç türleri oluşturur. Ovalar ve Ürünleri Yenice ve Tarsus ovaları ile Mersin'i çevreleyen üçgen şeklindeki alüvyon arazi, ilin doğu kıyılarında yer alan en geniş düzlüklerdir. Mersin'den batıya doğru uzanan kıyı şeridi Erdemli, Hacishaklı, Aydıncık, Bozyazı ve Anamur'da görüldüğü gibi yer yer, bir kaç km. genişliğinde büyükçe düzlükler halini almakta ve Silifke çevresinde de genişçe bir ova bulunmaktadır. Birçok yerde Toroslar, ormanlık veya makilik dik yamaçlar halinde Akdeniz'e kadar inmektedir. İçel ilinde, Tarsus'dan Anamur'a kadar bütün kıyı ovaları, tarım alanında önemli yer tutar. Tarıma en uygun yerler Tarsus, Mersin, Erdemli, Aydıncık ve Anamur ovalarıdır Akdeniz kıyı şeridi ve dağ etekleri arasında bulunan ovalarda turunçgillerin her çeşidi, özellikle portakal üretimine yer verilmektedir; yafa, vaşington, şeker, misket, ongun ve kan portakalı çeşitleri yetiştirilmektedir. Portakal dışında Mandalina, limon ve greyfurt da yetiştirilen ürünler arasındadır. Turunçgiller, soğuk olmayan ılıman ve nemli yerlerde yetiştirilen bir ürün cinsidir. İçel ilinin deniz kıyıları ile Toroslar'ın etekleri arasında kalan, doğudan batıya doğru yeşil bir şerit gibi uzanan ovalarda turunçgil; Mersin ve Erdemli'de, portakal, limon ve mandalina yetiştirilmektedir. Silifke'nin Göksu vadisi ve Erdemli ovası en iyi cins limonların yetiştirildiği yerlerdir. Anamur'da yeni açılan sulama tesisleri, limon dikimine önem kazandırmış, ayrıca burada ünlü Anamur muzunun seracılığı da yapılmaktadır. Aydıncık ve Gülnar'ın Ovacık yörelerinde de turunçgil bahçeleri bulunmaktadır. Turunçgillerden sonra diğer önemli tarım ürünü ise turfandacılık yoluyla yetiştirilen turfanda sebzecilik ve seracılıktır. Turfandacılık Mersin ovasının kıyıya yakın yörelerinde yapılmaktadır. Bu yörede topraktan yılda iki veya üç defa ürün alınır. İlk baharda domates, biber, hıyar, patlıcan ve kabak turfanda olarak yetiştirilir. Bu ürünler toplandıktan sora, aynı alanda "güzlük" denilen marul, taze fasulye,turp, kabak ve hıyar gibi ürünler dikilir. Üçüncü olarak Sonbaharda aynı alana bu defa bakla, soğan, pırasa, ıspanak, marul dikilmektedir Yaylalık yörelerde elma, şeftali, kiraz yetiştirilmektedir. Daha önceleri Silifke ve Tarsus yaylalarında yetiştirilen turfanda kayısının merkezi günümüzde Mut ilçesi olmuştur Mut, yurt çapında turfanda sofralık şekerpare kayısısı ile ün kazanmıştır. Dalgalı arazilerde bağcılık önemli bir yer tutmaktadır. Turfanda olarak satılan Tarsus Beyazı ve Recep üzümleri, bölgenin en iyi cins bağ ürünleridir ve dış ülkelere de gönderilmektedir. Dağlık ve yaylalık yörelerde buğday, arpa, çavdar ve nohut gibi tahılların ekimi yapılmaktadır. İçel'in dalgalı arazi bölgelerinde melengiç ağaçlarına aşı yapılarak Antepfıstığı yetiştirilmektedir. Bu yörede yetiştirilen zeytin ağaçlarından zeytinyağı ve sofralık zeytin üretim yapılmaktadır. Çoğu Silifke'de olmak üzere, kıyı ovalarında çilek ekimi yapılmakta ve toplanan çilekler, plastik kutularda bozulmadan çevre illere gönderilmektedir. Yenidünya, erik, incir, Trabzon hurması, ayva ve badem gibi meyveler, İçel'in elverişli yörelerinde yetiştirilmektedir. Bu meyveler çevrede tüketildiği gibi diğer illere de pazarlanmaktadır. Tarsus ve Silifke'de pirinç; Mut, Anamur ve Silifke ovalarında yerfıstığı, susam; Gülnar, Mut ve diğer yaylalık yörelerde nohut, mercimek, kurufasulye, Tarsus ve Yenice ovalarında ise pamuk üretimi yapılmaktadır. Ülke Genelinde Sulanan Alanların %25'i ile En Büyük Bölge Sulama Bitkisel üretimdeki en önemli unsur sulama olan bölgede, yerüstü ve yeraltı su kaynaklarının varlığı ve bunların debileri önem kazanmaktadır. Akdeniz bölgesi genelinde olduğu gibi, İçel'de de akarsu rejimleri düzensizdir. Yerüstü su kaynaklarının en önemlilerini oluşturan Göksu ve Tarsus çayları, karların erimesinden sonra, Mart, Nisan ve Mayıs aylarında kabarır. Çok yoğun buharlaşma olan yaz ve sonbahar aylarında ise, debileri çok azalır. İl de Sulanabilir ve Sulanan Alan İlde Tarım Alanı Toplamı 309.431 ha İlde Sulanan Tarım Alanı 195.085 ha Sulanan % %63 Bugüne kadar 32 adet değişik amaçlı yapılacak barajın raporu hazırlanmış, bunlardan 7 adedi inşa edilerek işletmeye açılmış, üç adedinin inşası halen devam etmektedir. Ayrıca sulamaya hizmet eden 11 adet regülatör inşa edilmiştir. Bölge Müdürlüğü sınırları içinde 35 çeşit ürün sulu koşullarda yetiştirilmektedir. Bölge barajlarında yılda 325 ton balık üretilmektedir. Sulamalar Berdan Sulaması: Hidrolik havzası Doğu Akdeniz, su kaynağı Berdan barajı, su alanı 12.000 ha,sulamanın başladığı yıl 1940. Mersin Pompaj Sulaması: Hidrolik havzası Doğu Akdeniz, su kaynağı Berdan barajı, su alanı1 1 .150 ha, sulamanın başladığı yıl 1966. Erdemli Pompaj Sulaması: Hidrolik havzası Doğu Akdeniz, su kaynağı Erdemli bataklığı, sulama alanı 550 ha, sulamanın başladığı yıl 1984. Limonlu Sulaması: Hidrolik havzası Doğu Akdeniz, su kaynağı Lamas çayı, su alanı 100 ha, sulamanın başladığı yıl 1968. Hizmetteki Göletler ve Depolama Hacmi: Erdemli'de Esenpınar Göleti (304.190 m3), Çavuşlu Kaleönü Göleti (1.636.000 m3), Karakız Göleti (3.240.000 m3), Merkez Evcili Değirmendere Göleti. Seracılık İçel ilinde. geniş alanlarda seracılık yapılmaktadır. Seracıların sayısı ilçelere göre şöyledir: Merkez'de 2.750, Anamur'da 1.270, Erdemli'de 2.300, Gülnar'da 170, Silifke'de 550, Tarsus'da 4.600, Aydıncık'da 900, Bozyazı'da i .200, Toplam seracılık yapan 13.740 kişi bulunmaktadır. Hayvancılık Hayvancılık, İçel'in dağlık kesimleriyle eşik alanlarında yaşayan nüfusun önemli geçim kaynaklarından biridir. İlin dağlık bölgelerinde tahıl tarımı yanında, hayvancılık da yapılır. Bunun dışında, hayvancılık il genelinde, küçük işletmeler için yardımcı gelir ve gıda kaynağı olarak da önem kazanmıştır. İlde, 1950'lerde tarımda makineleşmenin hızlanmasıyla ve ekim alanlarının genişlemesiyle birlikte, meralar azalmaya başlamış, bunun sonucu olarak et ve yem sıkıntısı baş göstermiştir. Bu durum, daha çok mera hayvancılığı yapan işletmeler de besi ve süt hayvancılığına yönelmiştir. İlde bahçe tarımının gelişmesiyle birlikte, çiftlik gübresi kullanımının giderek önem kazanması, hayvansal ürünlerin tüketimindeki artış ve yurt dışına pazarlama olanaklarının doğması, besi hayvancılığının giderek yaygınlaşmasında başlıca etkenler olmuştur. İlde, 1960'lı yılların başından sonra hayvansal ürünlerde verimliliği artırmayı amaçlayan tohumlama çalışmaları da hayvancılığı olumlu yönde etkilemiştir. İçel'de meraların az olması nedeniyle, otlak hayvancılığı yerine, ahır hayvancılığı yapılmaktadır. Et tüketiminin artışı, limandan canlı hayvan dış satımının kolayca yapılması ve yem fabrikasının bulunması gibi nedenler, ahır besiciliğinin gelişmesini sağlamıştır. Dalgalı yörelerde, dağlık ve ormanlık yerlerde kıl keçisi ve koyun yetiştirilmektedir. Arıcılık, son yıllarda gelişen ve geliri yüksek olan bir geçim alanı olmuştur. Mersin'de 1968'de kurulan Bal Kooperatif sayesinde arıcılık yeni tekniklerle yapılmaktadır. Göçebe arıcılık ile yılda üç defa aynı kovandan bal alınabilmektedir. Su Ürünleri İçel ilinin kıyıları su ürünleri bakımından çok zengindir Kıyı şeridi; doğuda Seyhan akarsuyunun deniz döküldüğü yer ile batıda Seçkin (Kaladran) deresinin denize döküldüğü yer arasında ve toplam uzunluğu 360 km'dir. Kıyı şeridi üzerinde Dipsiz dalyanı, Paradeniz-Akgöl dalyanı önemli sulak oluşturmaktadır. Akarsuların denize getirmiş olduğu besin maddeleri nedeni ile akarsuların denize döküldüğü mansaplar ve ayrıca Viranşehir, Tırtar açıkları verimli av alanlarıdır. Silifke ilçesi hudutları dahilinde bulunan ve 2.100 ha alana sahip olan Paradeniz-Akgöl dalyanı da önemli av alanlarındandır. Ayrıca Kazanlı kasabasında deniz ürünleri üretimi yapılmaktadır. İçel'in kıyı boyunca balıkçı teknelerinin barındığı liman ve barınaklar, doğudan batıya doğru Karaduvar, Mersin, Taşucu ve Bozyazı'da bulunmaktadır. Trol ağı ve paraketa ile Demersal (dip), gırgır ağı ile de orta su ve pelajik balıklar yakalanmaktadır. Ayrıca Paradeniz-Akgöl'de dalyancılık usulü ile balık avlanmaktadır. İlde avlanan balıkların ekonomik değerine ve avlanma miktarına göre Lagos, Barbunya, Mercan, Kefal, Dil, İskarmoz, Mezgit, Karides,Mürekkep balığı, Kalamar, Levrek, Karagöz, Çipura, İstavrit, İzmarit, Mırmır, Kırlangıç, Karakulak, Halili, Sardalya, Turna, Kalyoz vs gelmektedir. İlde 1996 yılı deniz ürünleri üretimi 1 .991 ton, tatlı su balıkları üretimi 28 ton, kültür balıkları üretimi ise 74 tondur. İlde faal durumda olan kooperatifiler Silifke, Taşucu, Aydıncık, Hacıishaklı ve Anamur'da bulunmaktadır. İçel'de tatlı su balıkçılığı, tesis edilen işletmeler ile akarsu, dere ve çaylarda avcılık, göl-gölet ve baraj göllerinin balıklandırılması şeklinde yapılmaktadır. Bu amaçla Tarsus'da Darıpınarı köyünde 1.500 kg/yıl, Silifke'nin Kızılcageçit köyünde 25-30 ton/yıl ve Elvanlı'da 15 ton/yıl kapasiteli alabalık işletmesi tesisleri bulunmaktadır. Mut'da Mut-Karaekşi orman içi dinlenme tesislerinde, Tarsus Namrun'da tatlı su balıkçılığı yapılmaktadır. Tarsus ilçesinde bulunan Berdan Baraj gölü ve Çavuşlu göleti, Erdemli ilçesinde Esen pınar göleti, Gülnar ilçesinde Hortu göleti, Silifke ilçesinde Akgöl, Tarım ve Köy işleri Bakanlığı'nın balıklandırma ve kerevitlendirme projesi doğrultusunda, 1981 yılından itibaren her yıl stok tespiti yapılarak uygun görülenler aynalı sazan balığı yavrusu ile balıklandırılmıştır. Toros Dağları ile Akdenizi Birbirine Bağlayan Hayat Kuşağı Orman ve Ormancılık Bilimsel araştırmalara göre, 8000 yıl önceleri İçel bölgesinin hemen tamamının ormanlarla kaplı olduğu bilinmektedir. Yörede ilk yerleşimler, Tarsus Gözlükule ve Mersin Yumuktepe'de Yeni Taş Çağı ile başlar. Tarihçe bölümünde anlatıldığı gibi, bölgede ardarda pek çok uygarlık hüküm sürmüştü. Günümüze kadar gelen binlerce yıl boyunca, yörede bulunan ormanlar, özellikle sedir çamı, sadece bölgenin değil, tüm Doğu Akdeniz ülkelerinin ağaç ihtiyacı için kullanılmıştır. MÖ 7. ve 8. yüzyıllarda giderek gelişen Akdeniz kolonizasyonu sürecinde Fenike, İon, Akha, Rodos, Milet gibi denizci uluslar çok sayıda gemi inşa ettiler. MÖ 5. yüzyılda Pers-Yunan Savaşları sırasında, Persler'in kullandığı 1000'in üzerindeki geminin bir bölümü, Kilikya ormanlarından sağlanan ağaçlarla inşa edilmişti. Seleukhos Krallığı'nın son günlerinde, yöreye uzun yıllar egemen olan çok sayıdaki korsan filoları, Roma, Bizans ve Türk İslam dönemine ait askeri ve ticari teknelerin ahşap ihtiyacının önemli bir bölümü yine bu bölgeden sağlanmıştı. Bir gemi yapımı için, küçük bir ormann yok edildiği düşünülürse, kesilen ormanlarin ne büyük boyutlarda olduğu kolayca anlaşılabilir. 19. yüzyılda ise yapımına başlanan Süveyş kanalının inşaatında,çok büyük miktarlarda tomruk ve kereste, yine İçel ormanlarından sağlanmıştı. insan eliyle yapılabilen ağaç üretiminin yanı sıra, ormanlar kendisini yenileyebilir milli bir servettir. Orman Genel Müdürlüğü'nce 10-20 yıllık periyotlar için hazırlanan Amenajman planları verileri çerçevesinde yapılmaktadır. İçel Orman Bölge Müdürlüğü'nce her yıl ortalama 370000 metreküp yakacak (tomruk, tel direk, maden direk, sanayi odunu), 60000 ster yakacak odun üretilerek piyasaya arz edilmektedir. Satışlardan elde edilen nakit geliri ile ormancılık faaliyetlerinin yürütülmesine, yeni orman alanlarının açılmasına ve korunmasına çalışılmaktadır. Mersin Orman Bölge Müdürlüğü; Akdeniz, İçel ili kıyı bandı, kuzeyde Konya ilini içine alan, Toroslar'ın güneye bakan kısmında 0 rakım ile Toroslar'ın zirvelerine kadar uzanan geniş bir bölgede faaliyet göstermektedir. İçel ilinin orman varlığı içinde, ana ağaç türleri alçak rakımlarda kızıl çam, yüksek rakımlarda ise karaçam ve sedir ağaç türlerinden oluşmaktadır. Bölge Müdürlüğünün orman varlığı şöyledir. Orman Bölge Müdürlüğünün Orman Serveti 34.458.125 metreküp, Orman Varlığı 03.984 ha. Orman Ürünlerinden Elde Edilen Gelir 2.676.926.324.381.-TL, Ormanın Bölge Ekonomisine Katkısı 2.536.935.161.120. TL. 1996 yılı itibariyle baltalık orman serveti 72.650 dir. Toplam ağaçlandırma 2355ha, orman içi ağaçlandırma 2355 ha, dikilen fidan sayısı 3.378.000 adet, bakım çalışması ise 3274 ha'dır. Ağaçlandırma Çalışmaları ve Orman Yollarının Yapımı Orman tahribatı, %90 insanların neden olduğu orman yangınlarından kaynaklanmaktadır. Usulsüz açma, hayvan otlatma gibi nedenlerle yok olan orman varlığının yeniden oluşturulması, yaşlanan ormanların yenilenmesi veya bozuk (verimsiz) orman alanlarının iyi vasıflı orman haline getirilmesi amacıyla yapılan ağaçlandırma çalışmaları sonucunda; 1996 yılı sonu itibariyle 36245 hektar sahada orman içi ağaçlandırma çalışmaları tamamlanmıştır Anamur Mut, Tarsus ve Tekir fidanlıklarında, yılda ortalama 1500000 adet fidan üretilmekte, fidanların büyük bir kısmı orman içi ağaçlandırmada kullanılmaktadır. Orman Bölge Müdürlüğünün en dikkate değer çalışmasıdır. Daha önce mevcut olanlara yapılan ek çalışmalar sonucunda, orman yolları 6000 km'yi bulmuştur. Orman Bölge Müdürlüğünün Turizm Sektörüne Ait Çalışmaları Mersin Orman Bölge Müdürlüğünün İçel ili hudutları dahilindeki turizm sektörüne ait çalışmaları şunlardır. 1 ) Rekreasyon alanları, tabiatı koruma alanları,tabiat harikaları (Anıt ağaçlar): İçel ilinde i 4 orman içi dinlenme yeri bulunmaktadır. Anamur-Pullu, Bozyazı-Dikilitaş, -Gülnar-İncekum, Silifke-Akdere, Erdemli-Erdemli Sahil Çamlığı, Mersin Gümüşkum Akdeniz sahil kenarındaki mesire ve plaj yerleridir. Erdemli Sahil Çamlığı, Anamur-Pullu, Bozyazı-Dikilitaş ve Silifke-Akdere aynı zamanda çadırlı ve karavanlı kamp alanı özelliğine de sahiptir. Pullu, Avrupalılarca iyi tanınan ve A sertifikalı bir dinlenme yeridir. Silifke-Çamdüzü, Mut-Karaekşi, Mersin-Kuyuluk, Mersin-Çopurlu, Mersin-Gözne Kale çamlığı, Tarsus-Karabucak, Tarsus-Bahçe dinlenme yerleri günübirliktir. İçel yöresinde Kadıncık Deresi'ndeki Ana Ardıç, Türkiye'nin en yaşlı ardıç ağacı olarak bilinmekte ve i 000 yaşında olduğu tahmin edilmektedir Cocakdere "Koca katran" adı ile bilinen sedir ağacı ile Silifke Gülnar yolu üzerindeki kızıl çam da bunlardan birkaçıdır. 2 ) Yaban Hayatı ve Av Turizmi: Sahilden Toroslar'a kadar uzanan alanda yaban hayatı oldukça zengindir Dağ keçisi, domuz, tav-şan, kurt, çakal, turaç, keklik, şahin ve doğan buralarda bulunan hayvan türleridir Göksu deltası (Silifke ovası) Türkiye'nin ikinci derece göçmen kuş rezerv alanıdır. Milli Parklar Av ve Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü'nce Av Koruma ve Üretme Alanı olarak yapılmıştır Orman İçi Su Ürünleri Faaliyetleri Orman içi akarsularının balıklandırılması çalışmaları ve balıkçılığı teşvik bakımından, iki adet olan balık üretme istasyonları devreye sokulmuştur. Tarsus-Bahçe alabalık üretme istasyonu, Mut-Karaekşi üretme istasyonu olup, ayrıca i 8 adet orman içi akarsuyu da balıklandırılmıştır Ormanların korunması yönünde, orman köylülerinin ekonomik gücünü artırmak ve kalkınmalarına katkıda bulunmakla ilgili olarak:Fenni arıcılık işletmeleri; evcil, küçük ve büyük baş hayvancılık işletmeleri ile ahır hayvancılığını teşvik ve geliştirmek üzere yem bitkileri yetiştirilmesi; akarsu, göl, deniz balıkçılığı işletmeleri; her türlü el ve ev sanatları ile küçük sanayi işletmeleri; tabii ve kültür mantar üretim işletmeleri; ipekböcekçiliği işletmeleri; yayla, deniz, termal ve benzeri turizm işletmeleri; termal,güneş ve rüzgar enerjisine dayalı ısınma ve seracılık işletmeleri; her türlü meyve, sebze üretimi ve değerlendirmesine ait işletmeler; tıbbi ve aromatik bitki yetiştirme ve benzeri işletmeler; ormancılığın, tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi amacıyla küçük sanayi tesisleri, orman, hayvan ve tarım ürünleri, el ve ev sanatları gibi ürünlerin satın alınması, depolanması ve pazarlanması, tesis edilmesi ve tesisin niteliğinin değiştirme hizmetlerinin desteklenmesi ile diğer hizmet konularına ait projelerde yer alan her türlü faaliyetler için; muhtaç köylüler, kooperatifler ve kooperatif birliklerine ayni ve nakdi kredi yardımları yapılmaktadır. İçel Ekonomisinin Binlerce Yıldan Buyana Devam Eden Temel Uğraşı Ticaret Dünyada ve ülkemizde yaşanan değişim ve gelişmelerle giderek önem kazanan bölgesel bütünleşmelerin etkileri, AT ile oluşturulan entegrasyon ve gümrük birliği sürecinin başlamasıyla, karşılıklı ticaretin önemi daha da artmıştır. Tarım ürünleri ve tarıma dayalı sanayi hammaddeleri, geçmişte olduğu gibi günümüzde de İçel dış ticaretinin ağırlığını oluşturmaktadır. Ancak sanayi ürünleri ihracatı, çeşit ve miktar olarak her geçen yıl önemli ölçüde artmaktadır. İçel'in özellikle pamuk, narenciye ve taze sebze meyve ağırlıklı olarak başlayan ihracatı, 1980'liyıllarda ihracatçıya tanınan teşviklerle önemli gelişmeler göstermiştir. Bu teşviklerle birlikte, belirli ülkelere sınırlı olarak yürütülen ihracat, hem ülkeler hem de ürün çeşidi olarak geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Mersin limanı ilde üretilen ihraç kalemleri dışında, başta nohut, fasulye, mercimek gibi bakliyat ürünleri olmak üzere, orta ve Doğu Anadolu'dan gelen çeşitli tarımsal ürünleri de ihraç etmektedir. 1980'de 510 bin ton olan ihracat, 1981'de 880 bin tona, 1982'de 1.029 bin tona, 1983'dei .230 bin tona, 1985'de 1.850 bin tona, i 988'de 3 milyon ton seviyesine, ihracattaki teşviklerin kaldırılmasına paralel olarak 1990-1991-1992'de 2 milyon tonun üzerinde olan ihracat, 1993'de 1.500bin seviyesine gerilemiş, tüm ekonomik olumsuzluklara, uygulanan yanlış ihracat politikalarına rağmen 1994-1995-1996 yıllarında 2 milyon ton ve nihayet 1997'de ise 3 milyon ton olarak gerçekleşmiştir. İçel'den yapılan ihracatta tarım ürünlerinin yanı sıra; başta cam ve cam mamulleri, kimya sanayi ürünleri, dokuma ve giyim sanayi ürünleri ile çimento ve maden cevheri, diğer önemli kalemleri oluşturmaktadır. Güney Doğu (GAP), Doğu Anadolu Tarımsal Potansiyeli ve İçel GAP projesi ürün vermeye başladığında, günümüze kadar Türkiye'nin yaş sebze ve meyve deposu olan bölgemizin yanında, ikinci bir tarımsal merkez oluşacaktır. Yıllardır, özellikle Ortadoğu ülkelerine yapılan ve Mersin'den gerçekleştirilen taze sebze ve meyve ihracatı, bölgeye yakınlığı nedeniyle, doğu bölgemizden kara yolu ile yapılması olasılığı daha gerçekçi görülmektedir. Ancak, Doğu Anadolu'nun henüz tarıma kazandırılmamış topraklarında yetişecek olan ve Çukurova'nın iki üç kat fazlası tahmin edilen tarımsal üretimin, Avrupa ve Uzak Doğuya olan ihracatının Mersin limanından gerçekleşeceğini söylemek mümkündür. Doğu Anadolu Bölgesi'nden Mersin'e yönelecek bu ihracatın ana ürünleri; başta hububat, bakliyat ve pamuk olacaktır. Bu tahminler doğrultusunda yapılacak ihracat, günümüzdekinin dört beş katına çıkacaktır. Gerek GAP gerekse Doğu Anadolu potansiyel tarım bölgelerinden sağlanan ürünün, bölgeye transferi ile ihracatın büyük bir artış göstereceği; başta liman hizmetleri olmak üzere nakliye, depo-ant-repo, denizcilik sektörü, bankacılık, gümrük ile oda-birlik-borsa hizmet ve faaliyetleri de artacaktır. Geçmişten Günümüze Denizyolu, Karayolu ve Demiryolu Ulaşımının Gelişimi ULAŞIM İçel karayolu, demiryolu, denizyolu ve havayolu ulaşım olanaklarının tümünden yararlanmaktadır. Adana Havaalanı, yakınlığı nedeniyle geniş ölçüde İçel'e de hizmet vermektedir. Tarihçe İçel yöresi dağlarla çevrili olduğundan, Kilikya kapıları olarak bilinen Gülek, Sertavul ve Belen geçitleri, eski çağlarda olduğu gibi günümüzde de Orta Anadolu, Suriye ve Akdeniz bağlantılarını sağlamaktadır. Antik Çağlar'dan Yeni Çağlara kadar, deniz taşımacılığının önemli olduğu İçel yöresinde, 19. yüzyıldan itibaren artan dünya ticareti ile birlikte, tarihi liman ve iskelelerin kapasiteleri ve konumları yetersiz kaldı. Kitabın "Mersin Limanı" bölümünde anlatıldığı gibi, 19. yüzyılın ortalarından itibaren hızla gelişen dış ticaret, Mersin limanını uluslararası bir konuma getirdi; ancak hinterlantlarıyla düzenli karayolu bağlantıları bulunmamaktaydı. Karayolu 1869 yılında Konya Vilayeti Meclisi Umumisi'nin nafıa işleri ile ilgili işler kapsamında yer alan"Halep ve Akköprü'ye kadar, Niğde yönünden ve diğer taraftan Adana ve Tarsus'a ulaşacak ve Mersin limanına bağlanacak bir şose yapılması için Adana vilayetine tebligat yapılması talebi, 1869 yılında kabul edilmişti. Böylece İç Anadolu kentlerinin de Mersin limanından yararlanma isteği ortaya çıktı. Nitekim, Adana Valisi Abidin Paşa zamanında, 1875'lerde bu yolun açıldığı bilinmektedir. 1890 yılında bölgede iki önemli karayolu vardı. Her ikisi de Mersin'den başlayan bu yollardan birincisi Tarsus-Adana-Kozan, ikincisi de Silifke bağlantısını sağlamaktaydı. V Cuinet, 1890'da İçel yöresinde, 32.939 kişinin yol yapımında çalışmakla yükümlü tutulduğunu yazmaktadır. Cuinet'in verilerine göre, 7.936 yükümlüyle Tarsus en önde gelmekte, 5.200'er yükümlü ile de Silifke ve Anamur onu izlemekteydi. En az yükümlü ise Mersin'deydi. İngilizler ve Almanların yöredeki ticari ve sınai etkinlikleri arttıkça, karayolları da gelişmeye başladı. 20. yüzyılın ilk yıllarında, Adana-Mersin-Silifke, Silifke-Mut-Karaman-Konya yollarının yapımı da gerçekleşmişti. 1901 Adana Vilayet Salnamesi'ne göre, 20. yüzyılın başında Taşucu-Silifke ile Silifke-Mersin-Karaman arasında şose yol vardı. Özelikle Çukurova'dan elde edilen pamuk ve diğer tarımsal ürünlerin ihracı nedeniyle, 1886'da Adana-Mersin demiryolu inşa edilmiş, 1890 yılından itibaren de karayolu yapımına öncelik verilmiştir. 20. yüzyılda da artarak devam eden gelişme, Cumhuriyetin ilanından sonra ve özellikle i 955'li yıllardan itibaren uluslararası ticaret ağının önemli bir odağı haline gelmeye başlamıştır. Türkiye'nin 1965 yılında Uluslararası TIR konvansiyonuna imza koymasıyla, uluslararası karayolu taşımacılığı hızla artmış ve bu sektör özellikle merkez ilçe Mersin'de odaklaşarak gelişmiştir. Mersin limanının faaliyete geçmesi, ihracat ve ithalatın artması, ilin araç trafiğini her yıl katlanarak arttırdı. Uluslararası ihracat ve transit yük 'taşıyan araçlar hariç, 1985 yılında hinterlantdan Mersin limanına gelen-giden araç sayısı 267.875'dic Bu sayı 8 yıl sonra, 1993 yılında %24 artışla 331.312'ye yükselmiştir. 1994-2020 gelişim aşamasında, ihracat, liman hizmetleri, GAP projesinin faaliyete geçmesiyle, İçel'e yönelecek ihraç malı potansiyelinin taşınması sonucu, ilde özellikle Mersin'e gelen-giden araç sayısının süreç içerisinde 2-5 milyon adede ulaşacağı söylenebilir. İçel'de devlet yolu 537 km, Otoyol 175.7 km (Trafiğe açık 1 10.2 km. inşaa halinde 65.5 km. Köy yolları:Asfalt 1423 km, stabilize i 919 km, tesviye i 618 km, ham yol 1353 km. Mevcut Adana-Mersin Otoyolu, daha sonra inşa edilen Toros Gülek tüneli ile Toros dağlarının geçişini sağlayan Pozantı-Tarsus Otoyoluna bağlandı. Projeye bağlı olarak daha sonra Tarsus, Adana, İskenderun, Gaziantep bağlantılarıyla doğu ve güney yönünde uzatıldı. Mersin Limanı 150 yıl öncesinden başlayarak, ithalat ve ihracatta başlıca görevi üstlenen Mersin limanı ile ilgili bilgiler. kitabın "Mersin Limanı" bölümünde ayrıntılı olarak verilmiştir. Bölgenin önemli konumu nedeniyle, 1964 yılında inşaatı tamamlanan Mersin limanından, hammadde ve tarımsal ürünlerin ithalat ve ihracatı da arttı. Daha sonraki yıllarda, liman çevresinde silo ve büyük sanayi yatırımlarının işletmeye açılması, seracılığın il ve ülke dışında da talep görmesi, Ortadoğu ülkeleri ile ticaretin gelişmesiyle birlikte; limanın işlerliği artmış, 1970'li yıllardan itibaren öncelikle mevcut karayolu ulaşım bağlantılarının geliştirilmesi zorunlu olmuştur. Demiryolu Osmanlı İmparatorluğu'n da karayollarının yansıra demiryolları ile hinterlandların bağlantısına da önem veriliyordu. Adana'dan geçen Bağdat demiryoluna, Mersin limanını bağlama çalışmaları i 883 yıllarında başlamıştı. Demiryolu yapımı aracılığıyla bağlantılar, Davis'in sözünü ettiği kervan ticaretinden farklı bir ulaşım türüne geçen ve ona göre depolama veya aktarma yöntemleri gerektirecek bir sisteme kaymaktaydı. 1883 yılında Mehmet Nihat Bey ile Kostaki Teodoridi (Kara Todori Paşa) adlı iki Osmanlı vatandaşı, 99 yıllık bir demiryolu ortaklığı imtiyazı aldılar. imtiyazlarını, 1885'te, 165.000 İngiliz Lirası sermayeli Osmanlı Demiryolu Ortaklığı'na sattılar. Ortaklığın sahibi Baron Evain de Vandeuve idi. Ortaklık, her biri 20 İngiliz Lirası değerinde 8.250 hisse senedi çıkardı. Bu hisse senetlerinin 2.500'ünüFransızlar, 3.500'ünü İngilizler, 1.980'ini İstanbul eşrafı, 270'ini Adana ve Mersin eşrafı aldı. Böylece mahalli halkın sadece idari taksimat ve meclisler aracılığıyla idari sisteme katılmakla kalmayıp, aynı zamanda serbest piyasa ekonomisi koşulları kapsamında, kendi kentini ilgilendiren konularda yatırım yaparak konuya sahip çıkmış ve bireysel müteşebbislik de dünya kapitalizmi süreci içinde, giderek Osmanlı sistemine girmiştir. 67 km uzunluğundaki demiryolu 1886 yılında açılmıştır. Mersin'de inşa edilen istasyon binası, günümüzdeki gar binasının 50 m doğusundadır Aynı tarihlerde istasyon, rıhtım ve istasyon ile Mersin'de bulunan bazı fabrikalar arasında dekovil hattı da kurulmuştu. Demiryolları, 1980'li yıllarda karayolu ve denizyolu taşımacılığının gerisinde kalmış ve geçmişteki önemini yitirmiş olmakla birlikte; taşımacılıkta günümüzde de belirli bir paya sahiptir. Uzunluğu 67 km olan Adana-Mersin demiryolunun temeli Abidin Paşa'nın valiliği döneminde atılmış ve 2 Ağustos 1886'da büyük bir törenle Köse Raif Paşa'nın valiliği sırasında işletmeye açılmıştır. İçel ili dahilindeki hat uzunluğu tek hat olarak 53.209 m olup, 44.200 m'lik ikinci hatla birlikte toplam 97.409 m demiryolu hattı mevcuttur Her gün Mersin'den Adana'ya i 9, Adana'dan Mersin'e 19 olmak üzere toplam 38 karşılıklı sefer yapılmaktadır Ayrıca, Mersin-İskenderun arasında günde 3 gidiş, 3 geliş olmak üzere 6 tren seferi; bunların dışında Mersin-İslahiye arası karşılıklı birer sefer yapılmaktadır. Günde ortalama yolcu sayısı3.000 kişidir. Yenice'den bağlantılı olarak Ankara, Eskişehir, Afyon ve Haydarpaşa'ya bağlantılar mevcut olup, Adana bağlantısı ile hat bulunan tüm illere ulaşım yapılabilmektedir. İçel ili dahilindeki gar ve istasyonlar; Mersin Gar Müdürlüğü, Tarsus Gar Şefliği, Yenice Gar Şefliği, Kelebek Durağı, Hacı kırı istasyonu, Karacailyas Durağı, Hacı talip Durağı, Taşkent İstasyonudur. Enerji Türkiye'de hidroelektrik enerjisi üretimi, ilk kez Osmanlı döneminde Tarsus ilçesinde gerçekleştirilmiştir. Bir su değirmeninden sağlanan enerji, transmisyon kayışıyla 2 kw'lık Suissera marka bir dinamoyu çeviriyor ve buradan elde edilen elektrik enerjisi Tarsus'a veriliyordu. 20. yüzyılın başında Mersin sanayi kuruluşları, kendi ihtiyaçları olan elektriği üretmekteydiler. Kent için aboneli elektrik üretimi ve dağıtımı ancak 1924 yılında gerçekleşebilmiştir. Yeraltı Kaynakları Eski Çağlar'da Gümüş Dağlar olarak bilinen Toroslar, il yüzölçümünün %60'ını kaplar. Böylesine geniş dağlık alanlar, doğal olarak çok çeşitte yeraltı zenginliklerini de barındırmaktadır. DEMİR Kürtler Demir Yatağı : Gülnar ilçesi Pelit pınarı köyündedir. Rezerv: 1 .100.000 ton. Örendüzü Demir Yatağı : Aydıncık ilçesi Yeni kaş köyündedir. Rezerv: Görünen rezerv 120.690 ton, muh rezerv 1 .293.000 ton, mümkün olan rezerv ise 5.445.000 ton. Tana Deresi Demir Yatağı : Aydıncık ilçesi Tana deresindedir Rezerv:Görünür rezerv 60.000 ton. Yanışlı Demir Yatağı : Aydıncık ilçesi Yanışlı köyündedir Rezerv:Görünür rezerv 31 850 ton. Besi Tepesi Demir Yatağı : Aydıncık ilçesi Büyükeceli beldesinde. Rezerv: Görünür rezerv 147 000 ton. Taşbaşi Tepe Demir Yatağı : Gülnar ilçesi Hırmanlı köyünde. Rezerv:Görünür rezerv 280 000 tondur. Koçaşlı Demir Zuhurları : Aydıncık ilçesi Koçaşlı köyündedir. Demir terörü %19-40 arasında değişir. Dedeler Demir Zuhuru : Dedeler köyündedir. Tenör %40-57 Fe arasında değişmektedir. Aksaz Demir Zuhuru : Aydıncık ilçesi Aksaz köyündedir. Tenör:Tenör %19-45 Fe arasında değişir. Melleç Demir Zuhuru : Anamur ilçesi Melleç köyündedir. Rezerv:Gör.+muh. rezerv 90 300 tondur. Tepeköy Demir Zuhuru : Tepeköy beldesindedir. Tenör:Fe tenörü %10 civarındadır. KROMİT Sıraç Köyü Kromitit Zuhurları : Erdemli ilçesi Sıraç köyündedir. 12 000 ton görünür, 52 000 ton muhtemel, 21 000 ton mümkün olmak üzere toplam 85 000 ton rezerv hesaplanmıştır. Deve döşü Kromitit Zuhurları : İçel iline bağlı Fındık pınarı köyündedir. Muhtemel Rezerv 70 000 ton. Yapraklı Kromitit Zuhuru : Yapraklı mevkiindedir. Görünür Rezerv:112 500 tondur. Musalı Köyü Kromitit Zuhur : Musalı köyündedir. 315 000 ton muhtemel rezerv bulunmaktadır. Akarca Köyü Kromitit Zuhuru : Akarca köyündedir 1300 ton görünür rezerv bulunmaktadır. Hacıalanı Dere Kromitit Zuhuru : Erdemli ilçesi Hacı alanı köyündedir. %20-25 Cr203 tenörlüdür. Horozlu Kromitit Zuhuru : Fındık pınarı köyü Karagöl mevkiindedir. % 15-20 Cr203 tenörlüdür. KURŞUN ÇİNKO YATAKLARI Çiğdem Gölü Zuhuru : Rezerv 21 .000 ton olabileceği sanılmaktadır. Orta konuş Yatağı : Arsenik bakımından zengin 3000 tonluk birjarozit filonu hariç rezerv kalmamıştır. KÖMÜR İçel-Çamlıyayla Kömür Yatağı : İçel Çamlıyayla batısındadır. 4.458.486 tonluk rezerv vardır. DOLOMİT Aydıncık Dolomit Yatağı : Gör+muh rezervi 9.616.880.000 ton, bahada hiçbir işletme faaliyeti yoktur. KUVARS KUMU-KUVARSİT Başta cam ve cam yünü sanayinin ana hammaddesi olan kuvarsit, demir ve çelik sanayi, ferrokrom ve soda sanayi, dökümcülük, seramik, deterjan, inşaat sektörün çeşitli malzemeleri vb. olarak kullanılmakta, İçel ilinde Ovacık ve civarında yaygın olarak bulunmaktadır. Tarsus civarındaki kuvars kumu yatakları da önemlidir. TUZ Arap Ali Tuz Yatağı : Yatağın tavanında, içinde merceksi ve çatlak dolgusu biçiminde tuz ve anhiritkütleleri bulunan gri kil ve silt yer almaktadır. Görünür rezerv 64.000.000 tondur.'
'Tarihçe Yeni Taş Çağı'ndan, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna kadar süregelen tarihi dönemleri, özet bilgiler halinde içeren bu bölümde; Eski çağlarda Ovalık Kilikya'nın metropoliti olan Tarsus kenti başta olmak üzere; Silifke, Erdemli, Anamur, Aydıncık, Bozyazı, Gülnar, Mut ve Çamlıyayla ilçeleri, yörenin genel tarihi kapsamında anılmaktadır. Mersin kenti, Yumuktepe ve Zephyr'ium yerleşimlerine rağmen, ancak 19. yüzyıl ortalarında gelişme sürecine girmiş ve Mersin ilinin merkezi olmuştur. "Anadolu'da gelmiş geçmiş en eski sürekli yerleşimin tanıkları" R.Numann YUMUKTEPE VE GÖZLÜKULE Geçmişteki kültürler, bilimsel olarak Eski Taş (Paleolitik), Yeni Taş (Neolotik), Bakır Taş (Kalkolitik), Bronz ve Demir gibi madde cinslerine göre ana çağlara, bu çağlar da kendi içlerinde "erken", "orta" ve "geç" dönemlere ayrılmışlardır. Bu kronolojik gelişme, aynı zamanda toplumun yaşam düzeyinin yükselişini ve ekonomik ilişkilerinin gelişmesini de belirlemektedir. Sığındığı mağaralarda 100 binlerce yıldan beri yaşamını güçlükle sürdürebilen Eski Taş Çağı'nın toplayıcı ve asalak insanı, gelişmesini sürdürebileceği doğal koşullara kavuşmasıyla, diğer tüm canlılardan üstün bir soy olduğunu kanıtlarcasına, Yeni Taş Çağı'nı başlattı. Gordon Childe'nin uygarlık tarihinde en önemli "devrim" olarak nitelendirdiği bu çağda, Anadolu'da yabani bir yaşam sürdüren Homo Neanderthalensis ve Homo Sapiens insanı, kaya oyuklarından çıkarak toplu yerleşik yaşamaya, doğal çevreyi tanımaya-geliştirmeye, ihtiyacı olan el aletlerini, üretim araçlarını ve gereksinim duyduğu eşyaları yapmaya, tarımsal üretimi gerçekleştirmeye, hayvanları ehlileştirerek onlardan yararlanmaya başladı; bu süreçle birlikte ürün artırmaya ve ticarete de yöneldi. C. M. Cipolla'ya göre, bu gelişmenin diğer önemli bir yanı da, Yeni Taş Çağı kabilelerin tarıma elverişli toprakları bulmak için göç etmeleri ile esas buluşları olan tarımı da yaygınlaştırmış olmalarıdır. Kilikya bölgesinin tarım yapılabilen Tarsus düzlüğündeki sulak ve verimli ovaları, yoğun orman alanları; Yeni Taş Çağı insanı için yaşanabilir bir coğrafyaya sahipti. Burada bulunan ve ovanın rahatlıkla gözetlenebildiği bir yüksekliğe sahip olması nedeniyle Gözlükule olarak bilinen yerleşimde, ilk kazıları İngiliz Konsolosu W. B. Barker ve daha sonra i852 yılında Fransız Gezgin V. Langlois yaptı. Buldukları çok sayıdaki eser yurtdışına götürüldü. 1918'de Kilikya'yı işgal eden Fransız birliklerinden bir topçu grubunun Gözlükule'de konuşlanması, höyükte büyük tahribata neden oldu. Hetty Goldman, Byrn Mavr Koleji, Fogg Müzesi, Harvard Üniversitesi ve Amerikan Arkeoloji Enstitüsü'nün girişim ve destekleri ile ilk defa 1935-1939 yılları arasında arkeolojik araştırma ve kazılar yaptı. II. Dünya Savaşı nedeniyle ara verilen kazı çalışmaları, 1947-1949 yılları arasında tekrar sürdürüldü. Modern Tarsus kentinin güneydoğusunda, Mersin-Adana otoyolundan bütünüyle görülen höyük, İslam uygarlıklarından Geç Yeni Taş Çağı'na kadar 33 katmandan oluşmaktadır. Çiftçi ve çoban toplumunun yaşadığı ilk katmanlarda, toprak sıvalı mekan zeminleri ortaya çıktı. Ayrıca volkan camından (obsidien) yapılmış çok sayıda kesici, delici, kazıyıcı aletler, ok ve mızrak uçları ile Filistin'deki Gassulien kültürü ile benzerlik gösteren siyah veya kırmızı tek renkli perdahlı ve tırnak izi süslemeli çanak çömlekler buldu. Öte yandan, Mersin'in Demirtaş Mahallesi'ndeki Soğuksutepe ya da Yumuktepe olarak bilinen höyükte, J. Garstang'ın 1937-1940 yılları arasında gerçekleştirdiği arkeolojik kazılarda, Orta Çağ İslam uygarlıklarından Erken Yeni Taş Çağı'na kadar inen, kesintisiz yerleşimlere ait çok sayıda katmanlar tespit edildi. II. Dünya Savaşı'nın başlaması nedeniyle çalışmalara ara verildi. Bu arada Yumuktepe arşivinin bulunduğu Liverpool'daki İngiliz Arkeoloji Enstitüsünün Alman bombardımanında isabet almasıyla, tüm Yumuktepe kazı raporları ve buluntular imha oldu. Buna rağmen J.Garstang, Chicago Orient Enstitüsü'nde ve bazı kişilerde bulunan Yumuktepe ile ilgili dokümanları toparlayarak, 1947-1948 yıllarında kazı çalışmalarına tekrar devam etti. Uzun bir aradan sonra, 1993 yılından itibaren İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden Veli Sevin başkanlığında, Roma Üniversitesi'nden lsabella Caneva ve çeşitli dallardan oluşan bilim heyeti, kazı çalışmalarını sürdürmektedirler. Mersin ve Tarsus olarak bilinen her iki yerleşimin, tarıma elverişli sulak alanda kurulmuş olmaları, Yukarı Mezopotamya'dan Orta ve Batı Anadolu'ya yönelik geçiş yolları üzerinde bulunmaları nedeniyle, önemli bir coğrafi konumdaydılar. Höyüklerde yapılan bilimsel çalışmalar, insanlık tarihi için pek çok değerli bilgi ve eserlere ulaşmamızı sağlamıştır. J. Garstang "Prehistoric Mersin" başlıklı yayınında, endüstri olarak tanımladığı çok sayıda ve çeşitteki taş, seramik, metalden yapılmış, eşya ve alet ile mimari kalıntıların uzun listelerini vermektedir. insanın ihtiyaçları doğrultusunda çevresinden yararlanması, keşiflerde bulunması ile bunların kentler ve bölgeler arasındaki dolaşımını sağlaması; ekonominin iki ana kaynağı olan üretim ve ticaretin; kültürel ve sosyal ilişkilerin gelişmesinin de başlangıcı olmuştur. Bu höyüklerden elde edilen objelerin bir bölümü Mersin, Tarsus ve Adana Müzeleri'nde sergilenmektedir. J.Garstang, höyüğün XXXIII. ve XXVII. katmanları arasında, Erken Yeni Taş Çağı kültürlerine ait konutlar, el yapımı siyah ve gri renkli, tırnak izi süslemeli çanak çömlekler ve çeşitli el aletleri buldu. Bu ilk yerleşim katmanlarının üstündeki yapıların inşaatında taşın kullanılması, yeni bir gelişmenin işaretiydi. Burada bulunan bazı çömlekler, kili yaş halde iken çizilerek, içlerinin beyaz bir madde ile doldurulmasıyla "incrustation" denilen yöntemle süslenmiş, ayrıca "monocrom" denilen tek renkle boyanmış çanak çömlekler, volkan camı ve çakmak taşından yapılmış aletler ve silahlar da bulunmuştur. Son Yeni Taş Çağı'na ait XXVI. ve XXV katmanlarda bulunan büyük ölçekli ağıllar, dokumacılıkta kullanıldığı anlaşılan kahverengi büyük ağırlık taşları, yün eğirmeye yarayan kirmanın başına takılan taş ağırşaklar, orak dilgiler, kemik ve boynuzdan yapılmış iğneler, tarımsal üretimde kullanılan yarım daire şekilli aletler, ilk kez rastlanılan yıldırım desenli ve boyalı çanak çömlekler, üretim ekonomisinin; toplumsal bilincin giderek geliştiğini göstermektedir. Bu dönemin bulguları, insanların imece ve işbölümü gibi dayanışma ile planlı çalıştıklarını belgeliyor. Ortaklaşa inşa edilen koruyucu duvarlar, toprağı işleyen köylüler, çanak çömlek üreten ustalar, yapı kalfaları ile taş, seramik ve metalden plastik sanat ürünleri yapan yontucu ve desinatör gibi gruplar vardı. Bunlar çanak, çömlek ve metal eşya üzerine geometrik ve figüratif desenler uygulamakta, mühürler, hayvan ve çıplak kadın heykelcikleri yapmaktaydılar. F. Schachermeyr'e göre; kadın heykelcikleri, kadının doğurganlığı nedeniyle Yaratıcı Büyük Anaya tapmak için dini amaçla; dişi olmaları ise Mersin Yeni Taş Çağı sakinlerinin anaerkil aile yapısından kaynaklanmaktaydı. XI. kata ait seramik ördek başı, kulp ve evcil hayvanlara ait küçük boyutlu figürler, Yumuktepe plastik sanatının en ilginç ve sempatik örnekleridir. Her iki yerleşimde de çok sayıda ve çeşitte bulunan alet ve silahların hammaddesi olan volkan camı (Obsidien), Torosların kuzey gerisinde üçüncü zamanda oluşan Erciyes, Hasan ve Melendiz volkanik dağlarının çevresinde bulunmaktaydı. Böylesine erken dönemlerde kıyı yerleşimlerinin ihtiyaçları nedeniyle, dağ aşırı bölgeler arası alış veriş ilişkilerine girmeleri, Anadolu kültür coğrafyasını zenginleştiren çok önemli bir gelişmeydi. V. Sevin, Mersin'de kullanılan volkan camı objelerin analiz sonuçlarına bakarak, bunların Orta Anadolu kaynaklarından geldiğine işaret etmektedir. Mersin'de obsidien yongalama ürünlerinin olmayışı, bu ürünlerin doğrudan veya aracılar eliyle mamul halde ithal edildiğini göstermektedir. J.Mellaart'ın Çatalhöyük ekonomisinin önemli bir dalı olan obsidien ticareti ile Batı Anadolu, Kıbrıs ve Batı Akdeniz kıyıları ile obsidien alışverişi üzerinde tekel kurduklarını belirtmesi, Mersin ve Tarsus volkan camı aletlerinin kaynağına açıklık getirmektedir. V. Sevin'e göre: "Höyükte balık dışında hiçbir yabani av hayvanı kemiğine rastlanmamıştır. Keçi, koyun, sığır ve domuzdan oluşan dört ana grubu içeren fauna istisnasız evcildir. Yumuktepe, dört türünde evcil olarak görüldüğü en erken merkezlerden biridir. Bu durum hayvancılık ekonomisinin geliştiğini, kültürel ve ideolojik dünyanın da Çatalhöyük'den tümüyle farklı olduğunu göstermektedir". Yapı temellerinde, özellikle silo tabanlarında çokça kullanılan yuvarlak taşlar, höyüğün hemen eteğindeki Müftü deresinden sağlanmıştır. "Böylece Anadolu'da, hatta yalnız Anadolu'da değil tüm dünyada, ilk defa bakır izabesinin ve maden dökümcülüğünün, Yumuktepe'de gerçekleştirildiğini söyleyebiliriz. " Ü. Yalçın Bakır ve bronz alaşımı çiftçilikten küçük sanayiye geçişi kentleşmeyi ve bölgeler arası bağları güçlendiriyor. İnsanoğlunun madeni keşfetmesi, gelişme sürecine çok yönlü ivme kazandırmıştır Bakır, yumuşak olması nedeniyle, soğuk olarak işlenebildiğinden insanoğlunun ilk olarak tanıdığı ve kullandığı bir madendir. Yumuktepe ve Gözlükule'de MÖ 4000-3000 arasında tarihlenen Bakır Taş Çağı'na ait arkeolojik buluntularda, bakır madeninin çok yoğun biçimde kullanıldığı ortaya çıkmıştır. J. Garstang, Yumuktepe'nin XXIV katmanını, Erken Bakır Taş Çağı olarak tespit etmiştir. Kazı çalışmalarında MÖ 5300'e tarihlenen XVI. kültür tabakasında rulo başlı iğneler ve keskiler ele geçmiştir. Ü. Yalçın'a göre:"Bu objeler üzerinde yapılan analitik ve metalografik araştırmalar sonunda bunların bakırdan olduğu anlaşılmış, bununla da kalmayıp kullanılan bakırın izabe yoluyla cevherden kazanıldığı sonucuna varılmıştır. Bu ikinci sonuç Anadolu madenciliği açısından başka bir önem taşır. Zira, Mersin'e kadar Anadolu'da sadece doğada saf olarak bulunan "nabit" bakır kullanılmakta idi. Bilindiği gibi, nabit bakır doğada çok ender bulunur, buna karşın bakırın oksitleri daha yaygındır ve metal bu bileşimlerde nancak izabe yoluyla kazanılabilinir. İlk defa Mersin'de bilimsel olarak kanıtlanan bu "yeni" teknolojik gelişme, insanlara ihtiyaç duydukları oranda bakır elde etme olanağını sağlamış ve bu teknolojiye sahip olan toplumların gelişmesinde önemli etken olmuştur. Objelerin önce kalıplara döküldüğü, daha sonra çekiçlenerek istenilen formun verildiği anlaşılmıştır Bu da o dönemde rastladığımız bir başka teknolojik yeniliktir. Böylece Anadolu'da, hatta yalnız Anadolu'da değil tüm dünyada, ilk defa bakır izabesinin ve maden dökümcülüğünün Yumuktepe'de gerçekleştiğini söyleyebiliriz. Çatalhöyük'de veya başka yer-leşim merkezlerinde, Mersin paralelinde gelişmeler olabilir; ancak, günümüzde Mersin dışında bilimsel bir kanıt olmadığından, Mersin'in bu konudaki ilktenliği tartışma götürmez. İlk defa Mersin'de görülen bu teknolojik yeniliğin toplumlar üzerindeki etkisi büyük önem taşımaktadır. Höyükte tabanı yuvarlak taşlarla döşenmiş büyük tahıl depolarının varlığı, tarım ekonomisinde, tüketimden artırmaya geçildiğini göstermektedir. XXXIII. ve XX. katmanlarda, bakırdan yapılmış çiviler, toplu iğneler Bakır Çağı'nın öncü belgeleridir. XIX. ve XVII. katmanlarda bulunan bakırdan yapılmış silah ve mühürlerin bulunmasıyla, bu madenin ne kadar geniş kullanım alanı olduğu anlaşılıyor Daha sonraki katmanlarda, köy tipi yerleşimden kentleşmeye doğru bir gelişme gözlenir. Yüksek duvarlarla çevrili bir kalenin ve çok sayıda silahın varlığı, yabancı istilacılara karşı yerleşimin savunma zorunluluğunu; çiftçi ve köylü insanların yanısıra, askerlerin de önemli sayıda olduğunu ortaya koymaktadır. Yumuktepe, Bakır Taş Çağı ekonomisi tarım, hayvancılık, madencilik ve dokumacılığa dayanmaktaydı. Tahıl öğütme, vurgu taşları, ortaklaşa kullanılan fırınlar, çok sayıdaki silah ile Tell Halaf, Ubeyd ve Uruk kültürlerine ait çanak çömleklerinin varlığı, büyük boyutlu depolama kapları, çok sayıda silah, pencereli üç odalı evlerin bulunması; gelişme düzeyinin giderek yükseldiğini, özellikle Mezopotamya ile ilişkilerinin de geliştiğini belgelemektedir Tarsus Gözlükule Bakır Taş Çağı, Yumuktepe ile benzer özellikler göstermektedir. " Bronz kesinlikle uzmanlaşma gerektiren bir üretimin ve örgütlenmiş bir ticaretin varlığını belirler. " S. Aktüre Anadolu insanı Yunanistan, Ege adaları, Girit ve Avrupa'dan çok önceleri bronz alaşımını bilmekteydi. MÖ 3000 yıllarından itibaren bakıra, erimesi sırasında 1/6 oranında kalay katarak daha sert ve dayanıklı bir alaşım elde etti. Bu alaşımı balta, kılıç, ok ucu, topuz, hançer gibi silahlar ile figürler, kült eşyaları, mühür, kap-kacak gibi çok çeşitli üretim alanlarında kullandı. Gözlükule ve Yumuktepe'de, bu yeni alaşımın alet ve çeşitli eşyaların yapımında kullanılmasıyla birlikte, tarımdan küçük sanayiye geçiş süreci başladı. Toplumsal örgütlenme, toplumsal ve demografik yapı ile kentleşme ve bölgeler arası ilişkiler de yoğunluk kazandı. Maden cevherlerinin farklı bölgelerde bulunması, bu ilişkilerin ve maden kullanımının yayılmasında başlıca faktörü oluşturmaktaydı. Yeni Taş Çağı'nın kendine yeterli kapalı tarım ekonomisi, madenin kullanılması ile birlikte dışa açılmak zorunda kalmıştır. MÖ 1900'de merkezi Kayseri yakınlarındaki Kaniş Karumu bölgeler arası bakır ve kalay ticareti organizasyonu bunun en önemli örneklerinden biridir. Kalay madeni Asur'da, bakır madeni ise Anadolu'da çokça bulunmaktaydı. Bronz alaşımı elde etmek için gerekli olan her iki madenin bir araya getirilmesi gerekiyordu. Bronz Çağı'nda en önemli maden ulaşım yolları Asur'dan başlayarak Fırat bölgesine, buradan Kapadokya'ya ve Toroslar üzerinden Kilikya'ya ulaşıyordu. A. Goetze Kilikya geçitlerine, bakır-kalay yolu da demektedir. R. J. Forbes, metalin ve metal işleme tekniklerinin yayılması, yalnızca ticaret ilişkileriyle değil; ticaretin yanısıra göçler yoluyla ortaya çıkan mekânsal maden kaynaklarının farklı bölgelerde olması veya bu madeni işleyen ustaların göçler yoluyla ortaya çıkardığı mekânsal hareketlilikle açıklamaktadır. J. Garstang, Yumuktepe Höyüğü'nde XI I-A katmanını Tunç Çağı'nın başlangıcı olarak tespit etmiş-tir. Yumuktepe'de bulduğu bronz eşyalar üzerindeki süslemelerin, Truva ve Karaoğlan eski bronz eserlerinde görülen paralel kırık hatlarla yapılmış süslemelerle olan benzerliği, bronz kültürünün nasıl yaygınlaştığının tipik örneklerinden biridir. Ayrıca bu katmanda bulunan siyah astar üstüne beyaz boyalı, Truva I ve IV tipi çanak çömleğin varlığına değinerek, Yumuktepe'ye Batı ve Orta Anadolu'dan göçmen gruplarının gelmiş olabileceğini de belirtiyor. F. Kınal ise T Özgüç'ün Samsun Kaledoruğu'nda bulduğu benzeri seramikleri örnek göstererek; yöremizden, Karadeniz'e kadar uzanan göç veya kültür ilişkilerine de dikkat çekmektedir. Gözlükule'de MÖ 3000-2750 arasında tarihlenen Erken Tunç Çağı yerleşimine ait arkeolojik buluntular, nitelik ve adet bakımından daha zengin ve gelişmiş olarak karşımıza çıkıyor. Burada yerli Akkad tipi ve Suriye kökenli seramiklerin bulunması, Yumuktepe'de olduğu gibi, Gözlükule'nin de doğu ile daha yakın ilişkide olduğunu göstermektedir. M. J. Mellink'in bu konuda gösterdiği ticaret güzergahları ve taşınan ürün tipleri de bu görüşü doğrulamaktadır. II-A-B katmanından sonraki yerleşimin çevresini kuşatan den-danlı koruyucu duvarların varlığı da, Kilikya bölgesinde daha sonra ortaya çıkacak feodal küçük krallıkların öncü bir örneğini anımsatmaktadır. lll. katmanda bulunan Alacahöyük tipindeki bronz hançer ve Hitit yapı kalıntıları, yöredeki Hitit varlığının belgeleridir. Mersin yöresinde, Mezolitik ve Paleolitik Çağlar'a ait buluntulara henüz rastlanmıştır. Ancak Yeni Taş, Bakır Taş ve TLnç Çağları'na ait bulgular Gözlükule'de Argolis'ten alındığı anlaşılan Miken seramiği (Geç Helladic II.C dönemi-MÖ 1250) gibi batılı örneklere rağmen, Mezopotamya çağdaş kültürlerinin yoğun etkisi altında kaldığını açıkça gösteriyor. Ancak, bu kültür ve yaşam biçimi bir kopyacılık değil, Anadolu kültürü ile kaynaşmış bir sentez olarak tanımlanabilir. Tunç Çağları'nın sonlarına doğru, Anadolu'daki yerel beylik ve krallıklar üzerinde siyasi egemenlik sağlayan Hitit Devleti'nin ortaya çıkışı da aynı zamana rastlamaktadır. Yazılı kil belgeler yöre tarihini aydınlatıyor Ön Asya uygarlıklarının Mısır, Mezopotamya ve Anadolu'da gelişmesine rağmen, yazının kullanılması ile başlayan tarihi çağlar,öncelikle MÖ 3000 sonlarında Mısır ve Mezopotamya'da başlamış,Anadolu'ya ancak 1000 yıl sonraları ulaşabilmiştir. Bunlara ait pişirilmiş kilden yapılmış çivi yazılı belgeler (tablet); Kayseri yakınlarında, dünyanın ilk ortak pazarı niteliğindeki Kültepe Höyüğü yamaçlarında, Asur ticaret kolonisi olarak MÖ 1900'lerde kurulan Kaniş Karumu'nda bulunmuştur. Çok sayıdaki bu belgelerin bir kısmı, MÖ 17. yüzyıldan itibaren Anadolu'da ve yöremizde siyasi egemenlik kuran Hitit Devleti'nin başkenti Hattuşaş arşivlerinde bulunan 10.000'i aşkın belgeden bazıları ile Mersin Bronz Çağı yerleşimlerinden elde edilen kil ve bronz belgeler; yörenin yazılı tarih dönemlerinin aydınlanmasını sağlamıştır. Anadolu'da tarihöncesi çağlarda yaşanan dingin ortam, MÖ2000 yıllarına doğru dışarıdan gelen yoğun göç dalgalarıyla sarsıldı. Barışçıl ortamdan kültür ve toplumsal yapıya kadar her alanda büyük değişikliklere uğradı. Avrupa'nın, belki de Asya'nın kuzeyinde oturan Hind-Avrupalılar, henüz netleşmeyen nedenlerle, MÖ 3000'in son çeyreğinde, Atlantik kıyılarından Hindistan'a kadar ulaşan geniş bir mekan içinde, güneye doğru göç ettiler. Bu göç grupları arasında nereden geldikleri tartışılan Hititler ve onlarla gelen daha birçok Hind-Avrupa kavimleri, bir varsayıma göre Kafkasya üzerinden Anadolu'ya, A. Götze'ye ait diğer bir varsayıma göre ise batıdan boğazlar üzerinden geldiler. Hititler, MÖ 17. yüzyılın başlarında önceleri Hatti ülkesi ve başkentleri Hattuşaş'ı (Boğazkale) yönetimleri altına aldılar. Kendilerinden önce burada kurulmuş birçok kent devletini de teker teker elde ederek federasyon niteliğindeki Hitit Devleti'ni kurmayı başardılar. E. Akurgal'a göre, Anadolu'da ilk kez, başkentten yönetilen merkezi bir devlet yapısı oluşmuştu. T. Özgüç, kısa sürede elde edilen bu başarıya şöyle bir açıklık getiriyor: "Hititler, yalnız Anadolu'ya geldikleri zaman değil, hemen sonraki dönemde de azınlıktaydılar. Buna karşılık, Orta ve Kuzey Anadolu'da kendilerinden önce kurulmuş küçük kent devletlerini yönetenler, her türlü silah kullanmayı ve üretmeyi biliyor, aynı zamanda da zengin ve etrafı surlarla çevrili, korunaklı kentlerde oturuyorlardı. Bu nedenle sayıca az olan Hitit göçmenlerinin, bu kadar kısa zamanda ve her yerde, bir anda varolan bütün kentleri yıkıp yakmaları pek olası değildir. Onların başarısı, yerli uygarlığı kabul etmeleri ve buna uyum göstermeleri, sonra da kendi katkılarını yapmaları olsa gerekir."diyor. Ancak burada önemle belirtilmeli ki; Alişar ve Anitta tabletlerine göre, Hititler'den önce Kuşşara Krallığı, Anadolu'nun pek çok kentini bir birlik altında zaten toplamıştı. Kilikya'da Luwive Hurri kültürleri de güçlü bir biçimde varlıklarını sürdürmekteydiler. Hititler, yörede kendi geleneklerini kabul ettirmek istedilerse de, bunu yeterince sağlayamadıkları belgelerden anlaşılıyor. MÖ 6. yüzyıla kadar yörenin yazılı tarihi Hurri, Luwi, Arzawa ve Kizzuwatna gibi yerel krallıklar ve bunların kültürleriyle, buraya daha sonraları egemen olan Hitit, Asur ve Babil Krallıkları'nın tarihleri ile içiçedir. Kilikya kapılarının anahtarlarını elinde bulunduran krallık KIZZUWATNA Yumuktepe'de yapılan arkeolojik kazılarda, IX. katmanda Hitit Kralı I.Mursilis'in Kizzuwatna seferinden kalma Hitit silahları bulundu. Bu silahlar Tarsus düzlüğü, Çukurova ve Toroslar'ın bir bölümünü içine alan dağlık bölgedeki yerel Kizzuwatna Krallığı'nın, MÖ 17. yüzyılda Hitit işgaline uğradığını belgelemekteydi. Burası, başkenti Tarsa (Tarsus) olarak bilinen ve anavatanları Yukarı Mezopotamya olan Hurriler'in yaşadığı Ovalık Kilikya idi. J. Garstang, Hattuşaş'dan Suriye'ye giden üç güzergah belirler. Bunlardan Kilikya kapılarından, Hitit döneminde Pitura olarak bilinen Yumuktepe yerleşimi ile Gözlükule önünden geçmekteydi. Hitit Kralı I.Hattusilis, Mezopotamya ve Kilikya'nın coğrafı, ekonomik ve siyasi önemini görmüş, Kuzey Suriye'ye yaptığı seferle Babil yolunu açmıştı. Oğlu I.Mursilis (MÖ 1620-1590) bu yöndeki büyüme politikasını devam ettirerek, çıktığı Babil seferiyle Kizzuwatna topraklarını Hitit konfederasyonuna bağlı bir krallık yaptı. Böylece Hititler, Kilikya ve Hurri kültürleriyle doğrudan temas etmiş ve Mezopotamya'ya ulaşan Kilikya kapılarını aralamış oluyorlardı. Ancak. Hattuşaş'da çıkan sorunlar nedeniyle kralın aniden geri dönmesi ve kuşkulu ölümü ardından, Kizzuwatna Krallığı konfederasyondan ayrıldı. Bu durum, daha sonraki Hitit Kralları Zidanta ve Amnunas ile Kizzuwatna Kralları Pallia ve I.Sanussure arasında yapılan anlaşma metinlerinde belirtilen eşitlik ilkesinden de anlaşılıyor. Eski Hitit Krallığı'nın, gelişme döneminde henüz merkezi otoriteyi sağlayamadığı, cinayetlerle sonuçlanan saray entrikalarının yönetimi nasıl zayıflattığı, o sırada oluşan büyük kıtlığın olumsuz etkileri, Telepinus fermanında dramatik bir biçimde anlatılmaktadır. Bu ise Kilikya ve Kuzey Suriye'de bulunan küçük yerel krallıkların başlarına buyruk davranmalarına veya Alalakh tabletlerinde yazıldığı gibi, Kuzey Suriye'deki güçlü Mitanni Krallığı'nın egemenliğine tabi olmalarına neden oluyordu. Kizzuwatna Krallığı, Mitanni ve Hitit Devleti'nin bölge üzerindeki egemenlik çatışmaları ve çekişmelerinde, ara bölge konumunda bulunması nedeniyle sürekli baskı altında kalmakta, belgelere göre zaman zaman "ihanet" veya "günah" işlemekle de suçlanmaktaydı. Gözlükule kazılarında bulunan ortası hiyeroglifli, etrafı çivi yazılı mühürde, Hitit Kralı Telepinus ile Kizzuwatna Kralı İşputahşu'nun yaptığı ve bir parçası günümüze ulaşan anlaşma metnine göre: Telepinus'un da bağımlıları üzerinde baskı yapmak yerine, iç sorunları nedeniyle pasif bir davranış içinde olduğu anlaşılıyor. B. Umar'ın, Eski Hitit Krallığı'nı "gevşek bir konfederasyon denilmesi bile güç olan krallıklar topluluğu" olarak tanımlaması .gerçeği yansıtmaktadır. Zira, örneklerine çokça rastladığımız gibi, Eski Hitit yönetimi askeri bir seferle kendine bağımlı hale getirdiği bir krallığı, yerel bir soylunun yönetiminde bırakmakta ve köklü olmayan bağlılık hükümleri belirleyerek, geri dönmekteydi. Telepinus'dan sonra 200 yıl kadar karanlık kalan, belgesiz dönemin ardından, Hitit Kralı II. Tuthalya'nın (MÖ 1460-1440) başlattığı yeniden yapılanma ile birlikte, Kizzuwatna Krallığı tekrar Hattuşaş yönetimine bağımlı oldu. Kilikya önemli jeopolitik konumu ve ekonomik kaynaklarının zenginliği nedeniyle Ön Asya Krallıkları'nın paylaşamadığı bir bölge oluyor. II.Hattusilis zamanında, Kizzuwatna Krallığı ile yapılan anlaşmaya göre, tarafların Kuzey Suriye'ye egemen olan Mitanni Krallığı'na karşı dayanışma içinde oldukları anlaşılıyor. III.Tuthalya'nın başarısız yönetimi nedeniyle, Kizzuwatna ve Hitit ana-yurdu; Mitanni, Kaşka ve Arzawa saldırıları karşısında bunalımlı bir döneme girdi. Fırat'ın ötesindeki İşuva kentleri Mitannilerle yandaş olarak ayaklandılar. Kral, bu olaydan çok etkilendi ve adeta panik halinde Kizzuwatna tapınaklarındaki atalarının naaşlarını buradan aldırarak Şamuha'ya getirtti. Federasyon birliğini parçalayan bu saldırılar, ünlü Kral Suppiluliuma'nın iktidara gelmesiyle son bulacak, ardından ayrılıkçı federasyon krallıklarının Hattuşa'ya bağımlılıkları güçlendirilecektir. Suppiluliuma, devletin her alanda restorasyonunu sağlayarak, imparatorluk sürecini başlatan kral olarak tanınır. "Amarna Dönemi" olarak da anılan bu yükseliş sürecinin 50 yılına ait bilgiler,Mısır'da Tel el Amarna köyünde bulunan Akkadça yazılmış 400'e yakın kil tabletten ayrıntıları ile bilinmektedir. Bundan böyle Ön Asya ve Orta Doğu'da güç dengeleri büyük krallıklar olan Mısır, Babil, Mitannive Hitit devletleri arasında belirlenmekteydi. Suppiluliuma'nın öncelikli hedefi, Kilikya bölgesi ve Yukarı Suriye'nin güvenliğiydi. Bu bölgeler büyük krallıkların siyasi ve ekonomik çıkar alanları ve güç kaynaklarıydı. Burada bulunan Kizzuwatna Krallığı, Anadolu içleriyle Orta Doğu arasında ticari ve askeri açıdan jeostratejik öneme sahip "Kilikya Kapıları"na, başta zeytin, üzüm, arpa ve buğday olmak üzere her türlü tarımsal üretim ile hayvancılık yapılabilen yaylalar ve sulak alanlara, özellikle gemi yapımına elverişli ormanlar ile zengin demir ve gümüş yataklarına, büyük orduların kışlayabileceği ılıman iklimi ve lojistik kaynaklara ve gelişmiş bir ekonomiye sahipti. K. Bittel'e göre:"Anayurdu Orta Anadolu olan Hitit Krallığı, doğuda Fırat'a kadar yayılma eğilimi gösterirken, güneyde Seyhan ve Ceyhan akarsuları boyunca Akdeniz'e inmeyi hedeflemişti." Hititleri, güneye inmeye zorlayan ekonomik ve jeopolitik nedenlerin yanısıra, bölgenin çok eskiye dayanan kültürel geçmişi ve jeososyolojik faktörler de etkili olmaktaydı. Bu nedenlerle ileri görüşlü bir kral olan Suppiluliuma, Hurri Kralı Artatama ve Kizzuwatna Kralı II.Şunassure ile anlaşmalar yaparak yandaşlığını pekiştirdi. Kizzuwatnalılara diğer bağımlılardan farklı ayrıcalıklar tanıdı, Hitit protokolünde önemli yerler verdi. Lawazantia gibi kutsal kentlere, din adamları ve değerli hediyeler gönderdi. Ardından en yakın ve ezeli düşmanı Mitanni ülkesine yürüdü. Mitanni Kralı Tusratta'nın Mısır Firavunları III. ve IV. Amenofisler'den istediği yardımlara kayıtsız kalınması, Suppiluliuma'nın başarılı savaş taktikleri sonucu Mitanniler yenik düştüler. Böylece Amqa (Amik) Ovasıgibi önemli bir tarım alanı ile Halpa, Mukiş, Ugarit gibi önemli Suriye kentleri, Hitit egemenlik alanı içine girdiler. Suppiluliuma'nın, bu ülkelerin yönetimine oğullarını Küçük Krallar olarak tayin etmesi ile Hitit Devleti, sınırları Mısır'a kadar uzanan gerçek bir imparatorluğa dönüştü. Hitit ülkesinden demir, bakır, at, atlı savaş arabası ve silah ihraç edilmekte, buna karşılık kereste, kalay ve kumaşlar ithal edilmekteydi. Suppiluliuma'nın oğlu If. Mursilis, tahta çıkar çıkmaz ilk iş olarak, MÖ 1332'de Kizzuwatna Krallığı'nı egemenliği altına aldı. Böylece Hitit İmparatorluğu I.Hattusilis'den beri hedeflediği jeopolitik güce kavuşmuş, bölgenin en güçlü devleti olan Mısır'a karşı Suriye'nin paylaşımını masaya yatırmıştı. Her iki devletin Suriye üzerindeki hak iddiaları ve bölge krallarının zaman zaman baş gösteren ayrılıkçı ve taraflı tutumları oldukça sıkıntılı bir ortam yaratıyordu. Burada özellikle Amurru Krallığı'nın ikiyüzlü ve Mısır yanlısı tutumu ile gelişen olayların ardından, iki güçlü devletin ordusu Kode'de (Kadeş) karşı karşıya geldi (1296). "Adalar üzerindeki kavimler göç etmişlerdi. Bunların ordularından hiçbir ülke kurtulamadı. " Mısır Kralı III.Ramses'in Medinet Habu'daki mezarında, deniz kavimleri ile ilgili yazıtından. Deniz Kavimleri ile gelen büyük toplumsal değişim Apocalypsis'in gökyüzündeki dört süvarisi ile simgelenen ölümcül felaketler, bu defa MÖ 12-11. yüzyıllarda Avrupa yönünden ve tekneler dolusu insanlarla kasırga gibi geldi. Göç dalgaları halinde birbirlerinin önünden kaçışan halk toplulukları, Akdeniz'in her yanına dağıldı. Kimileri 2. Ege göç dalgalarıyla Anadolu'ya, kimileriyse baştan sona ülkeler aşarak doğu yönüne devam ettiler. Bu nedenle Anadolu'da MÖ 11. yüzyıla rastlayan kent katmanları, yangın külleri ve yıkıntı izleriyle doludur. Mısır belgelerinde etnik kökenleri, eylemleri, silahları, giyim ve kuşamlarına kadar bilgi verilen ve deniz kavimleri olarak anılan göç kavimlerinin yarattığı büyük toplumsal kaynaşma sonunda, Ön Asya'nın siyasi ve etnik yapısı beklenmedik bir biçimde değişime uğradı. Bölgenin en güçlü devletlerinden Hitit İmparatorluğu ve Mitanni Devleti yıkıldı. Hitit halkının büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye'ye çekildi. Karanlık çağların ardından MÖ 7. yüzyılda Anadolu'da Frig ve Lidya Krallığı iki büyük güç olarak ortaya çıktı. Houwink'e göre, deniz göçü sırasında efsanevi kahraman Mopos ile özleştirilen Lidyalı Mopsus, güney kıyılarını içine alan güçlü bir krallık kurmuştur. Luwi halk gruplarını birleştiren bu krallığın adı Karatepe metinlerinde de geçmektedir. B. Lansberger'e göre, Güneybatı Anadolu'nun Arzawa bölgesinde yaşayan Luwi kökenli halk toplulukları da Kilikya'ya yerleştiler. Max Semper, Geç Hitit Krallığı'nın Fırtına Tanrısı Tarhun'un Luwi Tanrısı olduğunu ve kült merkezinin de Kizzuwatna'da bulunduğunu belirtir. Ernest Herzfeld, bu nedenle Arzawa'nın Kilikya bölgesinde, Silifke yakınlarındaki Olba kentinin Walma, Elaioussa'nın da Vilusa olarak bilinen Arzawa kentleri olduğunu iddia eder. Yunanistan'ın Epiros bölgesinden, Rodos ve Akdeniz adalarından göç eden ve Strabon'un Soloi (Viranşehir) kentinin kuruluşuna katıldıklarını söylediği Akhalar da Kilikya bölgesine göç eden halk topluluklarından biriydi. L.Zoroğlu, Hotten ve Houwink'i kaynak göstererek; MÖ 2. Bin yılda Kelenderis'in de içinde olduğu tüm Dağlık Kilikya'nın büyük bir olasılıkla Tarhundaşşa Krallığı'nın sınırlarında bulunduğu; hakkında çok az şey bilinen bu krallık halkının Luwiler olduğunu ve bu bölgede Luwi unsurların özellikle kişi ve yer adlarının Roma Çağı içlerine kadar yaşadığı görüşündedir. Üç yanı denizlerle çevrili Anadolu yarımadasına yaklaşık 500 yıl egemen olmasına rağmen, Dağlık Kilikya'dan Kıbrıs'a yaptıkları sefer dışında kara devleti olmaktan öteye gidemeyen Hitit İmparatorluğu, yine karaların içinde eriyip yok olurken, denizci kavimler varlıklarını daha binlerce yıl sürdüreceklerdir. "Hilakkulu birçok adamlar ile kentlerden yağma edilen malları ve bütün hayvanları Ninive'de huzuruma getirdiler." Asur Kralı Sanherib'in günlüğünden. Kilikya'da Asur Egemenliği Göç dalgaları halinde yaşanan toplumsal olayların ardından, Batı ve Orta Anadolu'da Frig, Doğu Anadolu'da Urartu; Mezopotamya, Kuzey Suriye ve Mitanni toprakları üzerinde Asur Krallığı, yeni üç büyükler olarak Ön Asya tarih sahnesine çıktılar. Önceleri Hitit konfederasyonuna bağlı Kizzuwatna ve diğer yerel krallıklar, göç sarsıntıları ve değişen siyasi oluşumların ardından Kue (Que) ve Tabal örneklerinde olduğu gibi dayanışma içindeki kentler konfederasyonu veya bireysel olarak toparlanma sürecine girdiler; ancak bu uzun sürmedi. Bölgenin güçlü devletlerinin egemenlik alanları içinde, zaman zaman yer değiştirdiler, çatışmaların içinde kaldılar. Hatta birbirleriyle de çatıştılar. Bu yeni oluşum sürecinde çoğunluğu Asur Devleti'ne bağımlı olan küçük krallıklar ile Mersin yöresindeki kentlerle ilgili bilgiler, bundan böyle "analet" denilen Asur Kraliyet Günlükleri'ne ait belgelerden izlenebilmektedir. Zira, Hitit Devleti zamanındaki coğrafi yer ve bölge isimleri bu belgelerde Hitit dönemindekilerden farklı olarak, Asur dilindeki adlarıyla anılmaktadırlar. Bölgenin Kilikya olarak bilinen adı Meier'e göre, "Chilakka" olarak Asur yazıtlarında görülür. Antitoroslar'ın başladığı dağlık bölgeye Hilakku, daha güneydeki Dağlık Kilikya'ya kadar devam eden bölgeye Kue, Göksü akarsuyunun batısına Prindu veya Piriddu, Dağlık Kilikya'yı içine alan bölgeye ise Tarhundaşşa deniliyordu. Pirindu bölgesinin ilk kenti Kelenderis olmak üzere, her bölgenin içinde başlıcaları Kırshu (Meydancıkkale) Harrua(Silifke), Sallune veya Selinus (Gazipaşa), İllubru (Namrun), Tarzi (Tarsus), Ura (Hurrua-Uzuncaburç)ve lngirra gibi çok sayıda yerleşim ve kentler bulunmaktaydı. "Dağlarda oturan Hilakku sakinlerini mağlup ve kentlerini tahrip ettim" Asur Kralı Sanherib'in prizmasından. Kilikya'daki Hitit siyasi egemenliğinin sona ermesiyle, birlikte böylesine cazip bir bölgeye Urartu ve Asurlular'ın yönelmeleri kaçınılmazdı. Ardından Kilikya üzerindeki egemenlik girişimleri, Urartu ve Asurlular'ın sürekli çatışmalarına neden oldu. Yöre kralları, İonlar ve Muşkiler, Urartu önderliğinde Asurlular'a karşı koalisyon yaptılarsa da, Asur Kralı III.Salmanassar (MÖ 859-825) önce Urartular'ı buradan uzaklaştırdı. Daha sonra MÖ 839-834 yılları arasında Kilikya'ya dört askeri sefer yaparak bu birliği dağıttı. Hilakku ve Kue'yi ele geçirdi. Kue Kralı Kate'yi tahtından indirerek, yerine Asur yanlısı Kirri'yi (Kate'nin kardeşi) tahta çıkarttı. A.Erzen, Kue'nin önemli kentlerinden biri olan Tarzi'nin (Tarza -Tarsus), bu tarihten itibaren Asur egemenliğini tanıyan veya ona bağımlı bir bölge merkezi olduğunu ve bu durumun Asur Devleti'nin son yıllarına kadar devam ettiğini öne sürer. Gözlükule belgelerinin de doğruladığı bu bağımlılığa rağmen, Kue yöneticileri zaman zaman cezalandırıldılar. Asur Kralı III.Tıglatplaser ve daha sonra II.Sargon'un girişimleri ile Urartular, ardarda yapılan askeri seferlerle adeta ezilerek bölgeden çıkartıldı. Başkentleri Tuşpa (Van) tahrip edildi. Öte yandan Asur yönetiminin saldığı ağır vergiler ve uyguladığı baskı ve zulümlere karşı, dayanışma içinde olan ve zaman zaman başkaldıran Asur yanlısı küçük krallıklar şiddetle uslandırıldı. Herbirinin yönetimine Asur kökenli valiler atandı. Asurlular tüm bu yaptıklarını, gözdağı verircesine pek çok taş kabartmasında tasvir haline getirmişlerdir. Asurlular, Kilikya'daki egemenliğini güçlendirmek için, başta şiddet olmak üzere her türlü çabayı gösterdiler. Hatta Doğu Anadolu ile Kilikya halklarını zaman zaman zorunlu olarak mübadele ettiler Buna rağmen uzaktan yöneten yabancı sömürgeci kimliği nedeniyle, yöre halkıyla Hititler gibi kaynaşamadılar. Ön Asya'da büyük bir imparatorluğa dönüşen Asur Devleti'nin daha sonraki Kralı Sanherib'in (MÖ 704-681 ), Mersin yöresinde kentleşmeye önem verdiği anlaşılıyor. Sanherib'e ait bir günlükte, Kralın Kilikya'da ikinci bir Babil kenti inşa etmek amacıyla Tarsus Çayı (Cydnus) kenarında yeni bir Tarsus kenti kurdurduğu, Gözlükule üzerindeki eski yerleşimi ise yıktırdığı yazılıdır Sanherib her fırsatta ayrılıkçı davranan yöre krallıklarını şiddetle sindirdi. İllubrum (Namrun) Valisi Kirua'nın, Gülek geçidini kapatarak başlattığı ayaklanma başarısız oldu ve Kirua, Ninova'ya götürülerek derisi yüzüldü. Asarhaddon ise Kue Kralı Sanduari'nin başını kestirecek kadar acımasız davrandı. J. N. Coldsteam'in "Kıbrıs ve Doğu Akdeniz'de İlk Yunan Ziyaretçileri" başlıklı çalışmasında görüldüğü gibi, yöreye deniz yoluyla gelen Aiol ve lonlar, Anadolu'nun Batı Akdeniz kıyılarında bazı koloniler kurarak, buradan Karadeniz ve Doğu Akdeniz kıyılarına yöneldilerse de Asur, özellikle Ovalık Kilikya ve Suriye kıyılarında tutunmalarına fırsat vermedi. Buna rağmen başkent Tarzi (Tarsus); Fenikeli, Suriyeli, Kıbrıslı, Rodoslu ve İonyalı denizci tacir kolonların bulunduğu, bir deniz ticaret merkezi olarak kozmopolit yapısını koruyabilmekteydi. M. Riemschneider'in ifadesiyle bu denizci kolonlar, denizi gözden kaybettirecek bir noktaya kadar gitmeden kıyılarda ve sığınaklarda faaliyet göstermekteydiler. Ancak, Asur egemenliğinin MÖ 7. yüzyıl sonlarında bölgeden çekilmesinin ardından, Dağlık Kilikya'da doğu-batı yönünde sıralanan Anemurium, Nagidos, Poseideion, Salon, Myus, Kelenderis, Aphrodisias, Holmi (Holmoi), Sarpedon gibi "Enoikismoi-emporiori" ticaret iskeleleri veya "Apoikiai" denilen yerleşim birimleri kurulabildi. Bu kolonizasyonun kurulabilmesinde İonlar'ın Kilikya yerel krallıkları ile Asurlar'a karşı yaptıkları koalisyonun etkileri de gözardı edilmemeli. Fenikeliler'in deniz ticaret sistemini daha örgütlü bir biçimde uygulayan Yunanlılar; anayurtlarındaki toprak darlığı, artan nüfus ve toplumsal sorunlar nedeniyle deniz ticaretine yöneldiler. Doğunun tarımsal ürünlerini, dokuma ve süs eşyalarını, Ege'nin şarap ve seramiklerini, Trakya'nın buğdayını, Kilikya'nın atlarını ve kerestesini, adaların tuzlanmış balıklarını taşımakta; Lidya'dan öğrendikleri para sistemini ve Trapeza denilen bankacılığı yaygınlaştırarak ticareti kolaylaştırmaktaydılar. Bu nedenle uygun gördükleri her kıyıda bir ticaret iskelesi kurma çabası içinde oldular. MÖ 7. yüzyılda lran'da yeni bir güç olarak ortaya çıkan Medler'in ve lskitler'in baskısı, Asur'un,Mısır içlerine kadar geniş alanda giriştiği savaşlar, Anadolu'ya yönelik Kimmer istilasının Kilikya üzerinden Asur anayurduna yönelmesiyle gücü tükenen devlet, yıprandı ve merkezi otoritesini kaybetti. MÖ612'de Babil ve Medler'in, Ninova'ya girmeleriyle Asur İmparatorluğu da sona erdi. Kilikya bölgesi, Persler'in Anadolu'yu bütünüyle elde ettiği MÖ 6. yüzyılın ortalarına kadar önce Babil Krallığı'nın işgaline, daha sonra da Lidya Krallığı'nın denetimine ve Syennesis hanedanına ait kralların da yönetiminde kaldı. Kilikya yönetiminde yerel bir hanedan SYENNESİSLER Asur ve Babil egemenliklerinin sona ermesi ve ardından ortaya çıkan merkezi otorite boşluğu süreci içinde, Syennesisler denilen yerel bir krallık bölgeyi yönetmeye başladı. Heredot'un övgüyle sözünü ettiği bu hanedan, bölgenin yüzyıllardır özlemini duyduğu özgür, barışçıl ve yerel kaynakları akıllıca değerlendiren kalkınmacı bir süreç başlattı. MÖ 585 yılında İran'da güçlenen Med Hanedanı ile Batı Anadolu'daki Lidya Krallığı arasında, diplomatik arabuluculuk yapabilecek düzeyde saygınlık kazandı. Daha sonraları İran yönetimine egemen olan Persler, Anadolu'nun gelişmiş koloni kentleri ile Lidya Krallığı'nın yarattığı zenginliğin cazibesi ve diplomatik çekişmelerin ardından, doğudan batıya Anadolu'yu geçerek Lidya Krallığı'na dramatik bir biçimde son verdiler. Syennesis Krallığı, bu güçlü kara devletinin ağırlığı altında ezilmemek ve bağımsız kalabilmek için Perslerle yandaş oldu. Ancak Persler'in kısa zamanda Ön Asya'da büyük bir imparatorluk kurmaları ve satraplık denilen yönetim sistemine geçmeleriyle durum değişti. Syennesis Krallığı, MÖ 386'da merkezi Tarzi (Tarsus) olan ve içine Kıbrıs ve Suriye'yi(?) de alan Kilikya (Hlk=Hilik) 6. Satraplığı adı altında başkent Persepolis'e bağlandı. Kilikya sikkelerinde, Syennesis Kralları'nın portreleri ile Tarsus'un koruyucu Tanrısı Sandon (Baal Tarz) veya kutsal betimlemeler yer alır. Karakter olarak doğuyu yansıtmasına ve üzerinde Arami yazılar bulunmasına rağmen, Klasik Yunan tarzında olan bu sikkeler, Syennesisler'in iç yönetimlerinde özerk olduklarını göstermektedir. İran, imparatorluk yönetiminin büyük boyutlu giderleri için Syennesis Krallığı'ndan her yıl 500 talent gümüş ve 360 beyaz at ve asker talep etmekteydi. Öte yandan tarihe İonya Ayaklanması olarak geçen ve ardından başlayan Pers-Yunan Savaşları nedeniyle, Syennesis Kralları, Darius'un bağımlılarından topladığı 650 gemilik büyük donanmaya 100 gemi ve çok sayıda at vererek katılmıştı. Darius'un oğlu Xerxes MÖ 481'de Yunanistan'a yönelik ikinci büyük askeri kampanyaya da çok sayıda gemi ve askerle katıldı. Silifke ve Tarsus limanlarından donanma üssü olarak yararlanıldı. Her türlü gıda kaynaklarına sahip yöreden lojistik destek sağlandı. Bu ağır maliyetli zorunlu katılımlara rağmen, tarihi kaynak ve belgeler Kilikya Krallığı'nın, Persler'in egemenliği süresince gelişmesini sürdüren varlıklı bir ülke olduğunu gösteriyor. Heredot Yunan Savaşları'na katılan Kilikyalı askerler için:"Başlarında kendi yörelerine ait miğferler vardı. Kalkan yerine ham deriden yapılmış siperler taşıyorlardı. Üzerlerine yünden yapılmış gocuklar giymişlerdi. Her biri iki mızrak ve Mısırlılar'ın palalarına benzeyen bir kılıç ile silahlanmıştı. Kilikyalılar'ın denizcilik bilgisini de öven ünlü tarihçi, Salamis Deniz Savaşı'na katılan filo komutanları arasında Synennesis'den övgü ile sözederek, kahramanca savaşarak ölmüştür" diye yazar. Pers İmparatoru II. Artakserkses'e başkaldıran kardeşi Sardes Satrapı Kyros'un, Batı Anadolu'dan toparladığı askerlerle İran'a yaptığı yürüyüşe katılan Yunanlı maceracı yazar ve asker Xenophon'un günlüğünde, Synessesis Krallığı ile ilgili bilgiler edinebiliyoruz. Xenophon, Kyros'un askerleri ile Gülek boğazından geçerek Tarsus Ovasına yöneldiğinde gördüklerini şöyle yazar: "Uçsuz bucaksız, görkemli, suyu bol, her çeşit ağaç ve bağlarla örtülü, susam, hintdarısı, darı, has buğday, arpa bakımından bereketli bir ovaya indi. Ova heryönden yüksek sıradağlarla çevriliydi; dağlar, iki ucu kesintisiz bir sur oluşturuyordu. Dağlardan inen Kyros, bu ovada ilerledi. Dört günde 25 fersenk aşarak Kilikya'da Tarsus'a ulaştı. Kilikya Kralı Syennesis'in sarayı bu zengin ve büyük kentte idi. Kenti 200 ayak genişliğinde olan Cydnos Irmağı ortasından ikiye böler. Halk kenti boşaltıp Syennesisle dağlardaki bir kaleye sığınmıştı. Yalnız tacirlerle, kıyılarda Soloi ve Issos'da oturanlar kalmıştı". Kyros, maceralı doğu seferi sırasında Tarsus'da yaşayan savaşta öldü. Bu badireden kurtulduğunu sanan Kilikya Kralı ise, asi Kyros'un Kilikya kapılarından girmesine engel olmadığı, ona gösterdiği ilgi ve yardımlardan dolayı, Pers yönetimi tarafından cezalandırıldı. Tacı ve tahtı elinden alınarak, özerk Kilikya Krallığı da tam bağımlı olarak Persepolis'e bağlandı. Böylece MÖ 401'den itibaren Syennesis Hanedanı ve Kilikya Krallığı sona ermiş oldu. Bundan sonra darbedilen Kilikya sikkelerinde sadece merkezden atanan; Tiribazes, Pharnabazez, Datames, Mazaies gibi Pers Satrapları'nın resimleri görülmektedir. Hellenistik Dönemde Kilikya Makedonya dağlarından Tarsus ovasına inen generaller Persler, ticaretle zenginleşen kıyı kolonilerinin faaliyetlerini serbest bıraktılarsa da, Ege denizinin karşı kıyısındaki Yunanistan'ın ekonomik ağırlık merkezi olan Batı Anadolu ile bağları kesilmiş, buradaki kolonileri Persler'e karşı ayaklanmaları yönünde desteklemişti. Tarihe İonya Ayaklanması olarak geçen bu olay çok kanlı oldu. Anadolu'da birçok bayındır kent tahrip edildi. Ardından uzun yıllar süren Pers ve Yunan savaşları, antik dünyanın toplumsal yapısını büyük ölçüde yıprattı. Ancak, Pers işgali ile tarihte ilk defa doğu ile batı kaynaşmış, Kral yolu ana arteri, bağlı güzergahları ve limanlarıyla ticaret ve ekonomi alanında gelişmeler sağlanmıştı. Makedonya'dan inerek, dağılmış Yunanistan'ın birliğini sağlayan Philip ailesinin, 20 yaşındaki genç Kralı Alexander'in (İskender), gözü Ege denizinin doğu sahillerinde idi. Yunanistan'ı fena hırpalayan Pers İmparatorluğu merkezi yönetiminin yozlaşmasına rağmen, hala boğazlara ve Anadolu'ya egemendi. MÖ 334'de sayısı az, iyi eğitilmiş ordusuyla Truva'ya çıkan Alexander, Pers işgaline karşı başlattığı hızlı ve hırslı askeri kampanya ile Biga çayı başarısı ardından; Göynük, Sart, Gordiyon, derken Toros dağlarına tırmanarak, Kilikya kapılarının en ünlüsü olan Gülek boğazına geldi. Alexander'in tarihçisi Ariannos'un ayrıntılarıyla anlattığı doğu seferi, daha sonra özetle şöyle gelişir. Alexander, geçidi tutan Pers garnizonlarını ustaca taktiklerle püskürterek, Tarsus düzlüğüne indi. Kilikya Satrabı Arsames, bu beklenmedik durum karşısında Alexander'e gönderdiği elçiyle, Tarsus kentini teslim edeceğini bildirdi, oysa gerçek niyeti kenti yakarak geri çekilmekti. Ancak, durumu öğrenen Alexander, hafif donanımlı süvarilerini hızla Tarsus'a göndererek kenti harap olmaktan kurtardı. Arsames ise kenti terketmek zorunda kaldı. Alexander, Tarsus'a geldiğinde halktan, gemici ve tacir kolonlardan büyük sevgi gördü. Eski çağ dünyasının önemli bir liman ve ticaret merkezi olan Tarsus kenti özgürlüğüne kavuşmuş, yıkımdan kurtulmuştu. Antik Tarihçiler Alexander'in Tarsus'a geldiğinde, yorgun ve hasta olduğunu veya teri kurumadan Tarsus şelalesinin soğuk suyunda yıkanması ile hastalandığını, bu nedenle yüksek ateş ve devamlı uykusuzluktan şikayetçi olduğunu yazarlar. Genç kral sağlığına kavuştuğunda, öncelikle Persler'le işbirliği içinde olan Soloi (Viranşehir) kentine girer, suçluları cezalandırır, korkudan dağlara çekilmiş bir kısım halkı geri dönmeye ikna eder ve kente 200 talent para cezası yükler (İsos başarısından sonra bu cezayı kaldırmıştır). Sağlığına kavuşması nedeniyle Soloi Asklepion'unda kurban kestirir. Meşale koşusu,spor, müzik gösterileri ve şenlikler düzenleyerek askerlerine ve halka moral verir. Kentte halk egemenliğine dayanan demokratik bir yönetim bırakarak, limanda toplanan donanmasını, İran seferi için denetledikten sonra Tarsus'a döner. Tüm çabalarına rağmen Alexander'in doğuya ilerlemesini engelleyemeyen III.Darius, daha büyük bir orduyla Kilikya'ya yöneldi. Pers ordularının Amanos dağları üzerindeki geçitlerden ovaya girdiğini haber alan Alexander, Harpalos'u Tarsus'da Vali olarak bırakarak hızla doğuya hareket etti. Suriye'ye açılan geçitleri tutmak istediyse de geç kaldı. İki ordu birbirlerini görmeden aksi yönde hareket ettiklerinden MÖ 333'de lssos (Dörtyol yakınlarında Deliçay kıyısında) karşılaştıklarında; III.Darius kuzeyden,Alexander güneyden gelmekteydi. Pek çok edebiyat ve plastik sanat yapıtına konu olan bu ünlü savaş aynı gün içinde Pers yenilgisiyle sona erdi. Çok sayıda Pers komutanı ve Kilikya Satrapı Arsames öldü. III.Darius, karısı, çocukları ve savaş alanındaki küçük bir saray niteliğindeki ordugahını ve askerlerini bırakarak İran'a kaçtı. İssos Savaşı'ndan sonra Kilikya, Alexander'in egemenlik alanına girdi ve MÖ 323'deki ölümüne kadar adına basılı sikkelerinden tanınan Satrap Balokros'un yönetiminde, Alexander imparatorluğu'na bağlı kaldı. Alexander fethettiği her ülkenin ufuklarına yönelerek durmaksızın doğuya doğru ilerledi. Hindistan sınırlarındaki İndus akarsuyu kıyılarında durarak ardına baktığında, dünyanın en kısa zamanda ortaya çıkan en büyük imparatorluğuna sahip olduğunu gördü. Dünya tarihinde yaşanmamış böylesine büyük boyutlu olayın başarının nedenleri aranırsa, "hoşgörü" sözü yeterli olmalıdır. Zira, Alexander doğu ile batı dünyasını kültürel ve ekonomik alanda kaynaştırmayı hedeflemiş ve bu yönde önemli adımlar atmış; "Büyük" sanı da bu makro projelerinden kaynaklanmıştır. "Alexander'in komutanlığından Asay İmparatorluğuna" Seleukhos Hanedanı Yönetiminde Kilikya Alexander İmparatorluğu kısa sürede kurulmuş, parçalanması da kısa sürede olmuştu. İmparatorun ölümü ardından, komutanların Anadolu ve çevresindeki ülkelerde yaptıkları paylaşım sonucunda Makedonia, Ptolemaios, Seleukhos, Thrakia gibi büyük krallıklar ortaya çıktı. "Diadokhoslar" denilen bu kral komutanlar, yaklaşık 200 yıl boyunca, farklı uluslardan oluşan bu yabancı ülkelerde sürekli toprak ve egemenlik çatışması içinde oldular. Bu dönemde kesintisiz olarak değişen sınırları, savaşlar ile ele geçen ülkeleri, çok sayıdaki kral ve prensin iktidar ve güç elde etme uğruna verdikleri amansız mücadeleleri ve siyasi olayların karmaşıklığını belirli bir kronoloji içinde izlemek hayli güçtür. Böylesine karmaşık bir ortam,Ön Asya ve Balkanlar'ın batı ucundaki Roma Devleti'ni, istese de istemese de zaman içinde doğuya yöneltecektir. Romalı İmparator ve generaller, kendilerini, ordu ve donanmaları ile birlikte Anadolu'nun bu karmaşık ortamının içinde bulacaklardır. Kararları ise en güçlü ve en büyük olarak kendi çıkarlarına,"böl ve yönet" ilkesine bağlı olacaktır. Herşeye rağmen, bu dönemde kültür, sanat ve ekonomi, yüksek düzeylere ulaşmış; klasik sanat,Anadolu'ya özgü bir sentezle yorumlanarak, mimarlıktan güzel sanatlara kadar her alanda pek çok şaheserler yaratmıştır. Bunun ana kaynağı ise Anadolu ve Ön Asya'da binlerce yılda oluşan güçlü kültürler ve zengin doğal yapıdır. Alexander'in ölümünden az önce Kilikya Satraplığı'na atanan Philotas, imparatorun ölümünden sonra da bu görevinde kalmıştı. İmparatorluğun parçalanmasından sonra Antigonos ve oğlu Demetrios Anadolu'ya; Seleukhos Babil, Mezopotamya ve İran'ın doğu bölgelerine, Ptolemaios ise Mısır ve Suriye'ye sahip oldular. Alexander'in Makedonyalı komutanlarından Babil Satrabı Seleukhos Nicator, rakibi Antigonos'u yenmesinin ardından kendisini Suriye Kralı ilan etti ve kendi adını taşıyan Seleukhos Krallığı'nı kurdu. Ardından batı yönünde Anadolu topraklarında genişlemek amacıyla, başkentini Babil'den,babası Antiokhos'un anısına Antioch (Antakya) adını verdiği kente nakletti. Seleukhos daha batıya yönelerek Kilikya'nın önemli kentlerinden ve kendi adını taşıyan 9 kentten biri olan Seleucia on Calycadnus'u (Göksu kenarındaki Silifke) kurdu, Strobon'a göre buraya kıyıda bulunan Holmi (Taşucu) halkını yerleştirdi. Kısa süre içinde gelişen Seleucia, anıtsal yapılarıyla bayındır ve yüksek düzeyli bir yaşam seviyesine ulaştı. Seleukhos'dan sonra tahta çıkan oğlu l.Antiochos Soter'in başarısız yönetimi bağımlı krallıkları ayaklandırdı. Çıkan iç karışıklıkları fırsat bilen Mısır Kralı II.Ptolemaios güçlü donanması ile MÖ 246'da Kilikya'yı işgal etti. Bölge ancak II.Antiochos zamanında geri alınabildi. Seleukhos Devleti'nin en güçlü kralı III.Antiochos döneminde yeniden kalkınan krallık, sınırlarını doğuda Hindistan'a kadar genişleterek büyük bir imparatorluğa dönüştü. Ön Asya'nın en verimli topraklarına sahip olan krallık, bağımlı pek çok ülkeden toplanan vergilerle büyük gelir elde etmekteydi. Düzenli para sistemi kuruldu. Köle emeğine dayanan büyük tarım alanları, gemi inşası için elverişli sedir ormanları, zengin maden yatakları, çok sayıda liman, deniz ve kara ticaretine hizmet eden ekonomik altyapılardan oluşan devasa sistemden elde edilen büyük gelirler; devleti, kent aristokrasisini ve tacirleri olağanüstü zenginleştirdi. Romalılar'ın da örnek aldığı, doğu geleneklerini ve görkemini yansıtan saraylar büyük debdebe içindeydi. Hazine ve kent gelişmesine yansıyan parasal kaynaklar, bayındırlık faaliyetleri ile bu sistemi koruyan ordu ve donanmaya harcanmaktaydı. (Ordu, Makedonyalı Phalankslar, filler, tırpanlı savaş arabaları ve ağır donanımı ile vurucu güce sahipti.) Doğu Akdeniz'in birçok kenti,kültür, sanat ve kentleşme de İskenderiye ile yarışır hale gelmişti. Tarihi kaynaklar incelendiğinde Seleukhoslar'ın zenginliğinin şaşırtıcı boyutlarda olduğu görülür. Yörede bunun en çarpıcı örneği, 1995 yılında Tarsus Cumhuriyet Meydanı'nda ortaya çıkarılan antik caddedir. Seleukhoslar MÖ 2. yüzyılda Tarsus kentini yeniden imar etmek üzere proje hazırladılar. Ayrıntıları Tarsus ilçesi bölümünde yeralan bazalt kaplamalı, mühendislik harikası olan yol, bu proje kapsamında yapılmıştı. Hellenistik ve doğu kültürlerinin sentezi olan bu olağanüstü zenginlik ve güç, Alexander ekolünden gelen ve aşırı güven duygusuna sahip III.Antiochos'u büyük bir imparatorluk kurma arzusuyla batıya yöneltti. III.Antiochos'un bu cüretkâr girişimi kendisinin ve krallığının sonu olacak, bölge neredeyse bir devlet düzeyinde örgütlenmiş korsanların, daha sonra da doğrudan Roma İmparatorluğu'nun eline geçecektir. Kral, MÖ 197'de donanmasıyla Kilikya kıyılarından batı yönünde denize açıldı. Yolu üzerindeki Soloi ve Corycos kentlerinin önderlerinden saygı gördü. Coraceasium (Alanya) ve daha sonra Side'ye geldiğinde kendisini karşılayan Bergama yanlısı Rodos elçileri, kralı bu girişiminden vazgeçirmek istedilerse de başarılı olamadılar. Kral, yoluna devam ederek Efes kentine girdi ve MÖ 197-196 kışını orada geçirdi. Burada Roma'nın ezeli düşmanı Hannibal ile biraraya gelmesi ve daha ileri giderek, Yunanistan'a çıkması onu Roma orduları ile karşı karşıya getirdi. Thermopylai yakınlarındaki ilk yenilgisinden sonra, geri çekilen ve savunmaya geçen III.Antiochos, daha sonra ardarda yeni saldırılar düzenledi. Tüm bu gelişmeler karşısında Roma senatosu III.Antiochos'u durdurmak için Batı Anadolu'ya askeri müdahale kararı aldı. MÖ 190 yılında Magnesia (Manisa) yakınlarında Romalılarla yapılan savaşta büyük bir yenilgiye uğran III.Antiochos, Batı Anadolu'dan geri çekilmek zorunda bırakıldı. MÖ 188'de yapılan Apameia (Dinar) Anlaşması'nın ağır şartlarını kabul eden krallık, askerlerini bundan böyle Toros Dağları'nın ötesine gönderemeyeceği gibi, gemilerini de Seleucia (Silifke) yakınındaki Calycadnos (Göksu) akarsuyunun ağzı ile Sarpedon (İncekum) burnundan daha batıya geçiremeyecekti. Artık Seleukhos Devleti'nin büyüklük dönemi sona ermiş, Roma'nın denetiminde giderek küçük bir krallık durumuna düşmüştü. Başta Armenia Satrapı olmak üzere, Arsak, Sasani gibi yakın çevresindeki krallıklar ayaklanarak devleti yıprattılar. Uzun yıllardan beri sürüp giden savaşlar ülke ekonomisini ve maliyesini çökertmiş, kaynak arayan yönetim zengin tapınaklara ve varlıklı insanların mallarına eI koymak zorunda kalmıştı. Hanedanın daha sonra gelen kralları da bu gidişatı değiştiremediler. Kırsaldan kentlere çekilen sermaye köylüleri yoksullaştırdı. Kır ile kentliler, hatta hanedan üyeleri bile kendi aralarında çatışmaya başladılar. Başta Museviler olmak üzere, büyük tacirler iç bölgelerden Akdeniz kıyı kentlerine göç ettiler. MÖ 164'de Antiochos Epiphanes'in ölümünden sonra Krallığın Ovalık Kilikya'da etkinliği kalmadı. Öyle ki, VII.Antiochos Euergetes (MÖ 142-139) Tarsus ve Silifke yöresine de sıçrayan iç kargaşayı önleyemeyince kral, çareyi Aspendos'a kaçmakta buldu. Merkezi otoritenin dağılması ile Isauria ve Dağlık Kilikya'da "Korsan" denilen denetimsiz güçler ortaya çıkmaya başladı. Bazı kaynaklar, bunları ülke yönetiminde çaresiz kalan VII.Antiochos'un özellikle teşvik ettiğini yazarlar. Strabon ise korsanlığın, ilk olarak Corakesion'da (Alanya) Trypon veya Diodotos olarak adlandırılan bir korsan reisinin Seleukhoslar'a başkaldırmasıyla giderek yaygınlaştığını; bunları, Seleukhoslar'a düşman olan Mısır, Kıbrıs ve Rodoslular'ın desteklediğini yazar. Daha sonra gelen kralların çabaları ile yarım yüzyıl daha varlığını devam ettiren krallığin yoksullaşan ve bunalan halkı, son çare olarak Armenia Kralı III.Tigran'a başvurarak ülkelerinin yönetimini ele almasını istedi. MÖ 83'de Armenia Başkomutanı Megadates, Seleukhos ülkesini istila etti, hanedan prenslerini tutukladı. Ovalık Kilikya'ya kaçan Seleukhos Kralı Phillopos'u burada öldürterek, Soloi kentini tahrip etti ve halkını doğuda Tigranokerta'ya sürdü. Pontos Kralı VI. Mithridates ve Armenia Kralı Tigran'a karşı yürüttüğü askeri kampanya nedeniyle bu çözülme ve işgale karşı olan Roma, General Lucullus eliyle Seleukhos Krallığı'nı yeniden canlandırdı. Ancak kısa bir süre sonra Romalı Komutan Pompeius, politik ve kişisel nedenlerle bunu engelledi. Seleukhos toprakları üzerinde Tarkondimotos, Polemon ve Arkhelaos'un yönettiği küçük krallıklar, Olba devletçiği ile Elaiussia'dan Lykonia'ya kadar olan bölge İotapa ve Antiochos'un yönetiminde birsüre daha varlıklarını sürdürdüler. Seleukhos toprakları üzerinde ortaya çıkan Samosata (Samsat) başkentli Kommagene Krallığı ise yüz yılı aşkın bir süre devam etti. A.Erzen, Seleukhos Kralları'nın, Tarsus'a Persler'den daha fazla önem verdikleri ve denetim altında bulundurduklarını belirterek, IV Antiochos'tan daha önce veya onun döneminde Tarsus'un Antiocheia olarak anıldığını, Tarsus adının MÖ 1 . yüzyıl ortalarındaki sikkeler üzerinde tekrar görülmesiyle, ilk kez IX.Antiochos Philopathor döneminde yeniden ortaya çıktığını yazmaktadır. Bu değişiklikle kentinözerkliğini elde ettiği anlaşılıyor. Sikkelerde daha önceki dönemlerde olduğu gibi Sandon betimlemesi yeralmaktadır. Sandon, ilginç bir biçimde Roma İmparatoru Augustos'un Filozof hocası Tarsuslu Athenedoros'un babasının da adıdır. L. Zoroğlu, Tarsus Cumhuriyet Alanı ve Gözlükule Hellenistik katmanlarında yapılan arkeolojik çalışmalar sonunda elde edilen buluntulara bakarak, bu dönem kültür ve sanat yaşamının yüksek düzeyde olduğunu belirtir. Akdenizde oluşan siyasi konjonktürün etkisiyle; Roma'nın, batıdan doğuya Akdeniz'i elde etme girişiminin Yunanistan'dan sonraki ayağı Batı Anadolu idi. MÖ 133 yılında Batı Anadolu'nun büyük bir bölümünü elinde bulunduran Bergama Krallığı'nı veraset yoluyla devraldı ve burayı Asya Eyaleti adı altında Roma'ya bağladı. D.Magie'ye göre; Batı Anadolu'yu İç Anadolu'ya bağlayan bölge, ekonomik önemi olmadığı için önceleri Asya Eyaleti'ne katılmadı. Roma, ilk aşamada gelişmenin gücünü artırmak amacıyla; bu bölgede sosyal, ekonomik, askeri, bayındırlık ve kentleşme alanlarında Hellenistik altyapıyı büyük ölçüde genişletmeye başladı. Hellenistik dönemde, Batı Anadolu'nun yönetim merkezi durumunda olan Bergama yerine, Efes ön plana çıkarıldı. Daha önceki dönemlerde bölgeye denetimsiz gelen göç gruplarının akışı durduruldu. Bunun yerine çoğunluğu Güney İtalyan halkı ve çeşitli meslek gruplarından Romalılar, Batı Anadolu'ya gelerek koloniler kurmaya başladılar. Tüccarlar, bankerler, sarraflar başta Efes olmak üzere büyük kentlere yerleşirken; imparator ve soylulara büyük topraklar tahsis edildi; emekli askerler için büyük çiftlikler kuruldu. Toprak sahibi Romalılar'ın köle çalıştırdıkları çok sayıda köyler kurulmaktaydı. "Romalılar yakınlarındaki daha acil sorunlarla uğraşmaktan, uzaktakilere bakmaya vakit bulamıyorlardı. " Strabon, "Geographika-Anadolu, 13. Kitap" Roma'nın Batı Anadolu'da başlattığı yeniden yapılanmalar, Kilikya bölgesi için önemlidir. Zira, Romalılar'ın Küçük Asya dedikleri Anadolu yarımadasının giriş çıkış merkezi olarak Efes'i belirlemeleri ve buraya yatırım yapmalarıyla, siyasi ve ekonomik ilgi alanı Ege denizine yönelmiştir. Bundan olumsuz etkilenen Doğu Akdeniz'deki Hellenistik Krallıklar'ın, siyasi, kültür veya ticaret merkezlerinin gelişmesi ise ancak I. yüzyıl ortalarından itibaren başlatılabilmiştir. Roma'nın ansızın gerçekleştirdiği Bergama Krallığı'nın işgaline ilk tepki, bu krallığın varisi olan Aristonik'den geldiyse de sonuç değişmedi. Roma daha da ileri giderek, MÖ 123'de Pamphilya ve Dağlık Kilikya'yı da Küçük Asya Eyaletine bağladı. Ancak Kapadokya, Frigya ve Galatya üzerinde Pontus, Bithinya ve Armenia Krallıkları'nın hak iddiaları ve ardından buraları MÖ 92'de işgal etmeleri, yaklaşık 50 yıl sürecek kanlı paylaşım savaşlarıyla, Anadolu'nun her köşesi tam bir kaosa dönüşecektir. Savaştan başka hiçbir şeyin gündemde olmadığı bu dönem sonunda; Roma, Anadolu'nun ve tüm Akdeniz'in tek patronu olacaktır. Önceleri Hellenistik Krallıklar'ın kendi aralarında veya Roma yönetimi ile olan sorunları için uslandırma seferleri düzenleyen Roma, buralardan gelen tepki ve direnişi kırmak bahanesiyle giderek tüm bu krallıkları da elde etmeye başladı. Anadolu'da Roma emperyalizmine karşı "Milli Direniş" diyebileceğimiz hareketin öncüsü, "Büyük"sanlı Pontus (Karadeniz) Kralı VI.Mithridates Eupatoria olmuştur. İskenderiyeli tarihçi Appianos'un Roma İmaparatorluğu'nun üçüncü tarihini yazdığı 24 kitabından 12'si, bu efsanevi kraldan sözeder. MÖ 88'de Romalılar'a karşı başlattığı ve tarihe "Mithridates Savaşları" olarak geçen uzun soluklu ve ilginç savaşlarda, Roma'dan gönderilen ünlü generaller Sulla, Amiral Triarius, Lucullus'un ardarda yenilmeleri; Mithridates'in Anadolu'nun büyük bir bölümünü elde ederek, ardından Roma toprakları olan Batı Anadolu ve Yunanistan'ı işgal etmesi, Efes'de Latince konuşan onbinlerce kişiyi katletmesi ile Anadolu'daki Roma varlığı bir süre için son buldu. Vl.Mithridates, komutanlarını Kilikya bölgesine göndererek burada önemsiz olan Roma varlığını da denetim altına aldırdı. Pontus Kralı. acımasız da olsa elde ettiği başarılarla Anadolu'nun birçok bölgesinde büyük bir kurtarıcı olarak karşılandı. VI.Mithridates'in bu beklenmedik azimli direnişi, Romalılar'ı Anadolu'dan çıkarması, Latin dünyasında büyük bir şaşkınlık ve paniğe yolaçtı. "Oraya git, gemini boşalt, her şey satılır. " (Srabon'un Kilikya Korsanları ile ilgili yazısından, Geographika, l4.Kitap) Roma'nın çözümünde büyük sıkıntıya düştüğü diğer bir açmazı da, Seleukhos İmparatorluğu'nun dağılma döneminde Doğu Akdeniz'de otorite boşluğundan oluşan korsan filolarıydı. Toros dağlarının iç bölgesindeki Isauria'da barınan Likya, Pamfilya ve Kilikya bölgelerinde faaliyet gösteren korsanlar, sadece ganimet için değil, aynı zamanda tutsak ticareti de yapmaktaydılar. Çok sayıda sığınaklara ve korunaklı kalelere sahip olarak tüm bu bölgeleri denetimleri altına almışlardı. Strabon, Zeniketos adlı korsan reisi ve bir kaleden sözederek. korsanların en kârlı işi tutsaklarını köle olarak satmalarıydı. Bunun için en iyi pazarın, Yunanistan'da günde 10.000 tutsağın alınıp satıldığı Delos kenti olduğunu yazar. Roma, Doğu Akdeniz ve İtalya arasındaki deniz ticaret yollarının güvenliği için MÖ 78-75 yılları arasında Kilikya Prokonsülü Servilius Vatia'yı gönderdiyse de onun bütün çabalarına, başarısı nedeniyle aldığı "lsauria" sanına rağmen istenilen sonuç alınamadı. VI.Mithridates'in desteklediği korsanlar, yeniden faaliyete geçerek bu defa Roma'yı hedef'
'COĞRAFİ KONUMU TARİHÇE Yumuktepe ve Gözlükule Kilikya Kapılarını Elinde Bulunduran Krallik Kizzuwatna Kilikya'da Asur Egemenliği Kilikya Yönetiminde Yerel Bir Hanedah Syennesisler Helenistik Dönemde Kilikya Seleukhos Hanedanı Yönetiminde Kilikya Kilikyayı Batı Akdeniz ile Bütünleştiren İmparatorluk Roma Doğu Akdeniz Ekonomisi ile Varolan İmparatorluk Bizans Kilikya'da Müslüman Araplar İçel Yöresinde Türk Dönemleri Anadolu Selçukluları Dönemi Karamanoğulları ve Ramazanoğulları Beylikleri Osmanlı İmparatorluğu Dönemi İçel'in İngiliz ve Fransızlar Tarafından İşgali ve Ulusal Bağımsızlık Savaşı Atatürk'ün Mersin Ziyareti Atatürk'ün Tarsus Ziyareti İLÇELER Mersin Merkeze bağlı Akdeniz Mersin Merkeze bağlı Mezitli Mersin Merkeze bağlı Toroslar Mersin Merkeze bağlı Akdeniz Tarsus Silifke Erdemli Aydıncık Bozyazı Anamur Mut Gülnar Çamlıyayla EKONOMİK SEKTÖREL - SOSYAL KÜLTÜREL KURUM ve KURULUŞLAR Sanayi Mersin Limanı Mersin Tarsus Organize Sanayi Bölgesi Mersin Serbest Bölgesi Tarım Orman ve Ormancılık Ticaret Ulaşım Enerji Yeraltı Kaynakları Turizm Mersin Üniversitesi Sağlık Kültür'
'Mersin Kent Kartınızı aldınız mı?'

33 MERSİN

19 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Gözne

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Biraz çocuk olup eğlenelim...'

Tatil 2015 1.Bölüm

14 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

30 Şehir 30 İsim

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mersin Haziran 2015

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mersin Mayıs 2015

11 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mersin Pozcu Sahil

2 gönderi3 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Aşka Sevdalanma Can verme sakın aşka aşk afeti candır Aşk afeti can olduğu meşhuru cihandır Sakın isteme sevdayı gam aşkta her an Kim istedi sevdayı gamlı aşk ziyandır Her ebrulu güzel elinde bir hançeri honriz Her zülfü siyah yanında bir zehirli yılandır Yahşi görünür yüzleri güzellerin emma Yahşi nazar ettikte sevdaları yamandır Aşk içre azap olduğu bilirem kim Yadetme güzel gözlülerin merdümi çeşmin Merdüm deyip aldanma kim içtikleri kandır Gel derse Fuzuli ki güzellerde vefa var Aldanmaki şair sözü elbette yalandır… #Fuzuli'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Kayı

1 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Anamur Yolları

3 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Şehrin Sessiz Geri Dönüşümcüleri

41 gönderi3 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Adana

4 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Yeğenlerle 2015

8 gönderi6 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Teiaş Mersin

10 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Arkadaşlarla

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mersin 2014

24 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Atatürk

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Ön hazırlıklar tamam pencere kapı değişimi yapılacak...'

İnşaat İşleri

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Gabak dadı verdiğinde gündeme dair ne varsa aklınızdan silip atın ve sakin kafayla düşünün. Gündem kimin işine yarıyor. Doğrusu ne yanlış olan ne? #Gündem'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Gündem

7 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Akvaryum Balık

5 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Baba candır...'
'Yeğenlerle Özçekim yapalım dedik...'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Bozyazı’da Eylül 2014 – 1

10 gönderi2 kişi katkıda bulundu
Yasin Büyük'ün fotoğrafı.
Yasin Büyük'ün fotoğrafı.
Yasin Büyük'ün fotoğrafı.
Yasin Büyük'ün fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

MEKANİK YUSUFÇUKLA SEMADAN MANZARALAR

5 gönderi2 kişi katkıda bulundu
'Bir lokma ekmek için... Bodrum > Mazı 30 Eylül 2014 Iso 100 * f/4 * 1/200 sn * 113 mm Foto: Sonad Pelit'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Bugün dünya gıda günü israf etmeyelim...'

İsraf Etme

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Ellerine sağlık hatuncuğumun'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Gelde Sevme

11 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Akbelen Tm'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

MERSİN’DE

27 gönderi3 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
Bahadırhan Karakoç'un fotoğrafı.

Toslaklar Koyu

3 gönderi3 kişi katkıda bulundu
'Necla Turgay Karıcığımla pazar keyfisi www.instagram.com/goznurubutik #GöznuruButik @goznurubutik'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Biz Bize yeğenim annesi ve aşkım'
'Bismillahi'r-rahmani'r-rahîm'

Swarm Photos

35 fotoğraf
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Anamur

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Yayla Yolları

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Çöpsüz Kent

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Arpa’nın Bükü

3 gönderi3 kişi katkıda bulundu
'Allah cümlemizi günahlarından berata erenlerden eylesin...'
'Çay zamanı'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Foursquare Photos

22 fotoğraf
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

BALKON BİTKİLERİ

4 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Mersin Gar'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Tarsus

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Babalar Günü

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Kaplumbağa Nagi

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Mersin Lunapark

1 gönderi
Mehmet Odabaşı'nın fotoğrafı.
Mehmet Odabaşı'nın fotoğrafı.
Mehmet Odabaşı'nın fotoğrafı.
Mehmet Odabaşı'nın fotoğrafı.
'Fotoğraf : Baki DÖKME Bilgileri kendi ağzından şöyle ; Bir zamanların lise öğrencileri . Bizler Silifke Lisesi'nin ilk öğrencileriydik. Ortada iki hocamız var. Kısa boylu olan hocamız Süha Ersöz'dü. Ortaokulda kimya hocasıydı. Enver Metin Ankara Fen Lisesi'ne gidince, Süha hoca 6 Fen B'nin matematik dersine girmişti. Çözülmüş cebir problemlerini bile anlatırken zorlanırdı. Kendisi de bunun farkınfaydı ve zaman zaman söylerdi. Bu yüzden lise sonda 3 yılım kaybolmuştu. Diğer hocamız, görüldüğü gibi Milli Güvenlik dersimizin hocasıydı. Askerlik şubesinden gelirdi. En sağdaki hocamız ise beden eğitimi öğretmenimiz Kemal Taşkıran idi. Buradaki öğrencilerden tanıdığınız olabilir. Kim bilir; belki de bazılarınızın çok yakınıdır.'

Eski Silifke Fotoğrafları

2 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Doğum günü çocuğu ben...'
'Çekme İsmail abi'

Doğum Günü

1 gönderi3 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

AİLE RESİMLERİMİZ

2 gönderi3 kişi katkıda bulundu
'#N11052014'
'#N11052014'
'#N11052014'
'#N11052014'
'Anneler ve Kızları'

Anneler Günü

3 gönderi3 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Bir Muz Hikayesi

1 gönderi
'5. Bir insan ölünce üç kişi hariç herkesin ameli kesilir: Sadaka-i cariye bırakan, veya istifade edilen bir ilim bırakan veya kendine dua edecek salih evlat bırakan.'
'4. Bir genç, ihtiyar bir kimseye yaşı sebebiyle ikramda bulunursa, Allah yaşlılığında ona ikram edecek kimseleri mutlaka takdir eder.'
'3. Bağışını geri alan kimsenin durumu şu köpeğin durumu gibidir: Yalını yer, iyice doyunca kusar. Sonra kusmuğuna tekrar dönüp onu yer.'
'2. Allah’ın rızası, anne ve babanın rızasındadır. Allah’ın öfkesi de anne babanın öfkesindedir.'
'1. Allah sizin ne dış görünüşünüze ne de mallarınıza bakar. Ama o sizin kalplerinize ve işlerinize bakar.'

40 Gül 40 Hadis

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Karda yürüyen kurt'
'Su içen kurt'
'Guenter Boerschlein'

Kurtlar

9 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Çevremizi temiz tutalım... Arkadaşlar o kadar uğraştılar... En azından emeğe saygı...'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

2014

18 gönderi
'Sağlıklı bir yaşam için sigaradan vazgeçin... #SigarasızBirHayat #Sağlık #9Şubat #ismailturgay'
'Sağlıklı bir yaşam için sigaradan vazgeçin... #SigarasızBirHayat #Sağlık #9Şubat #ismailturgay'
'Sağlıklı bir yaşam için sigaradan vazgeçin... #SigarasızBirHayat #Sağlık #9Şubat #ismailturgay'
'Sağlıklı bir yaşam için sigaradan vazgeçin... #SigarasızBirHayat #Sağlık #9Şubat #ismailturgay'
'Sağlıklı bir yaşam için sigaradan vazgeçin... #SigarasızBirHayat #Sağlık #9Şubat #ismailturgay'

Sigaraya Hayır

1 gönderi
'Alışverişten geldim çok yoruldum... www.ismailturgay.com #ismailturgay #ismailce #N2014'
'Para amaçlara ulaşmak için sadece araçtır... www.ismailturgay.com #ismailturgay #ismailce #N2014'
'Gabak dadında bir gündem... Gabakspor www.ismailturgay.com #ismailturgay #ismailce #N2014'
'Doktor bey (çalıntı) www.ismailturgay.com #ismailturgay #ismailce #N2014'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

İsmailce

33 gönderi3 kişi katkıda bulundu
'AKDAG'DAKI YILKI ATLARI AFYONKARAHISAR'IN SANDIKLI VE KIZILOREN ILCELERI ARASINDA KALAN VE ILIN EN YUKSEK DAGI OLAN AKDAG'DAKI YILKI ATLARI UREMEYE DEVAM EDIYOR. AKDAG'DA 500'E YAKIN YILKI ATI OLDUGU BELIRTILIRKEN, ATLARIN INSANLARA YAKLASMASI ISE MUMKUN OLMUYOR. AKDAG'IN KOCAYAYLA BOLGESINDE BULUNAN YILKI ATLARI ZIYARETCILERE ISE ADETA GOSTERI YAPIYORLAR. (ANADOLU AJANSI - SAIT KARADUMAN) (20071030) AA'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Atlar

8 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

TEKİR – POZANTI

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

BAYKUŞLAR

1 gönderi
'ÇÖREK OTUNUN FAYDALARI Vücudumuz doğası gereği, doymamış yağ asitlerini üretemediğinden bu yağ asitlerini dışarıdan karşılamak zorundadır.Bir gram çörekotu yağı da bu açıdan bir günlük ihtiyacımızı karşılamak için yeterlidir. ÇÖREK OTUNUN DİĞER ETKİLERİ • Çörek otunda bulunan nigellon ve alfa-pinen gibi eterli yağlar, solunum borusunun genişleyip krampların giderilmesini sağlar. Ayrıca öksürüğü hafifletir. İltihap giderici, ağrı dindirici ve idrar söktürücü etkileri de mevcuttur. Düzenli kullanımda kan şekerini düşürücü etkisi vardır. • İçeriğinde bulunan B1, B2 ve B6 vitaminleri, pek çok enzimin üretiminde önemli rol oynar. Çünkü bunlar, savunma ablukalarını yok edip boyun altı bezini ve dolayısıyla da savunma sistemini güçlendirir. Folasidi vitamini ise, kalp ve tansiyon problemlerinin oluşma riskini en aza indirger. Bununla birlikte hücre yenilenmesinde de gereklidir. • Beta karotin, A, E ve C vitamini, selen gibi antioksitler vücudun savunma sistemini destekler. ayrıca içeriğinde bulunan selen, zehirli maddelerin vücuttan atmasında destek olur. ÇÖREK OTUNUN FAYDALARI Bu kadar mükemmel olarak yaratılan çörek otu, bütün bu özellikleri ile: • Mikrop, virüs ve mantarlara karşı etkili bir savunma aracıdır. • İfraz boşaltıcı ve solunum borusunu genişleticidir. • Kan şekerini düşürür. • Damar hastalıklarını engeller. • İdrar söktürücü özelliği ile safrayı rahatlatır. • Vücuttaki zehirlerin atılmasını sağlar. • Hazmı kolaylaştırır. • Yaraların daha hızlı iyileşmesini ve hücrelerin yenilenmelerini hızlandırır. •Alerjiyi engeller. • Savunma sistemini dengeler. • Hormon sistemini ve ruh hâlini güçlendirir. ÖZEL HALLERDE FAYDALARI • Çörek otu, müzmin hastalıklarda şaşırtıcı derecede iyileşmeler sağlar. Çocuklarda özellikle sinir ve deri sorunlarına, astım ve alerji sorunlarına da çok iyi gelir. • Çörek otu ürünleri (yağ ve ezilmiş bal karışımlı) hamilelik döneminde oluşan şikayetleri en aza indirir. Yan etkisi olmayıp, hamilelik dönemindeki bayanlar ve bebeklerini ana sütüyle beslemeyi tercih edenler için sütün kalitesini arttırarak bebek için daha faydalı olmasını sağlar. • Egzamalı cilde sık sık çörek otu yağı tatbik edildiğinde deri hızlı iyileşir. Yine deri hastalıklarında mikrop öldürücü etkisi nedeniyle çok yararlıdır. BAZI HASTALIKLARDA ÇÖREK OTU • Hazımsızlık ve mide şişkinlikleri gibi sorunlarda çörek otunun etkisi eski zamanlardan beri bilinmektedir. • Hemoroite problemine iyi gelir, çünkü damarları güçlendirerek kan dolaşımını arttırır. • Romatizma, şeker hastalığı ve yüksek kolesterol gibi metabolik hastalıklar için çok etkilidir. • İktidarsızlık ve kısırlık sorunlarında da yine etkili bir destekleyicidir. Çünkü çörek otu, cinsî hormonları düzenlemekte, bedenî ve ruhî olarak zindelik ve dinçlik vermektedir. • Çörek otu yağı kadınlardaki regl dönemi sancılarına ve diş ağrılarına karşı yine başarılı sonuçlar elde edilmektedir. SAĞLIKLI OLMAK İÇİN ÇÖREK KÜRÜ İçeriğinde bulunanlarla savunma sistemine, metabolizmaya ve hormonlara iyi gelen çörek otu, vücudu toksinlerden arındırır, kan dolaşımını güçlendirir ve bağırsakların düzenli çalışmasını destekler. Cildi berraklaştırır. Düzgün bir cilde, parlak saç ve gözlere sebep olur. Sağlıklı ve hayat dolu bir görünüm oluşturur. Çörek otu savunma (immün) sistemini güçlendirdiğinden, kanser, AIDS gibi çağın hastalıklarına karşı tavsiye edilmektedir. Yine tansiyon ve ateş düşürücü ve doğal antibiyotik tesirleriyle yaygın hastalıklara da çare olmaktadır. Başta astım ve polen alerjisi olmak üzere alerjik hastalıklara, saç dökülmesi ve kepek gibi problemlere karşı da etkilidir. ÇÖREK OTU NASIL KULLANILIR? Kurutulan tohumlar baharat şeklinde, suda kaynatılarak ya da yağı çıkarılarak tüketilir. Güzel kokulu bir baharat olarak kullanımı çok yaygındır. Çörek otunun tohumlarından elde edilen çörek otu yağı saç dökülmesinde ve saçlı deride oluşan kepeğe karşı oldukça etkilidir. Sirke ile kaynatılıp gargara yapıldığında diş ağrılarına iyi gelir. Suyu ile sivilcelere pansuman yapıldığında sivilceler üzerinde etkili olduğu görülmüştür. - Bir teoriye göre, çörek otunun kemoterapi ilaçları ve radyoterapi tedavisi ile birlikte kullanılması, çörek otunun anti oksidan etkisi nedeniyle bu tedavi yöntemlerinin etkisini azaltabilir. #Çörekotu #ismailturgay #N2014'
'Yağlı bir tavayı soğuk suda yıkamaya çalışın.Yağlar donar ve yapışır.Ama aynı tavayı sıcak suda yıkarsanız, yağı çözer veuzaklaştırır.Bedenimiz yağları içerir.Sıcak su sistemimizi temizler.Sıcak su; Bedenin doğal serinletme sistemini çalıştırır.Bu kan dolaşımında artışa neden olur.İç organları ve kaburga kafesinin etrafındakı kasları gevşetir, daha derin nefes almanızı sağlar.Mide asidi etkilerini rahatlatir ve asit reflu semptomlarini rahatlatir.Sulanmayı ve besinlerin emilimini artırarak sindirime...'
'KEÇİ BOYNUZU VE PEKMEZİNİN FAYDALARI http://dogaltedavi.wordpress.com/2008/07/19/keciboynuzu-pekmezi-ve-faydasi/'
'Murt (Yaban Mersini) 1.Kan şekerini düzenler Tip2 diyabet, insulin direnci veya metabolik sendromda düzensiz kan şekeri salgılanır. Elbette bu soruna özgü diyet programı uygulanmalıdır ama araştırmalara göre düzenli yabanmersini tüketenlerde tüketmeyenlere göre daha regüle kan şekeri salgılanmaktadır. 2.İdrar yollarını temizler Çoğu idrar yolu enfeksiyonuna E. Coli olarak bilinen bir bakteri neden olur, idrar yoluna yapıştığından idrarla da atılamamaktadır. Yabanmersini ise doğal antibiyotik özelliği ile idrar yolunu bu bakteriden temizleyebilmektedir. 3.Görme kaybına faydalı Yabanmersini yüksek oranda antosiyanin içermesinden dolayı görme kaybını önleyici özelliğe sahip. Makula dejenerasyonu, katarak, miyop, göz kuruluğu hatta enfeksiyonlara karşı koruyabilmekte. 4.Beyin sağlığını korur A,B,C vitaminleri, antosiyaninler, selenyum, magnezyum, fosfor, bakır, çinko gibi önemli besin öğelerinden zengin olan yaban mersini beyin hücrelerini ve sinirlerini koruyucu özelliğe sahip ayrıca hafızayı güçlendir. Özellikle alzheimer gibi giderek artan bir hastalığa karşı koruyucudur. Çalışmalara göre düzenli yabanmersini tüketen çocukların öğrenme kapasitesi de yükselmektedir. 5.Kalp hastalıklarından korur. Lif oranının yüksek ve antioksidanlardan zengin olması nedeniyle özellikle LDL kolesterol seviyesini düşürücü özelliğe sahiptir. Bu nedenle kalp sağlığını korur. Ayrıca düzenli olarak yabanmersini tüketenlerde eNOS enzim seviyesinin de yüksek olduğu belirlenmiştir, eNOS enzimi yine kalp hastalıklarından koruyucu özelliğe sahiptir. 6.Sindirim sistemini düzenler Lif içeriği nedeniyle sindirim sistemini düzenler, kabızlık problemi olanlarda faydalıdır. Ayrıca içeriğindeki bakır ve fruktoz nedeniyle sindirimi hızlandırır. 7.Kanserden korur Pterostilben, ellagic asit gibi kansere karşı koruyucu içeriğiyle ayrıca C vitamininden de zengin olmasıyla özellikle kolon, rahim ve karaciğer kanserine karşı faydalıdır. 8.Doğal antidepresandır Enerji metabolizmasını düzenleyici, sakinleştirici özelliğiyle doğal anti depresantdır. Rengi ne kadar koyuysa içeriği de o kadar zengin olmaktadır. Diğer Önemli Faydaları: 1-Yaprak ve kuru meyvelerinden yapılan çay ishal giderici özellik taşımaktadır. 2-Yaban mersini çayının bayanlarda özel günlerin etkisini azalttığı ve düzene sokmaktadır. 3-Yaban mersini çayının idrar yolu enfeksiyonlarında antibiyotik etkisi göstermektedir. 4-Kansere karşı vücudu koruyan enzimleri aktive etmektedir. 5-Anti kanserojen ve antioksidan özelliğe sahiptir. 6-Yağlı bileşiklerin vücuttan atılmasını sağlar. 7-Taze olarak yenildiğinde kanı temizler. 8-Besleyici olmasına rağmen kalori ve sodyum içeriği düşüktür. 9-Kan şekerini düşürür 10-Bağırsak metabolizmasını düzenleyen lifli özelliği vardır. 11-Kan kolesterolünü düşürür. 12-Pektin içeriği yüksektir. 13-Kalp krizi riskini azaltır. 14-Gece görüş kabiliyetini artırır. 15-HIV VİRÜSÜNÜN tekrarlanmasını azaltır. 16-Damar elastikliği ve gözlerin geçirgenliğini artırır 17-Vücutta biyoaktif madde olarak kullanılan polifenoller, aktokyaninler, flavanoller ve tanenlerce zengindir. 18-Kansere karşı savaşan ELLAGIC-ASİT içeriği oldukça yüksektir. 19-Diyetlerin sağlıklı ve çok değerli bir parçasıdır. 20-Göz yorgunluğunu giderir, miyopluk ve şeker hastalığından kaynaklanan görme bozukluklarını engeller. Kamaşma, kılcal damar çatlaması ve gece körlüğünü ortadan kaldırır. 21-Kabızlık, bulantı, mide kramplarını ve ülseri önler. 22-Damar sertliği oluşumunu engeller. 23-Varis ve basur’u (hemoroit) iyileştirir. 24-Sakinleştirici özelliği vardır. 25-Ağız içi yaralarını iyileştirir. 26-İltihaplar için dezenfektan özelliği taşır potasyum içeriği son derece yüksektir 27-Araştırmalara göre günde bir kâse yaban mersini, yaşlılık nedeniyle oluşan tahribatı önleyip hafızayı güçlendiriyor.'

Faydalı Bilgiler

4 gönderi
'12.12.13'
'12.12.13'
'12.12.13'
'12.12.13'
'12.12.13'

Aydıncık

1 gönderi
'19 Kasım 2013'
'19 Kasım 2013'
'19 Kasım 2013'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Günün Fotoğrafı

7 gönderi
'Kazana bilemedin tenekeye suyu koyup altına çalı çırpı toplayıp veya teneke sobanın üstüne bir güğüm suyu ısıtıpçamaşır leğeninde çimmedik mi? Hayat insana verilmiş bunun içinde varlıkta var yoklukta. Sonuç olarak her zaman şükür etmek gerek. Hepsini veren allaha şükürlerolsun... #Leğen #Güğüm #Çimmek #Irbık #Çalı #ismailturgay#Hayat #Şükür #Bozyazı #kızılca #Mersin #Yörük #Varlık #Yokluk #insan #N2014'
'Benim çocukluğumda bizimde ineklerimiz vardı. O zamanlar geçim kaynağı olan ineklerimiz. Her zaman onlar bize bakar otu yemi suyu... Bizde ona bakarız sütü yoğurdu kaymağı... Çok kez derslerimi onları otlatırken yapardım. Biz gözün kitapta diğer gözün onlarda... Hele bizim sarı inek vardı üçkağıtçının tekiydi. Sen ona bakaken sanki ot yer gibi yapar. Ondan başını çevirince yolu ele alırdı. Hiç unutmam bir gün bahçede akşam üstü inekleri otlatırken elimde radyo dalmışım inekler eve gelmiş babamın yeni aşıladığı dut ağacının aşılarını yemiş. Babam çok kızmıştı. Bana öyle bir dayak attı ki hala gözümün önünde. Hayatta babamdan yediğim ilk ve son dayaktı. Annem inekleri sen güttüğün zaman sütü daha çok oluyor derdi. www.ismailturgay.com'
'Hikaye bu ya zamanın darphanesi olan bu adanın adı nagiduda adasıdır. Onun başından geçenler ve efsaneleri bitmek bilnez. Adadan Nagidos şehrine gizli bir yolun olduğu da söylenmektedir. Nagidos' un (Bozyazı Paşabeleni) kazılarında da görülüyor ki bir merdiven sahile doğru inmektedir Ayrıca Paşabeleni'ninde bulunan bir mağara var ve oraya giren olmamış ve sonunda ne var sırrını korumaktadır. Adaya zamanla karaya bağlantı yapan bir yol yapıldı ve daha sonra yol yeniden kaldırıldı. Adanın güzel bir yanı zeytin ağaçlarının olması ve gölgesinde dinlendikten sonra kitabınızı okumsk için eşsiz bir yerdir. Yolun kaldırılması ile ada yine yalnızlığa terkedilmiştir. Adaya bırakılan tavşanlar yeni misafirleri. Ada benim için neden önemli çünkü ben bu adaya bakan yamaçta bir çok odası bulunan ve her odasında bir ailenin oturduğu o kocaman evde dünyaya geldim. O devirlerde komşuluk ve dostluk sıcaklığını koruyordu. Hani komşuda pişer bize de düşer. Sıcak bir tas çorba paylaşılır. Odun ateşinde pişmiş sıcacık çay komşularla olan muhabbeti koyulaştırıyordu. O sadece bir ada değil tarihin şahidi ve taşıyıcısı. Nagiduda yada Korsan Adası veya Tavşan Adası olması önemli değil. Bozyazı Adası da desek olur. Sadece ada olmadığı için psylaşmak istedim bir çay tadında...'
'Hiç görmediği yeri özler mi insan. Evet özler burası da benim görmeden özlediğim yerlerden birisi. Yıllarca yanında olup uzak olmak. Daha fazla uzatmadan burası Karamanastır. Benim hatatımda önemli yeri olan bir yer. Annem ve babamın çocukluğunun geçtiği ve bunu hikayeleştirerek bize anlatmaları bu özlemi büyüttü. Yıllar sonra gitme fırsatı buldum. Hayatımda önemli bir gündü.'

Hikayeli Resimlerim

4 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

MARDİN RESİMLERİ

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Muzaffer Çay İçer Çaylı Hayat sayfasına bekliyorum www.facebook.com/caylihayat'

Çaylı Hayat

15 gönderi5 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'24 Kasım Öğretmenler günü. Öyle kısacık bir mesajla geçiştirecek bir gün değil. Hayatımızda çok önemli bir yer tutan Öğretmenlerimiz bizim hayatla bağlantı noktasında yanıbaşımızdaydılar. Devam eden yıllarda da onları örnek almıyormuyuz? Ama zamane çocuklarına biraz sitemkar olmadan edemeyeceğim. Neden mi? Öğretmenlerine gereken saygıyı göstermiyorlar. Öğretmen sadece sınıfta değil sokakta da öğretmendir. Okul önkerinde bunu baruz bir şekilde görmek mümkün. "Bana bir garf öğretenin 40 yıl kölesi okurum" Tüm Öğretmenlerimizin Öğretmenler Gününü kutluyorum. Bir Öğretmen bin dünyadır.'

Atatürk

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Seher ile Göç Resim Sergisi

1 gönderi2 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Kurban Kesimi 2013

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Dünyalılar

15 gönderi
'memleketim'
Necla Boz Turgay'ın fotoğrafı.
Necla Boz Turgay'ın fotoğrafı.
Necla Boz Turgay'ın fotoğrafı.
Necla Boz Turgay'ın fotoğrafı.

1.MERSİN KÜLTÜR FESTİVALİ

1 gönderi3 kişi katkıda bulundu
Ilhan Kemikli'nin fotoğrafı.
Ilhan Kemikli'nin fotoğrafı.
'bozyazı genel görünüm'
'bozyazı sini çayı'
'BOZYAZI'

BOZYAZI (Nagidos)

15 gönderi44 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

YEĞENİM SEMRA

7 gönderi6 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'İyiki doğdun Ramazan canım yeğenim...'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

YEĞENİM RAMAZAN ARDA

10 gönderi5 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

YEĞENİM FATMA EFLAL

17 gönderi4 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Karamanastır

2 gönderi4 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Canım yeğenim ilk doğduğu saatteki resmi'
'17 Ocak 2009'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

YEĞENİM ABDULLAH

23 gönderi5 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'16.09.2009'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

YEĞENLERİM YAVUZ-EMİNE-ZEYNEP

5 gönderi4 kişi katkıda bulundu
'Canımız analarımız babalarımız sizleri çok seviyoruz. İyi ki varsınız. İyi ki sizlerin evlatları olarak dünyaya gelmişiz. Bundan gurur duyuyoruz ellerinizden öpüyoruz... Necla ve İsmail'
'Canımız analarımız babalarımız sizleri çok seviyoruz. İyi ki varsınız. İyi ki sizlerin evlatları olarak dünyaya gelmişiz. Bundan gurur duyuyoruz ellerinizden öpüyoruz... Necla ve İsmail'
'Canımız analarımız babalarımız sizleri çok seviyoruz. İyi ki varsınız. İyi ki sizlerin evlatları olarak dünyaya gelmişiz. Bundan gurur duyuyoruz ellerinizden öpüyoruz... Necla ve İsmail'
'Canımız analarımız babalarımız sizleri çok seviyoruz. İyi ki varsınız. İyi ki sizlerin evlatları olarak dünyaya gelmişiz. Bundan gurur duyuyoruz ellerinizden öpüyoruz... Necla ve İsmail'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

ÖZEL ALBÜM

3 gönderi4 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

YEĞENLERİM VE BOZYAZI

8 gönderi6 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

BÜYÜKECELİ – MERSİN

5 gönderi3 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'YEĞENİMİZ ZÜBEYDE DEDESİ İLE.. BABA BAŞINDAKİ HARİKA GÖRÜNÜYOR..'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

YEĞENİM ZÜBEYDE

9 gönderi5 kişi katkıda bulundu
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Nostanji

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Flickr Photos

1 fotoğraf
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

BOZYAZI NİSAN 2013

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Vesikalık çekmeye çalışıyorduk...'
'Vesikalık çekmeye çalışıyorduk...'
'Seni Seviyoruz Not: Problem yok foto 2013 yılı iyi dikekleriniz için teşekkür ederim.'

BABAMMMMMM

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Dede torun elele bakkala tabikide...'
'Foto Apoş çekerde güzel olmaz mı?'

2013

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Herkes sevdiğine bakıyor... :)))'
'Allah bozmasın bir ömür...'
'Dostlarla keyifli bir akşam...'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

2012 YILI SONLARI

3 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Kardeş teşekkürler...'

MANTAR ZAMANI

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

YENİ EVİMİZ

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
'Hadi ilker kolay gelsin...'
'İlker sırtladı Anamur Muzunu'
'Kanal D Ben Bilmem Eşim Bilir'
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

ANAMUR MUZU KANAL D

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

BEN UĞUR

2 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

BUTONLARIM

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

MERSİN 07.07.2012

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

MERSİN  2012

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

EMMİMGİL

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

AŞKIM VE BEN

1 gönderi
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.
İsmail Turgay'ın fotoğrafı.

Ramazan 2011

1 gönderi


  •  

 

AYNALIGÖL MAĞARASI AYDINCIK MERSİN
Toplam uzunluğu 555 m olan dünyanın belki de sekizinci harikası sayılabilecek bu mağaranın içi, her türden damlataş oluşumları (sarkıt, dikit, sütun, duvar ve perde damlataşları, akma taşlar, mağara iğnesi) ile kaplıdır. Dev boyutlara ulaşan ve görünümleri son derece güzel olan bu damlataşlar, genişliği yer yer 100, tavan yüksekliği 18 metreye ulaşan ana galeriyi çok sayıda salon ve odaya ayırmıştır. Gilindire Mağarası’nın sonunda genişliği 18–30, uzunluğu 140, tavan yüksekliği 35–40, derinliği 5–47 metre olan büyük göl bulunmaktadır. Gölün kenarında sarkıt, dikit, sütun ve mağara iğneleri yer almaktadır. Göl, deniz ile aynı düzeydedir ama deniz seviyesinden 47m daha derin olup ayrıca denizden yatay olarak 240m uzaktadır. Gölün ilk 10 metresinde acı su, sonraki derinliklerde de tuzlu su yer almaktadır. Göl içerisinde sıcaklık hemen hemen aynıdır. Gilindire Mağarası’nın çok sıcak ve nemli bir havası vardır.Giriş ağzının dar ve basık olması nedeniyle, dışarıyla hava alış verişinin olmadığı mağaranın bu havası yaz ve kış mevsiminde önemli bir değişikliğe uğramamaktadır. Ancak girişten son bölüme doğru sıcaklık kademeli olarak düşmekte, buna karşılık mutlak nem artmaktadır. Nisan 2000 ayında MTA uzmanlarınca ölçülen sıcaklık ve mutlak nem değerleri, mağaranın önünde 28 derece, nem %37; gölün kenarında sıcaklık 22 derece, nem %91’dir. Gilindire Mağarası, Kültür Bakanlığı Adana Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunca 25. 01. 2000–3608 gün ve sayılı karar ile taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmiştir. Mağarada, M.Ö. 5000–3000 yıllarına tarihlenebilecek yonca yapraklı testi kırıkları bulunmuştur. 2006 yılında gerekli tüm izinler alınmış ve M.T.A tarafından hazırlanan mağaranın aydınlatılması ve iç düzenlemeleri için mimari uygulama projeleri de Mersin Valiliğince tamamlanmıştır.